Vel-arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîc(in)
Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.
Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
Kâf Suresi 7. ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve yeryüzündeki düzeni vurgular. Ayet, yeryüzünün yayılması, dağların yerleştirilmesi ve çeşitli bitkilerin bitirilmesi gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin delillerini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle göklerin zıddı olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise Allah'ın kudretinin tecelligahı olarak, üzerinde hayatın sürdüğü ve yayılıp döşendiği mekan olarak zikredilmiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'arz' kelimesinin hem gezegenin tamamını hem de belirli bir bölgeyi ifade edebileceğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın genişlettiği ve üzerinde dağlar ile bitkiler yarattığı genel yeryüzü anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'medednâhâ' ifadesinin 'bastnâhâ' yani 'onu yaydık, genişlettik' anlamına geldiğini belirtir. Bu, yeryüzünün yaşama elverişli hale getirilmesi ve üzerinde hareket etmeye uygun bir zemin oluşturulması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'medednâhâ' fiilinin mecazi olarak yeryüzünü düz ve yaşanılır kılma, onu insanların istifadesine sunma anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu, Allah'ın yeryüzünü bir döşek gibi serip genişletmesini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'medd' kökünün Kur'an'da genellikle bir şeyi uzatma, genişletme ve yayma anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise yeryüzünün yaratılışındaki ilahi düzeni ve insanların yaşaması için uygun hale getirilmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elkaynâ' fiilinin 'bir şeyi bir yere bırakmak, atmak' anlamına geldiğini ve bu ayette dağların yeryüzüne sağlam bir şekilde yerleştirilmesini ifade ettiğini belirtir. Bu, dağların yeryüzünün dengesini sağlamadaki rolüne işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'elkaynâ' fiilinin 'bir şeyi bir yere sabit kılmak, yerleştirmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, dağların yeryüzüne sağlam kazıklar gibi çakılması ve onun sarsılmasını engellemesi kastedilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'revâsî' kelimesinin 'dağlar' anlamına geldiğini ve mecazi olarak yeryüzünü sabitleyen, onu sarsılmaktan koruyan unsurlar olarak kullanıldığını ifade eder. Bu, dağların yeryüzünün dengesindeki işlevine vurgu yapar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'revâsî' kelimesinin 'râsiye' kelimesinin çoğulu olduğunu ve 'sabit, sağlam, yerleşmiş' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da bu kelime, yeryüzünün sarsılmasını engelleyen dağlar için kullanılır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'revâsî' kelimesinin Kur'an'da dağların yeryüzünü sabitleme ve dengeleme fonksiyonunu vurgulamak için kullanıldığını açıklar. Bu, Allah'ın yaratılışındaki hikmetin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'behîc' kelimesinin 'güzel, göz kamaştırıcı' anlamına geldiğini ve bitkilerin güzelliğini, canlılığını ve insanlara verdiği sevinci ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'behîc' kelimesinin 'güzelliğiyle insanı sevindiren, neşelendiren' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, yeryüzünde biten her türden bitkinin estetik ve faydalı yönlerine işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'behîc' kelimesinin 'güzelliğiyle kalbe ferahlık veren' anlamını taşıdığını ve Allah'ın yarattığı bitkilerin hem görsel güzelliğini hem de insanlara sağladığı faydaları ifade ettiğini belirtir.
Kâf Sûresi
Âyetin zât mertebesi âyetlerindendir.
“Medednâhâ, enbetnâ” Biz yaydık ve biz bitirdik ifadeleri ile âyetin zâti olduğunu göstermektedir. Yeryüyüzü ve bitkiler ef’âl mertebesini bildirmektedir. Yeryüzünde ve bitkilerin faaliyetinde Allah c.c. uzaklarda olmadığını bizzat zâtı ile zatından zati ile sırası ile sıfât, esmâ, ef’âl mertebesi ile nuzül ederek ef’âl mertebelesine tecelli ederek zuhura getirdiğini meydana getirdiğini bildirmektedir.
Bizlerinde beden arzımızda yaygın bir sahadır burada tecelli eden hakk’ın varlığından başka bir şey değildir. Yaygın dağlar bizlerin beden arzımızda bulunan sırt ve omuzlarımızdır. Dağ ise fikirde ve tefekkürde yükselmetir.
Akıl ve nefsin birliteliğinden ise bitki denilen fikirler ortaya çıkmakta ve nefsi emmare ve birimsel akıl kaynaklı ise celali fikirler olmakta ve nefsi küll ve aklı küll kaynaklı ise cemali fikirler üretkenlikler olmaktadır. Âyette geçen zevc yani eş kelimeside bunu desteklemektedir. Aslında eşller ayrı ayrı görülsede hakikatleri birdir. Nasıl bitki çiçeğinin dişi ve erkek olmak üzere iki yönü vardır. Erke akıl yönü program bu programın dişi yönü tohumlaması ile dişi üretenliğe geçip meyveyi oluşturmaktadır. Bu çiftteki tekliğe delalet etmektedir.
Bilindiği gibi dişi bitki, erkek bitki tarafından tohumlanmaz ise vermiş olduğu çiçek veya meyva olgunlaşmadan dökülür. Onun için bizdeki fikirlerinde nefsi emarenin hayal ve vehim yönü kaynaklı olmaması için beden arzına yerrleştirilmiş olan sabit dağ yani Tûr-u sine dağının hakikatının akıl Mûsâ sı olduğunu anlayıp idrak ederek yaşantıya geçirip, beden varlığımızdaki zevç olan bitkilerinin hakiki ilimden beslenmesini sağlamamız lazımdır. (Murat Derûni)