İçeriğe atla
Kâf 9Cüz 26 · Sayfa 518

Kâf Sûresi 9. Âyet

ق

Sohbete sor

Ve nezzelnâ mine-ssemâ-i mâen mubâraken fe-enbetnâ bihi cennâtin ve habbe-lhasîd(i)

(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

Kâf Sûresi

Gök, gönül göğüdür. Buradan inen bereketli su ile “Abd”in gözyaşları ile oluşan Abdiyet hakikatleridir. Kevser ırmağından çağlayan bu hakikat ile cennet bahşeleri ve hasad edilecek bitki yani ma’nâ fikirleri bitirdik. (Murat Derûni)


Rabb kuluna can vermektedir. “Sen benim için göz yaşı akıtıyorsun ama Ben de sana o damarlarından kan veriyorum.” Bu kan bizim anladığımız manada olan sulu kan değil, bütün varlığına sirayet eden “ilahi can”dır. “Rahmaniyet canı”dır.[12]

Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim…

4297. Şer adamı, demirsiz gemi geldi, zîrâ eğri havadan o hazer bulmaz.

Şerre mütemâyil olan bir kimse, demir atmamış olan bir gemiye benzer, zîrâ öyle demir atmamış olan bir gemi her bir muhâlif havadan hareket eder ve aslâ eğri havadan korkusu olmaz.

4298. Akıl demiri, akıl için emândır; âkillerden bir demir dilen!

Vücûd-ı beşer, bu âlem-i şehâdet deryâsında bir gemiye ve akıl o geminin demirine benzer. Ve akıl demiri, vücûd gemisini muhâlif havalara tâbi’ olmaktan hıfz eder. Binâenaleyh âkillerden geminin demiri mesâbesinde olan aklı iste ve dilen!

4299. O aklın yardımlarını o cûd denizinin inci hazînesinden vaktâki kaptı.

Vaktâki o aklın yardımlarını, Hakk’ın kerem deryâsının inci hazînesi olan insân-ı kâmilden kaptı,

4300. Böyle imdâddan gönül pür-fen olur, gönülden sıçrar, gözü de rûşen olur.

Böyle yardımdan gönül pür-fen ve hüner olur; ve bu imdâd gönülden, ya’ni ilim ve idrâk mertebesinden de sıçrar, bâtın gözünü aydınlatıp, insan görmek mertebesine vâsıl olur.

4301. Zirâ ki nûr gönülden bir göz üzerine oturdu, hattâ gönül gittiği vakit, senin gözün âtıldır.

Bu imdâdın gönülden göze sıçramasını istib’âd etme; zîrâ gözün nûru, gönülden peydâ olur ve kalb kuvvetli olunca, havâs de kuvvetli olur. Hattâ eğer kalbin darabânı ve kuvveti gittiği ve munkatf olduğu vakit, göz de muattal olur.

4302. Gönül vaktâki akla mensûb olan nûrlar üzerine de vura, ondan bir nasıb dahi iki göze verir.

Kalbe, akla mensûb olan nûrlar hâsıl olduğu vakit, gözümüze dahi o nûrdan bir hisse ve nasîb erişir.

4303. Şimdi bil ki, gökten âb-ı mübârek, gönüllerin vahyi ve sıdk-ı beyân oldu.

Bu beyt-i şerîfde (Kaf, 50/9) “Biz gökten mübârek olan suyu indirdik, onunla bahçeler ve biçilen hubûbâtı bitirdik” âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ve sûre-i Kâfda olan bu âyet-i kerîmenin, lisân-ı işâretle olan ma’nâsı beyânen buyurulur ki: “Gökten ve âlem-i ulvîden inen mübârek su, göklere nâzil olan vahy-i ilâhî ve lisândan cârî olan sıdk-ı beyândır ki, gönül bahçeleri envâ’-ı ma’rifetle ter ü tâze olur ve gıdâ-yı rûhânî olan hubûbât-ı maârif-i ilâhiyye hâsıl olur.”

4304. Biz dahi o hayvan yavrusu gibi ırmak suyunu içelim, o tâin olan vesvâs tarafına hakmıyalım.

Ey sâlikler, biz dahi o hayvan yavrusu gibi bu Mesnevî-i Şerifin tâinleri olan vesvâs tarafına ve onların hiçbir kıymeti hâiz olmayan i’tirâzlarına kulak asmayıp, ma’rifet-i ilâhiyye ve esrâr-ı bâtıniyye ırmağı olan Mesnevî-i Şeıîf den istifâde edelim.[13]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)