Ve lekad câehum mine-l-enbâ-i mâ fîhi muzdecer(un)
Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
Kamer Suresi'nin 4. ayeti, geçmiş ümmetlerin başına gelen olayların ve peygamberlerin getirdiği mesajların, inkarcıları kötü hallerinden vazgeçirecek nitelikte olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, 'gelmek', 'haberler' ve 'vazgeçirici' gibi anahtar kavramlar üzerinden ilahi uyarıların ciddiyetini ve etkisini dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cî'e (جِيءَ) fiili, bir şeyin bir yere veya bir kimseye ulaşması, gelmesi demektir. Ayetteki 'câe' (جَاءَ) fiili, haberlerin (enbâ') muhataplara ulaşmasını, onlara tebliğ edilmesini ve böylece bir bilgi veya uyarı niteliği taşımasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Câe (جَاءَ) fiili, bir şeyin bir yerden başka bir yere intikal etmesi, varması manasına gelir. Bu ayette, geçmiş ümmetlerin kıssaları ve ilahi uyarılar gibi 'haberlerin' (enbâ') inkarcılara ulaştığını, onların bilgisine sunulduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نَبَأ) kelimesi, önemli ve büyük haber anlamına gelir. Ayetteki 'el-enbâ'' (الْأَنۢبَآءِ) ifadesi, geçmiş peygamberlerin ümmetlerine gönderilen uyarıları ve bu ümmetlerin akıbetlerini içeren kıssaları, yani ibret verici büyük haberleri kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نَبَأ), faydalı ve büyük bir haberdir. 'El-enbâ'' (الْأَنۢبَآءِ) ise, Kur'an'da genellikle peygamberlerin kıssaları, geçmiş ümmetlerin başından geçen olaylar ve ahiret haberleri gibi önemli ve ibret verici bilgileri ifade eder. Bu ayette, inkarcıları uyarmak için zikredilen geçmiş kavimlerin helakine dair haberlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nebe' (نَبَأ) kavramı, Kur'an'da sadece 'haber' değil, aynı zamanda 'önemli haber', 'ilahi vahiy' veya 'peygamberlik haberi' anlamında kullanılır. Ayetteki 'el-enbâ'' (الْأَنۢبَآءِ), geçmiş peygamberlerin getirdiği ve inkarcıları uyaran, onların akıbetlerini bildiren ilahi mesajları ve olayları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zecr (زَجْر), bir şeyi men etmek, engellemek demektir. 'Müzdecer' (مُزْدَجَرٌ) ise, kendisiyle bir şeyin men edildiği, vazgeçirildiği şeydir. Ayetteki anlamı, gelen haberlerin (enbâ') inkarcıları küfür ve isyandan alıkoyacak, onları vazgeçirecek nitelikte olmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zecr (زَجْر), bir şeyi şiddetle men etmek, kovmak veya bir şeyi yapmaktan alıkoymaktır. 'Müzdecer' (مُزْدَجَرٌ) ise, bir şeyi yapmaktan alıkoyan, caydırıcı bir öğüt veya uyarıdır. Bu ayette, geçmiş ümmetlerin kıssalarının, inkarcıları kendi kötü yollarından döndürecek bir ders ve ibret olduğu vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müzdecer (مُزْدَجَرٌ), ifti'âl babından ism-i mef'ûl olup, kendisinden vazgeçilen, men edilen şey anlamındadır. Ancak burada mastar anlamında, yani 'vazgeçirici bir şey' veya 'vazgeçirme' manasında kullanılmıştır. Gelen haberlerin, muhatapları günahlarından ve inkarlarından vazgeçirecek bir güce sahip olduğunu belirtir.
Kamer Sûresi
Hz. Âdem mertebesinden, Hz. Muhammed ve oluşan Ay’ın ikiye ayrılması hikmeti ortaya çıkan Hakikat-ı Muhammedi mertebesinin peygamberlerin haberleri ve kavimlerinin nefsi emmarenin heva ve vehmi ile uydukları şartlanmalarına yalanlayan tehditlerin haberleri geldi. (M.D.)