İçeriğe atla
Kamer 20Cüz 27 · Sayfa 529

Kamer Sûresi 20. Âyet

القمر

Sohbete sor

Tenzi'u-nnâse ke-ennehum a'câzu naḣlin munka'ir(in)

İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

Kamer Sûresi

Rüzgâr kişinin varlığında olan nefsi emmare rüzgarlarıdır. Kendi hakikatı olan nefesi rüzgarlarını kabul etmediğinden bedeni hurma kütüğü yani sıfât mertebesini ayakta tutan vahdette kesret fikirleri yerinden sökülüyor ve nefsi emmare istikametinde kulllanıyor. (M.D.) Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyit ile devam edelim.

Ad kavmi için dahi, bir çabuk kalkıcıyı, keskin gidiciyi ya'nî rüzgârı hizmetçi yaptı.[107]

Ya'nî, Hûd (a.s.)ın da’vetine karşı muhâlefet eden Âd kavminin helâki için dahi, Hak Teâlâ bir çabuk kalkıcı ve hareket edici ve şiddetli gidici olan rüzgân ve Artmayı hizmetçi yaptı ve onları yerden yere çarpıp helâk etti. Velhâsıl yine beyaz bayrak kara bayrağa gâlib geldi.[108]

Fusûs’ül Hikemden rüzgarın hakikati hakkında paragrafı faydalı olur düşüncesi ile buraya alalım.

İmdi Allah Teâlâ mücrimleri sevk eder. Ve onlar Allah Teâlâ'nın rîh-ı debûr (batıdan esen rüzgar) ile sevk eylediği bir makama müstehak olan kavimdir. Öyle rîh-ı debûr ki, Hak onunla onları nüfuslarından ihlâk etti. (o rüzgar da onları kendi nefislerinden helak etti) Şu'halde Rab, onların nâsıyelerini tutar; ve rîh-i debûr cehenneme sevk eder. Ve rih-i debûr,(batıdan esen rüzgar) onların üzerinde sabit oldukları hevâlarının aynıdır, (batıdan esen rüzgar nefslerinden gelen hevalar) Ve cehennem dahî onların tevehhüm eyledikleri bu'ddür (onların kendinde vehm ettikleri uzaklıktır, yani Allah’tan uzaklıktır cehennem dediği şey) (19).

Cenâb-ı Şeyh (r.a.) hayvanların tümünün nâsıyelerini, onlardan her biri­nin mazhar olduğu bir Rabb-i hâssı tuttuğunu ve cümlesinin sırât-ı müstakim üzere olduğunu beyân buyurmuş ve buna delil olarak (Hûd, 11/56) âye-t-i kerîmesini zikr etmiş idi.

﴿٥٦﴾ اِنِّى تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّى وَرَبِّكُمْ مَامِنْ دَاۤبَّةٍ اِلا هُوَ اَخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّى عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

11 / 56- “Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O’nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır.” Şimdi de o erbabın hey'et-i mecmuası ki, rubûbiyyet-i ahadiyyedir, ruh sahiplerinin tamamı doğru yol üzere sevkettiğini beyânen (Meryem, 19/86) âyet-i kerîmesinin mefhûmunu îrâd eyler.

﴿٨٦﴾ وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ اِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا

Meryem (19) / 86- O gün, suçluları da susamış oldukları halde çehenneme süreceğiz.

Malûmdur ki, Hûd (a.s.)ın kavmi Âd idi; Hak Teâlâ, adem-i itâatlarından dolayı, onları batıdan esen rüzgar ile helak etti. Ve onların adem-i itaatları yani itaatsızlıkları hevâ-yı nefsânîlerinden idi. Ve nefis ise Cenâb-ı Lâhût'tan yüz çevirme ve arkasını dönenme üzeredir. Binâenaleyh Hak onları nefislerinin arkasını dönme neş'et eden hevâ ile, ya'nî batıdan esen rüzgar ile sevk etti; ve o rüzgar ile nefislerinden fani eyledi.

