Ellâ teziru vâziratun vizra uḣrâ
Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.
Necm Suresi 38. ayet, sorumluluğun bireyselliği ilkesini vurgular. Ayet, 'yüklenmek' ve 'yük' kavramları üzerinden, her nefsin kendi amellerinden sorumlu olduğunu ve kimsenin başkasının günahını taşımayacağını dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vezr' kelimesinin aslen ağır yük anlamına geldiğini, mecazi olarak da günah ve sorumluluk için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'taziru' fiili, kimsenin başkasının günah yükünü taşımayacağı, yani sorumluluğunu üstlenmeyeceği anlamını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vezr' kelimesinin burada 'günah' anlamında kullanıldığını ve 'taziru' fiilinin de bu günahı yüklenmek, taşımak manasına geldiğini ifade eder. Ayet, mecazi olarak günahın ağırlığını ve bireysel sorumluluğu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vezr' kavramının Kur'an'da genellikle 'günah' veya 'suç' anlamında kullanıldığını ve 'taziru' fiilinin de bu günahın sorumluluğunu üstlenmek, taşımak anlamına geldiğini belirtir. Bu ayet, Kur'an'ın temel ahlaki prensiplerinden olan bireysel sorumluluğu açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vâzira' kelimesini 'günah işleyen nefis' veya 'günahkar kişi' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, her günahkarın kendi günahının sorumluluğunu taşıyacağını, başkasının günahını yüklenmeyeceğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vâzira' kelimesinin 'vezr' kökünden türemiş bir ism-i fail olduğunu ve 'günah yükünü taşıyan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, günah işleyen her bireyin kendi fiilinden sorumlu olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vâzira' kelimesinin 'günahı yüklenen, günahkar' anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da bireysel sorumluluk ilkesini pekiştiren bir kavram olduğunu ifade eder. Ayet, bu kelimeyle her bireyin kendi eylemlerinin sonuçlarına katlanacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vizr' kelimesinin 'ağır yük' ve 'günah' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vizra uhra' ifadesi, bir başkasının günah yükü anlamına gelir ve kimsenin başkasının günahını taşımayacağı ilkesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vizr' kelimesinin 'günah' ve 'ağır yük' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu kelime, her bireyin kendi günahının ağırlığını taşıyacağını ve başkasının günahından sorumlu tutulmayacağını açıkça belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vizr' kelimesinin hem maddi bir yük hem de manevi bir yük, yani günah anlamına geldiğini açıklar. Ayet, bu kelimeyi kullanarak bireysel sorumluluğun ve günahın kişisel niteliğini vurgular.
Necm (Yıldız) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
ellâ teziru vaziretün vizre uhra “iyi bilin hiçbir günâhkâr, başkasının günâhını yüklenmez.” Kimsenin günahı kimseye yüklenmez. Burada İsevilere çok büyük bir ikaz vardır. Onlar kim ki İsâ (a.s.) a imân ederse o imân eden kişinin günahlarının hepsini İsâ (a.s.) ın tekeffül edeceğini, yükleneceğini ve o kişiden günahların silineceğini söylüyorlar.
Onlara göre “insânların günahları için Allah, oğlu olan İsâ’yı feda etti,” diyorlar. Zan ve iddialarına göre de, “bu yüzden Allah onun çarmıha gerilmesine izin verdi,” diyorlar. Hıristiyan bilginlerinin ittifakla söyledikleri, “bütün insânlar, peygamberler dahil günahlıdır, ancak Allahın biricik oğlu İsâ gü-nahsızdır,” diyorlar.
Onlar her ne kadar Hz. Peygamberimizi ve İslâmiyeti kabul etmeseler de yine de İslâmiyet için yaptıkları araştırmada, dinimizin sûretinde kaldıklarından bir hadisteki, Efendimizin “Ben günde 70 veya 100 defa istiğfar ederim,” sözünü, “demek ki onun da günahı varmış ki istiğfar ediyor,” diyorlar. Bunu mesnet alıyorlar. Maalesef Tevrat-ı Şerif’te Peygamberlere hiç isnat edilmeyecek suçlar isnat ediyorlar. O kadar ağır suçlar ediyorlar ki, böylece bu tezleri haklı çıkarmak istiyorlar. Böylece yanlış tezi yanlış mesnet üzerine oturtarak tamamen hayâli ve vehme dayalı kalıyorlar.
Onlara göre kim İsâ (a.s.) a, “istavroz putuna” imân ederse, istavrozun bir ucu yeryüzünde, diğer tarafı cennette olmak üzere köprü yapılıyor, (adeta sırat köprüsü gibi) üzerinde de İsâ (a.s.) onların cennete gitmesine yardımcı olacakmış. Ancak bu âyet bunların hepsini çürütüyor. Bir şemamız vardır. Bir çok din yoktur, Allahın tek dini vardır. İbrâhîmiyyet, Mûseviyet, İseviyet bunun bir mertebesidir. Semboller itibariyle de bütün semboller Kâ’be-i Şerif’ten çıkmadır. O şemada bunlar gâyet açık gösterilmiştir.
Gerek Yahudi “6 köşeli yıldız”ın; gerek Hıristiyanların “put” denilen “İstavroz”un kaynağı Kâ’be-i Şerif’ten çıkmaktadır. Sembolleri böyle olduğu gibi zaten mânâları da hakikat-i Muhammedi’den çıkmaktadır.
Her insân, her nefs Cenâb-ı Hakktarafından halkedilmede ayrı olması ve diğeri ile birey olarak kendi kendimize çekildiğimizde bir bağlantısı olmadığından, iyi ve kötüyü ayırt edebilecek akla sahib olup, elinde tatbik edecek programı olup, bu yolda bütün mertebeler yaşanır ise, ke-mâlât ikmal olup, kâmil olunuyor.
Eğer bu program eksik kalırsa, eksik kalan kısım kadar kemâl bulamadığından günahlı olunuyor. Bu yüzden bu suçu başkasının yüklenmesi veya menfaatlenmesi mümkün değildir. Burada verme olayı vardır ama bu zorla değil de, gönül rızasına binaen olmaktadır.
(Necm Sûresi 53/39)
مَا سَعَىٰعوَأَنْ لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إِلَّا