Fea'rid ‘an men tevellâ ‘an żikrinâ velem yurid illâ-lhayâte-ddunyâ
Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.
Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.
Necm Suresi 29. ayet, Allah'ı anmaktan yüz çeviren ve sadece dünya hayatını arzulayan kişilere karşı takınılması gereken tavrı dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'yüz çevirme', 'zikir' ve 'dünya hayatı' gibi temel kavramlar üzerinden, manevi değerlerden uzaklaşmanın ve dünyevi arzulara yönelmenin sonuçlarına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'i'râd' kelimesini bir şeyden yüz çevirmek, ona iltifat etmemek olarak açıklar. Ayetteki 'fe-a'rid' emri, Allah'ı anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatına dalan kimselere karşı müminlerin takınması gereken tavrı, yani onlara aldırış etmemeyi, onların durumuna takılmamayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'a'rada an' ifadesinin 'tereke' (terk etti) ve 'safaha an' (yüz çevirdi) anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın, dünya hayatına dalan ve zikirden uzaklaşan kimselerin durumuna karşı müminlere 'onları kendi hallerine bırakın, onlarla uğraşmayın' mesajını verdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'i'râd'ın bazen 'terk' bazen de 'iltifat etmeme' manasına geldiğini vurgular. Ayetteki 'fe-a'rid' emri, Allah'ın zikrinden yüz çevirenlerin durumuna karşı bir tür kayıtsız kalma, onlarla tartışmaya girmeme ve onların hallerine üzülmeme tavsiyesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tevellâ' fiilinin 'yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'men tevellâ an zikrinâ' ifadesi, Allah'ın zikrinden, yani Kur'an'dan ve Allah'ı anmaktan yüz çeviren, ona sırtını dönen kimseleri tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevellâ' fiilinin 'bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak' manasına geldiğini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın zikrinden yüz çevirme, manevi rehberlikten ve ilahi mesajdan uzaklaşma eylemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tevellâ' kelimesinin Kur'an'da genellikle hakikatten, imandan veya Allah'ın emirlerinden yüz çevirme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'zikir'den yüz çevirme, Allah'ın mesajına karşı bir tür kayıtsızlık ve inkâr tavrını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikir' kelimesinin hem kalple hatırlama hem de dille anma anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zikrinâ' ifadesi, Allah'ın kendisini anmayı, O'nun ayetlerini ve Kur'an'ı hatırlamayı kapsar. Ondan yüz çevirmek, ilahi rehberlikten uzaklaşmaktır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'zikir'in Kur'an'da bazen 'Kur'an'ın kendisi' anlamına geldiğini ifade eder. Bu bağlamda 'zikrinâ', Allah'ın indirdiği Kur'an'dan ve onun içerdiği mesajlardan yüz çevirmeyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zikir' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, Allah'ı anmaktan, O'nun ayetlerini okumaya, hatta Kur'an'ın kendisine kadar uzandığını belirtir. Ayetteki 'zikrinâ', Allah'ın varlığını, birliğini ve emirlerini hatırlatan her şeyi kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kelimesini 'canlılık, varoluş' olarak tanımlar. Ayetteki 'el-hayâte' kelimesi, 'ed-dünyâ' ile birlikte kullanılarak geçici dünya yaşamını, ahiret hayatına tercih edilen maddi varoluşu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'hayat'ın genel anlamda 'varoluş' olduğunu ve Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'el-hayâte' kelimesi, 'ed-dünyâ' ile birlikte, sadece bu geçici dünya yaşamına odaklanmayı ve onunla yetinmeyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dünyâ' kelimesinin 'ednâ' (en yakın, en aşağı) kökünden geldiğini ve 'en yakın hayat' veya 'aşağı hayat' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-hayâte' ile birlikte kullanılması, ahirete nispetle geçici ve değersiz olan dünya hayatını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dünyâ' kelimesinin 'denâvet' (alçaklık, yakınlık) kökünden geldiğini ve ahirete göre daha aşağı ve geçici olan bu hayatı ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ı anmaktan yüz çevirip sadece bu geçici dünya hayatının peşinde koşanların durumunu tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dünyâ' kavramının Kur'an'da genellikle 'ahiret' kavramının zıttı olarak kullanıldığını ve geçici, aldatıcı, maddi değerlere odaklı yaşamı temsil ettiğini belirtir. Bu ayette, 'dünya hayatından başka bir şey istememek', manevi değerleri göz ardı ederek sadece dünyevi hazlara yönelmeyi ifade eder.
Necm (Yıldız) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
fea’rıd an men tevella an zikrina ve lem yürid illel hayateddünya “Artık sen, zikirimizden, bizi anmaktan yüz çevirenden ve dünya hayatından başkasını dilemeyen kimselerden yüz çevir.” Zan ve hayâlle uğraşanlardan, zikrimizden yüz çevirenden kaç, uzaklaş. Çünkü onlar seni kendi zanlarına çekerler.
(Ta-Ha Sûresi 20/124 âyette)
لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًاعوَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنْ
وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَىٰ
ve men a’reda an zikriy feinne lehü me’ıyşeten danken ve nahşürühü yevmel kıyameti a’mâ “Ve her kim benim zikrimden kaçınırsa artık kesin onun için pek dar maişet vardır ve onu kıyamet gününde ama (kör) olarak haşrederiz.” Maişet dendiğinde ilk akla gelen madde mertebesindeki dünyalık geçimdir, tabii ki o da vardır ama esas tefekkür, maişeti darlığıdır.
“İdrak, anlayış kısırlığı veririz,” diyor.
Kevser ummanının kesilmesi, yani zâtına olan yolun inkıtaa edilmesi. İnsân için bundan büyük ceza olmaz.
(Ta-Ha Sûresi 20/125 âyette)
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى
وَقَدْ كُنتَ بَصِيرًا
kale rabbi lime haşerteniy a’mâ ve kad küntü basıyren “Der ki: Yarabbi!. Ne için beni kör olarak haşrettin ve hal-buki, ben görücü idim.”
(Ta-Ha Sûresi 20/126 âyette)
عقَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا
وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسى
kale kezalike eteske ayatüna fenesiyteha ve kezalikel yevme tünsa “Allah Teâlâ da buyuruyor ki: Öyledir. Sana âyetlerimiz geldi, sen hemen onları unutuverdin. Bugün de sen öylece unutulursun.”
(Necm Sûresi 53/30 âyette)
ذَلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ
عَنْ سَبِيلِهِعلَكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّعرَبُّأإِنْ
وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى
zalike mebleğuhüm minel ‘ılmi inne rabbeke hüve âlemü bimen dalle an sebiylihî