Vemâ lehum bihi min ‘ilm(in)(s) in yettebi'ûne illâ-zzan(ne)(s) ve-inne-zzanne lâ yuġnî mine-lhakki şey-â(n)
Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.
Necm Suresi 28. ayet, bilginin yokluğunu ve zan'a tabi olmanın yanıltıcılığını vurgular. Ayet, hakikate ulaşmada zan'ın yetersizliğini ve bilginin önemini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' kelimesini bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'min ilmin' ifadesi, muhatapların iddialarının temelden yoksun, kesin bilgiye dayanmayan birer zan olduğunu belirtir. Bu, bilginin zıddı olan cehaletin değil, hakikate ulaşmada yetersizliğin bir ifadesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i bir şeyin olduğu gibi idrak edilmesi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, müşriklerin inançlarının sağlam bir delile, yani gerçek bir bilgiye dayanmadığını, dolayısıyla batıl olduğunu vurgular. Onların iddiaları, hakikatle örtüşen bir 'ilm'den yoksundur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm'in sadece bilişsel bir süreç değil, aynı zamanda ilahi vahiyden kaynaklanan kesin ve güvenilir bilgi olduğunu belirtir. Ayetteki 'min ilmin' ifadesi, müşriklerin iddialarının bu türden bir ilahi veya rasyonel temele dayanmadığını, dolayısıyla değersiz olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ittebe' fiilini bir şeyin izinden gitmek, onu örnek almak olarak açıklar. Ayetteki 'in yettebi'ûne illâ' ifadesi, müşriklerin bilgiye dayanmak yerine sadece zanlarının peşinden gittiklerini, yani zanlarını kendilerine rehber edindiklerini ve ona göre hareket ettiklerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'itteba' fiilinin mecazi olarak bir görüşe veya inanca tabi olmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yettebi'ûne illâ' ifadesi, onların zanlarını bir yol, bir metot olarak benimsediklerini ve bu zanların kendilerini hakikatten uzaklaştırdığını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'zann'ı bir şeyin varlığına veya yokluğuna dair güçlü bir ihtimal olarak tanımlar, ancak kesin bilgiye ulaşmamış hali. Ayetteki 'illâ az-zann' ifadesi, müşriklerin iddialarının kesin bilgiye değil, sadece bu türden zayıf ve ihtimalli tahminlere dayandığını, dolayısıyla temelsiz olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zann'ın bazen kesinlik ifade edebileceğini ancak Kur'an'da genellikle şüphe ve kesin olmayan bilgi anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'az-zann' kelimesi, müşriklerin inançlarının hakikatten uzak, spekülatif ve yanıltıcı olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zann'ın Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, yani hakikatin zıddı olarak kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'az-zann'ın hakikati ifade etmediği vurgusu, bu kelimenin Kur'an'daki olumsuz semantik alanını açıkça ortaya koyar ve zan'ın yanıltıcı doğasına dikkat çeker.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yuğnî' fiilinin 'kifayet etmek, yeterli olmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ yuğnî mine'l-hakkı şey'en' ifadesi, zan'ın hakikate ulaşmada veya hakikatin yerine geçmede hiçbir şekilde yeterli olmadığını, hiçbir fayda sağlamadığını mecazi bir dille ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'iğnâ' fiilinin bir şeyi başkasından müstağni kılmak, yani ona ihtiyaç bırakmamak anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'lâ yuğnî mine'l-hakkı şey'en' ifadesi, zan'ın hakikatin yerini tutamayacağını, hakikate ulaşmak için yeterli bir araç olmadığını ve hakikatin zan'a asla ihtiyaç duymadığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hakk' kelimesini bir şeyin sabit ve değişmez gerçeği olarak tanımlar. Ayetteki 'mine'l-hakkı' ifadesi, zan'ın bu mutlak ve değişmez hakikat karşısında hiçbir değerinin olmadığını, hakikatin zan ile elde edilemeyeceğini ve zan'ın hakikati temsil edemeyeceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hakk'ın ilahi vahiyden kaynaklanan mutlak ve nihai gerçeklik olduğunu vurgular. Ayetteki 'lâ yuğnî mine'l-hakkı şey'en' ifadesi, zan'ın bu ilahi ve mutlak hakikat karşısında tamamen yetersiz olduğunu, hakikatin ancak kesin bilgi ve vahiy yoluyla idrak edilebileceğini gösterir.
Necm (Yıldız) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
ve ma lehüm bihî min ilmin in yettebi’une illezzanne ve innezzanne lâ yuğniy minel hakkı şey’en “Onların ona dair bir bilgileri yoktur. Zândan başka birşeye tâbi olmazlar. Halbuki, şüphe yok, ki zan, haktan hiçbir şey ifade etmez.”