İçeriğe atla
Kamer 19Cüz 27 · Sayfa 529

Kamer Sûresi 19. Âyet

القمر

Sohbete sor

İnnâ erselnâ ‘aleyhim rîhan sarsaran fî yevmi nahsin mustemir(rin)

Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik.

Kamer Sûresi

Âyet-i Kerime zât mertebesi âyetlerindendir .


Benzer bir âyet olan Fussilet sûresi 16. Âyet izahı ile yolumuza devam edelim.

(41/16) – (Feerselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nehısâtin linuzîkahum azâbel hızyi fil hayâtid dunyâ, ve leazâbul âhırati ahzâ ve hum lâ yunsarûn.)

(41/16) – “Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.”


Feerselnâ, Biz gönderdik, ifadesi ile bu âyet-i kerime’nin de, leazâbul âhırati, ye kadar olan kısmı zât-i âyettir. Yani fâil Hakk’tır. Bu ve benzeri âyet-i kerimelerden öğreniyoruz ki, Hakk mülkünde her zaman faâl ve fâil’dir, zât-ı mutlak yönüyle tenzihte olan Allah (c.c.) Bu âlemlerde ise zât-ı mukayyed ve Hakk esmâsı yönüyle her zaman faâliyettedir. Ancak mahlûk perdesi ve halk sıfatı ile zuhur ettiğinden halkın içindeki Hakk’ı müşahede için, irfaniyyet eğitimine ve âriflik gözlüğüne ihtiyaç vardır ki ehli bilir. Bu hususta şöyle denmiştir.

Bir şeye mahlük gözüyle bakarsan, ol mahlûk olur, Hakk gözüyle bak ki, Sırrı Yezdan ordadır.

Yani bir şeyin Hakk veya halk olduğunu, o şeye bakan kimse kendi zannın da onu değerlendirir ve bu değerlendirme kendisine ait zannıdır. Aslı ise hiçte öyle değildir. Yani kişinin kendi değer yargılarına göre, her şey Hakk veya halk’tır, bu düşünceyi de kişi kendi halketmiştir. Âleme halk olarak bakarsa kendini Hakk’tan perdelemiş olur, ve âleme Hakk olarak bakarsa daha bu günden her mertebesi itibari ile Hakk ile ünsiyet kurmuş demektir, buna ise halkta Hakk’ı müşahede etmek denir.

Bayezid-i Bistami’nin ifade ettiği gibi. Kırk sene var ki, halk ile ünsiyet ederim, onlar beni kendileri ile ünsiyet ederim sanırlar. Halbuki ben Rabbım’la ünsiyet ederim, dediği bu husutur. Cenâb-ı Hakk ondan razı olsun.

Feerselnâ aleyhim, Bu inkârları ve isyanları ve benim isim ve sıfatlarımı kendilerine ve nefislerine mâl etmeleri sonucu onların “üzerlerine hemen gönderdik” rîhan, bir rüzgâr. Nefesi Rahmâniyyeden, kahhar ismiyle, Sarsaran, her şeyi sarsan, yakıp kavuran aşırı soğuk, bir rüzgâr, fî eyyâmin, o günlerde yani isyan ettikleri günlerde, nehısâtin, kendi yaptıkları uğursuz-lukları yüzünden, kendilerine gelen bir uğursuzluk idi.

Linuzîkahum, yaptıklarının neticesini onlara tattıralım diye. Görüldüğü gibi her şey ölüm dahil bir tadıştır. Onlarda nefislerinin yaptığı işleri gene nefisleriyle tatmış oldular. azâbel hızyi, rezillik azabını, bundan daha büyük azab olurmu? Kendilerini âlemin kralı düzeyinde görüyorlar iken, birden bir rüzgâr/fırtına ile perûşan olmaları, hem kendileri yönünden hemde başkalarına ibret yönünden ne kadar mânidar’dır.

fil hayâtid dunyâ, daha dünya haytında iken, ve leazâbul âhırati, âyetin bu bölümü ise rahmâniyyetten tarif bâbında dır. Ve mutlak ahret azabı ise devamlı olacağından, ahzâ, en rezil ebedi rezillik vardır. ve hum lâ yunsarûn, onlar orada yardımda görmezler. Çünkü onlar esmâ ve sıfat özelliklerini kendilerine mâl edip, sahip çıktıklarından, diğer ifade ile, kendilerine Hakk için kullanma karşılığında verilmiş olduğundan, ve onlar onları kendi zimmetlerine geçirip, bir bakıma, Hakk’tan çalmış olduklarından, ve onları kendi nefisleri yönünde kullandıklarından, esmâ-i İlâhiy ye ve sıfat-ı zâtiyyeleri kendilerinden razı olmadıkları için, onlarda merziyye olamadıkları için, kendilerine yardım edecek bir mahal, ve veya makam olmadığından, ahrette hiçbir zaman bunlardan yardım görmezler.

Bu halin tersi ise kendilerine emâneten verilen esmâ-i İlâhiyye ve sıfat-ı zâtiyyeleri, Hakk için kullanarak, onları razı eden kimseler ise, merziyye/razı olunmuş kimselerden oldukları için, ahrette her mahalde ve geçiş yerinde onlardan yardım göreceklerdir. Bir bakıma daha bu dünya da iken, muhacirlere ensârın yardım etmeleri gibi. Muhacirler kendilerinde bulunan esmâ-i İlâhiye yi ve sıfat-ı zâtiyyelerini, âd ve semud kavmi gibi, kendi nefisleri ve beşeriyetleri itibarile kullanmayıp, Hakk yolunda kullanmak için, nefs’ten ruha hicret ettirdik-lerinden kendilerine “ensâr” dan, yani esmâ-i İlâhiyye ve sıfat-ı zâtiyye’den yardım gelmiştir. Onlar ve benzerleri ahrette de, her zorlandıkları yerlerde yardım göreceklerdir.[106] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)