‘Allemehu şedîdu-lkuvâ
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Necm Suresi'nin 5. ayeti, vahyin kaynağını ve taşıyıcısının niteliklerini vurgulamaktadır. Ayet, Cebrail'in üstün gücünü ve bu gücün vahyin aktarımındaki rolünü dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ilm' kökünü 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Bu ayetteki 'allemehû' fiili, Cebrail'in Hz. Peygamber'e vahyin hakikatini ve içeriğini tam olarak bildirmesi, öğretmesi anlamındadır. Bu, sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda idrak ettirme ve kavratma sürecidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ta'lîm'i 'bir şeyi tekrar tekrar söyleyerek veya göstererek zihne yerleştirmek' olarak açıklar. Ayetteki 'allemehû' ifadesi, Cebrail'in vahyi Hz. Peygamber'e sadece bir defa değil, tam olarak yerleşinceye kadar aktardığını ve öğrettiğini gösterir, bu da vahyin sağlamlığını ve kesinliğini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda 'hakikati bilme' ve 'hikmet' anlamlarını da taşıdığını belirtir. 'Allemehû' fiili, Cebrail'in Hz. Peygamber'e sadece lafızları değil, aynı zamanda bu lafızların ardındaki derin hakikatleri ve hikmetleri de öğrettiğini ima eder, bu da vahyin kapsamlılığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şedîd' kelimesini 'kuvvetli, şiddetli' olarak açıklar. Ayetteki 'şedîdü'l-kuvâ' ifadesi, Cebrail'in gücünün sıradan bir güç olmadığını, aksine çok yüksek ve çetin bir kuvvet olduğunu belirtir, bu da vahyin taşıyıcısının kudretini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şedîd' kelimesinin mecazi olarak 'çok güçlü, yenilmez' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette Cebrail için kullanılması, onun vahyi taşıma ve aktarma görevini yerine getirirken gösterdiği üstün ve sarsılmaz gücü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şiddet' kelimesini 'bir şeyin gücünün son noktasına ulaşması' olarak tanımlar. 'Şedîdü'l-kuvâ' ifadesi, Cebrail'in gücünün zirvede olduğunu, vahyi eksiksiz ve tam bir kudretle ilettiğini gösterir, bu da vahyin ilahi kaynağının yüceliğini yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kuvvet' kelimesini 'bir işi yapmaya muktedir olma' olarak açıklar. 'El-kuvâ' kelimesinin çoğul gelmesi, Cebrail'in sadece fiziksel değil, aynı zamanda manevi ve idrakî birçok güce sahip olduğunu, bu güçlerin vahyi taşıma görevinde ona yardımcı olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kuvâ' kelimesinin 'çok sayıda güç ve yetenek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'şedîdü'l-kuvâ' ifadesi, Cebrail'in sadece tek bir alanda değil, vahyi almak, korumak ve eksiksiz bir şekilde iletmek için gerekli olan tüm güçlere sahip olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kuvvet' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi kudretin bir yansıması olarak kullanıldığını belirtir. Cebrail'in 'şedîdü'l-kuvâ' olarak nitelendirilmesi, onun gücünün ilahi bir kaynak tarafından verildiğini ve vahyin ilahi kudretle korunduğunu gösterir.
Necm (Yıldız) Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
allemehü şediydül kuva “O’nu müthiş kuvvetleri olan biri öğretti”.
Mi’rac ile ilgili âyetlere ve bütün Âyetlerin zahirine baktığımız zaman zahir ehline hitab edecek çok güzel bir tertip görüyoruz. Âyetlerin bâtınına baktığımız zaman da bâtın ehli ârifler için en geniş ve en derin bir tertipte olduğunu müşahâde ediyoruz.
İşte Kûr’ân-ı Keriym’in zahirini olduğu gibi ayrıca bâtınını da anlayabilmek için, kişinin mânâ âlemindeki irfaniyeti ne kadarsa, bunun derinliğine ve genişliğine o derece ulaşması ancak mümkündür.
Eğer şu meselelerin özüne nüfuz etmemişse bir kimse bunun derinliğine inmesi mümkün değildir. Sadece kendi hayâlinde, kendi yıldızının aydınlattığı ve kendi yıldızının anlayabildiği kadar Mi’rac hadisesini anlamış olabilir ama bu hâlin gerçeği ile yaşanması mümkün olamaz.
İşte bu oluşumları anlayıp da yaşamak için bu âyetlerin hakikatlerine nüfuz etmemiz gerekmektedir. Mi’rac olayının tamamen yaşanması için, bizlerin bu âyetlerin hakikatlerine nüfuz etmemiz gerekmektedir. Mi’rac olayının tamamen yaşanması bizler için mümkün olmayacağı tabiidir. Çünkü o Hz. Rasûlallah’ın müstesna bir yaşantısıdır.
Ancak bizler de onun ümmeti olduğumuzdan ve onun arkasından, onun izlerini takip ederek onun açtığı yoldan gittiğimizden, herhâlde bizler de biraz bir şeyler anlamamız gerekmektedir.
Önümüzde balta girmemiş bir orman olsun. Eğer buradan daha evvel bir geçen olmamışsa, bir iz de bırakılmış olmadığından o ormanda kayboluruz, fakat daha evvel bir kimse o ormandan geçerken yollarda iz bırakmış ise, biz de o izleri takip ederek tehlikesizce o ormanı aşabiliriz. İşte mânâ âleminin sonsuzluğuna giden Hz. Rasûlüllahın özelliklerinı Cenâb-ı Hakk bizlere bu Âyet-i Keriymelerle, bize açtığı yoldan anlatıyor ve bu yoldan siz de gelebildiğiniz kadar korkmadan Mi’racınıza gelin bu-yuruyor. yukarıda hakikati belirtilen (Necm Sûresi 53/2)
صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىعمَا ضَلَّ ﴿٢﴾
ma dalle sahıbüküm ve ma ğava “Sizin sahibiniz sapmadı, dalalette değildir ve azmadı,” ifadesiyle onun arkasından tereddütsüzce gidilebileceği açık olarak ifade edilmektedir.
(Necm Sûresi 53/5)
شَدِيدُ الْقُوَىععَلَىٰ ﴿٥﴾
allemehü şediydül kuva “O’nu müthiş kuvvetleri olan biri öğretti.” Kûr’ân-ı Keriymde, Cebrâil (a.s.) şiddetli kuvvetini gösterdiği bir çok hadiseler belirtilmiştir, yeri olmadığı için ayrıntılarına girmiyoruz.
Ancak, sen de Mertebe-i Cibril-i idrak edersen, sende de bir çok manevî idrak güçlerinin ortaya çıktığını anlarsın.
(Necm Sûresi 53/6)
ة فَاسْتَوىعذُو مَرَّ