Ve nefsâni isteklerle "batıdan esen rüzgar " denilmesi cihet-i halkıyyeden ve zulmânî âlemden hâsıl olmasından­dır. Yani halk cihetinden ve zulmet âleminden meydana gelmesinden dolayı rih-i debur yani batıdan esen rüzgar deniyor. Yani nefsaniyeti hareketlendiren esinti manasına. Binâenaleyh Hak onları cehennem-i bu'd(uzaklık)a düşüren nefslerinden ifna ile soydu. Ve batıdan esen rüzgar onların hevâlarının aynıdır ki, onlar o hevâlarının üzerinde sâbit-kadem olmuş idiler.

Zîrâ nâsıyelerinden elde eden Rabb-i hâsslarının iktizâsı bu idi. Onları isti'dâtları ve gayretleri mucibince yolun nihayetine götürdü. Ve hevâlarının aynı olan batıdan esen ruzgar dahî arkalarından cehenneme sevk etti. Ve cehennem, Hakk'ın vücûdundan başka olarak tevehhüm ettikleri bir vücûttur ki, o da Hak'tan uzaklıktır. Yani cehennemin aslı Hakktan uzaklıktır, kendini uzak saymaktır.

Hz. Şeyh (r.a.)ın cehennemi "uzaklık " ile tefsirinde, tabîata mensup emirlere ve nefsâni sıfatlara meşguliyeti hasebiyle, Hak'tan uzak olan kimsenin cehennem içinde olduğuna ve nefsânî hevalarına o kim­seyi uzağa sevk ettiğine işaret vardır. Cehennem ne demek, nefsiyle heva ile heves ile uğraştığından bu da Hakk’tan ayrı kaldığından bu da cehennem hükmünü ortaya getiriyor. Yani cehennem Hakk’tan ayrı kalmaktır, uzak kalmaktır.

Nitekim Hak Teâlâ buyurur: (Tevbe, 9/49),

﴿٤٩﴾ وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِى وَلا تَفْتِنِّى اَلا فِى الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ

9/49-) Ve minhüm men yekulü'zen liy ve la teftinniy* ela fiyl fitneti sekatu* ve inne cehenneme lemuhıytatün bil kafiriyn;

9/49- İçlerinden “aman bana izin ver, başımı derde sokma.” diyen de var. Dikkat et, başlarını asıl kendileri derde soktular. Hiç şüphesiz cehennem, kafirleri elbette kuşatacaktır.

ya'ni "Muhakkak cehennem el'-ân kâfirleri ihata etmiştir." Şu anda da öyledir yani Hakk’tan uzakta olan kişi Cehennemdedir. Gelecekteki cehennem değil, burada da Hakk’tan uzakta olan Cehennem’dedir. Fakat nefsü'l-emrde hiç kimse Hak'tan uzak değildir. Yani hakikatte ise hiç himse Hakk’tan uzakta değildir. Zira mevâtın ve makamâtın tümü yani zuhur yerlerinin ve makamların tamamı merâtib-i Hakk'ın mertebeleri suretleridir. Yani hakkın mertebelerinin suretleridir cennet de olsa, cehennem de olsa. Uzaklık vasfı, onların vehm etmelerinden vücuda gelen bir farz olunan emir dir.

Onlar zann ederler ki Hakk'ın vücûdundan başka vücûd vardır. Vaktaki Hak onları bu mevtına, ya'nî cehenne­me sevk eder; zuhur yerine sevk eder ve ihlâk ve ifna ile oraya ilhak etmesiyle ve ifna etmesiyle helak ve ifna etmesiyle nefislerinin elinden kurtarır; bu halde onlar için asıl yakınlık hâsıl olur; yanı buud, uzaklık dedikleri şeyle Cenab-ı Hak onların nefslerini helak eder ve ifna eder. O zaman uzaklık denilen şey kurbiyetin aynı olur. Ve Allah'dan uzaklığın sadece vehm etmelerinden başka bir şey olmadığı görülmüş olur.

Ve cehennem onlar hakkında nimet cennetine dönüşür. Çünkü Fass-ı Uzeyri'de îzâh olunduğu vech ile, onların cehennem denilen yere duhûlleri ilâhiyyenin en yüksek makamı sübûtundan sonra olacağından, bu yere duhûllerinin isti'dâtları iktizâsından olduğunu ve binâenaleyh Hakk'ı ve Hakk'ın mertebelerini bilirler. Ve intikam alan isminin nâsıyelerinden tutup doğru yolun nihayetine götürdüğünü anlarlar.[109] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)