Żû mirratin festevâ
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
Necm Suresi'nin 6. ayeti, Cebrail'in (a.s.) üstün gücünü ve istikametini vurgulamaktadır. Ayet, vahyin kaynağının sağlamlığını ve Cebrail'in bu vahyi iletmedeki kudretini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mürre' kelimesinin aslen 'ip bükmek'ten geldiğini ve bu bağlamda 'sağlamlık, kuvvet ve çetinlik' anlamlarına işaret ettiğini belirtir. Ayetteki 'zû mirretin' ifadesi, Cebrail'in yaratılışındaki ve görevindeki üstün gücü ve sağlamlığı vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mürre' kelimesini 'kuvvet' ve 'şiddet' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Cebrail'in Allah'ın vahyini taşıma ve iletme görevindeki sarsılmaz gücüne ve azametine işaret ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'kuvvet' ve 'güç' kavramlarının genellikle ilahi kudretle ilişkili olduğunu ve 'mürre' kelimesinin de bu bağlamda Cebrail'in ilahi bir güçle donatılmış olduğunu gösterdiğini ifade eder. Bu, vahyin kaynağının sağlamlığını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istevâ' fiilinin 'doğrulmak, yükselmek ve yerleşmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fe' edatıyla birlikte, Cebrail'in belirli bir konumda, yani en yüksek ufukta, tam bir istikamet ve kemal ile durduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'istevâ' fiilinin 'dengeye gelmek, düzgün olmak, kemale ermek' gibi anlamlar taşıdığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Cebrail'in vahyi iletmek üzere en uygun ve mükemmel bir konumda bulunduğunu, herhangi bir eğrilik veya eksiklikten uzak olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'istevâ' fiilinin farklı kullanımlarını ele alırken, bu ayetteki kullanımının 'yüksek bir yere yerleşmek, istikamet bulmak' anlamında olduğunu belirtir. Cebrail'in vahyi getirdiği anki azametli ve sağlam duruşunu tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istevâ' fiilinin Kur'an'da genellikle 'yükselmek, yerleşmek, yönelmek' gibi anlamlarda kullanıldığını ve bu ayette Cebrail'in vahyi getirme anındaki konumunun ve duruşunun mükemmelliğini ve istikametini ifade ettiğini belirtir.
Necm (Yıldız) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
zü mirretin festeva “Ki o akıl ve reyinde kuvvetli bir melektir, hemen gerçek melek şeklinde doğruldu.” Müfessirler belirtilen Âyetlere değişik mertebelerden az farklı ifadelerle mânâ vermişlerdir.
Âyete lûgat mânâsı ile baktığımızda;
“zü” sahip “mirre” kuvvet, Akıl, Sağlamlık “zü mirre” “Halk, Hasen, Güzellik” yahud; “Bedi-i eserler,” anlamında, “istiva” Müsavi oluş, itidal, istikamet v.s. anlamında belirtilmiştir.
“istiva”nın başındaki “fe” de, hemen bir oluşu ifade etmektedir.
Yukarıda Âyete meâlen verilen mânâdan da yola çıkarak, meleğin sadece bir kuvvet olduğunu düşünürsek bu kuvvetin de yanlızca Hakk’ a ait olduğunu, onda var olan güçlerin aslında Hakk’ın güçleri olduğunu; o mertebede esmâ zuhurunda bulunduğunu ve o geceye mahsus olarak “festeva” ifadesiyle “hemen doğruldu” yani zât tecellisine başladığını düşünebiliriz.
Başka bir ifade ile Cebrâil perdesi altında, zât
tecellisine başlanmıştır diyebiliriz.Nasıl ki Mûsâ (a.s.) a ağaçtan ateş şeklinde zât tecellisinde bulunmuş idi.
(Ta-Ha Sûresi 20/11-12)
إِنِّي أَتَيْتُهَا نُودِيَ يَا مُوسَىعفَلَمْ ﴿١١١﴾
كَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَوإِنِّي أَنَا رَبِّ
س طُوًىعكَ بِالْوَادِ الْمُقَدِّعإِذْ
“felemma etaha nudiye ya Mûsâ” (11)
“inniy ene rabbüke fahla’ na’leyke inneke bil vadil mukaddesi tuven” (12)
(11) Vaktaki, ateşin yanına geldi. Ya Mûsâ!. Diye nida olundu (12) Şüphe yok benim, ben senin Rabbinim. İmdi pabuçlarını çıkar. Muhakkak ki, sen mübarek bir vâdide, Tuvadasın Allah (c.c.) zâtîyle her yerde mevcuttur, fakat tecelli ve mertebelere riâyet şarttır.
(Necm Sûresi 53/7)
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى