Keżżebet ‘âdun fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużur(i)
Ad kavmi de (Hud'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!
Kamer Sûresi
Hûd (a.s.) çok bağlantılı mazharlarında yani zuhırında Vâhid'in rubûbiyyetini müşahede eder idi. Yani bağlantıların zuhurlarında vahidin rububiyetini yani tekin Rab mertebelerini müşahede eder idi.
Ya'nî her bir mahlûku terbiye eden, onun tâbi' olduğu bir ism-i hâssdır. Yani kendine has bir Esma-ı ilahiyyedir. Esmâ-i ilâhiyye hesap edilmez ve sayısız olduğundan onların terbiyeleri tahtında bulunan mazharlar dahi öylece sayılabilir değildir. Esma-ı İlahiyenin o kadar çok zuhurları vardır ki bunları saymak mümkün değildir.
Binâenaleyh her bir "isim" bir Rab'dir. Bu surette rabbı olan (kul) dahî çok olur. İşte Hûd (a.s.) bu Rablara bağlı zuhurlarda çok olan rabları bi taraf edip bir rubûbiyyet müşahede etmiş idi. Yani ilk defa bu hakikati O kendisi müşahede etmiş. Bu âlemdeki bütün Rabların aslında tek bir Rabba bağlı olduğunu müşahede etmiş idi.[104]
Hud ve Nuh as’ın kavimlerinin kalplerinde kirlilik ve habis vardır. Onların kalplerinden bu pislik çok az çıkar. Hud as onların kalplerine Tevhid tohumları ekmeyi murad etmiştir. Ama kavminin kalpleri bu ekime uygun değildi. Marifetin yeşermesi için zeminin uygun olması şarttır. Kavmi atalarının yolunu takip etmişlerdir.[105] “ İz- -T-B- ”