İçeriğe atla
Kâf 39Cüz 26 · Sayfa 520

Kâf Sûresi 39. Âyet

ق

Sohbete sor

Fasbir ‘alâ mâ yekûlûne ve sebbih bihamdi rabbike kable tulû'i-şşemsi ve kable-lġurûb(i)

O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.

Kâf Sûresi

Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.


Resülûllah efendimize yapılmış olan bu tavsiye, biz ümmetine ilgilendirmektedir.

Öncelikle kendi bünyemizde bulunan nefsi emmare kaynaklı hayal ve vehim söylediklerine ve daha sonra afakta bulunan zuhurların hayal ve vehminden kaynaklı olan aslı olmayan söylediklerine sabredilmesi gerekir bunun içinde nefsi ile sabredenler ile beraber olmak gerekir. (Murat Derûni)


(Vasbir nefseke meallezine yed'une rabbehum bil ğadati vel aşiyyi yuridune vechehu ve la ta'du aynake anhum turidu zinetel hayâtid dunya ve la tuti' men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kane emrûhu furuta.) Kehf (18/28) “Sabah akşam Rabblerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünyâ hayâtının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gâfil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” Bu Âyet-i Kerîm’e çok dikkatimi çeken bir Âyet-i Kerîm’e idi, bu Âyet-i Kerîme’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.

Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.[46] “ İz- -T-B- ”


Ve bu eğitim sonucu Fenâfişşeyh, Fenâfirresül ve Fenafillah eğitiminin sonucu güneşin doğuşu Hakikat-i ilahiyye güneşi ve bekabillah’ın doğuşundan ve bu yaşam içinde fenâfillah kendinde bulunan hakkk’ı mahrem olanlardan gizlemediğin zamanlarda “bi’hamdihi” rabbinin hamdi ile tesbih et. Yani kendi anlayışın ille değil rabbin nasıl hamd ediyor ise öyle hamd et.

“Ve sebbih bihamdi rabbike”

(Ve sebbih) Bu kelime “Tesbîh et” mânâsına emir’ dir. Genelde tavsiye yönlü kullanılır. Ancak aslında emir’dir. O halde bu emri alan kimsenin, “Nasıl”? diye, sorması lâzım gelecektir. cevabı, “bihamdi” yani “hamd ile” olmaktadır. O halde yine sorulacaktır, nasıl bir hamd ile? diye. Cevabı “rabbike” Yâni, (senin rabb’ının hamdı ile) olarak gelmektedir.

(1) Senin rabb’ın, ne demektir.?

(2) Hamd gerçek mânâda nedir.?

(3) Hitap, bu Âyet-i kerimeyi okuyan kimseye ve onun mertebesine, uygun olduğuna göre ise, okuyanın, bulunduğu mertebesinin, “rabb’ı nın hamdı” nasıldır.?

(4) Secde ve “secde” ehli ne demektir.? Niçin “rükû” ehli denmemiştir.

İşte bu veya diğer Âyet-i kerimelerde bildirilen hususları kendi ifadeleri yönüyle incelemez isek, o zaman sadece zâhirî “meal” yönüyle hiçbir tefekkür yürütmeden okuyup geçmiş oluruz. Bu da çok güzeldir ama Âyet-i kerîme’leri Ulûhiyyet-in işaretleri olarak bilir ve o anlayışla bakarsak o zaman Rabb’ı mızı daha burada iken müşahede etmiş oluruz. Çünkü zâten kendi ifadesiyle bizimle beraberdir. Ancak biz ise, nefsimizle beraber olduğumuzdan, onunla yaşadığımızın farkında değiliz. Şimdi yukarıda bahsedildiği üzere Âyet-i Kerîmeyi, sırayla tekrar incelemeye çalışalım.

(1) Senin rabb’ın, ne demektir.?

Yukarıda da bahsedildiği üzere “Rabb” anlayışının üç türlü olduğu bildirilmiş idi. Tekrar hatırlayalım.

Bilindiği gibi (Rabb’lık-Rubûbiyyet) “mürebbiye, eğitim,” toplu olarak “Esmâ” mertebesini ifade eden isimlerdir.

(Rabb’ike) ise (senin Rabb’in) demektir. Bu ise üç şekilde anlaşılır.

Birincisi: Rabb-ül erbâb, Rabb’ların Rabb-ı olan genel kullanışta (Allah) (c.c.) diye bilinen Hakk’tır.

İkincisi: Rabb’ül has, kişiyi genel mânâ da hükmü altında tutan Esmâ’ül Hüsnâdan olan bir isimdir. Bu ismin özellikleri o kişide daha çok zuhurda’dır. Ancak bütün isimler bütün kişilerde mevcuttur, “has” isim ise o kişiyi daha çok hükmü altında tutan isimdir. Ancak güzel bir İrfân-î eğitim ile “Rabb-ül has” tan “Rabb-ül erbâb’a yükselme imkân-ı vardır.

Üçüncüsü: Rabb’ül nefs veya Rabb’ül hayal, dir. Yâni kişinin kendi aklınca farkında olmadan zan ettiği ve kendi cüz-i aklınla hayal ve nefsinde kurguladığı ve kendinin var ettiği nefs-î Rabb-ı dır.

İşte Âyet-i Kerîme’de bahsedilen, (Rabb’ike) “senin Rabb’in” hükmü, kişinin, yukarıda bahsedilen Rabb anlayışlarından ikincisi olan “Rabb-ül has” tır.

İşte ancak bu anlayıştan sonra, “senin rabb’ı nın hamdıyla tesbih et” hükmü faaliyete geçebilecek ve burada ki “tesbihat” ancak o zaman hakkıyla gerçekleşmiş olacaktır.

(2) Hamd gerçek mânâda nedir.?

Genelde hamd, teşekkür ve övgü anlamında kullanılır. Ancak gerçek mâhiyyet-i çok daha başkadır. Hakikatte ise hamd-ı Ancak Allah (c.c.) yapar kulun beşer yönü bundan âcizdir. İşte o yüzden, (Elhamdülillâh) “hamd Allah-a mahsustur.) Hamd-ın sekiz mertebesi (salât-namaz) isimli kitabımızda, daha değişik diğer yönüyle de, (13 ve hakikat-i İlâhiye) isimli kitabımızın son bölümlerinde bahsedilmiştir, dileyenler oralara bakabilirler.

(3) Hitap, bu Âyet-i kerimeyi okuyan kimseye ve onun mertebesine, uygun olduğuna göre ise, okuyanın, bulunduğu mertebesinin, “rabb’ı nın hamdı” nasıldır.?

O halde bu mertebenin hakikatlerinin iyi anlaşılması ve kısmen’de olsa kendini ağırlıklı üzerinde tesiri olan “ismi- esmâ” sını idrak etmesi gerekecektir. Daha sonra bu esmânın kendi faaliyeti itibariyle hamdi’ni yâni övgüsünü öğrenip onun hamdıyle-övgüsüyle hamdetmeye başlaması lâzım gelecektir.[47] “ İz- -T-B- ” Daha sonra;


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)