İnne-lmucrimîne fî dalâlin ve su'ur(in)
Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.
Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Kamer Suresi'nin 47. ayeti, 'mücrimîn' (suçlular) kavramını 'dalâl' (sapıklık) ve 'su'ur' (çılgınlık/ateş) ile ilişkilendirerek, ahiretteki hallerini tasvir etmektedir. Ayet, bu kavramlar aracılığıyla günahkarların hem zihinsel/manevi sapkınlığını hem de karşılaşacakları azabın şiddetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-r-m' kökünü 'kesmek' anlamından türeterek, 'el-icrâm'ı bir şeyi kesip ayırmak, özellikle de hayırlı bir işten kesilmek olarak açıklar. Ayetteki 'el-mücrimîn' ise, Allah'ın emirlerinden yüz çevirip günah işleyerek kendilerini hayırdan ve hidayetten kesen kimselerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mücrimîn' kelimesini 'günahkarlar' ve 'suçlular' olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, O'na isyan eden ve bu nedenle cezayı hak eden kişileri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'c-r-m' kökünden türeyen 'mücrim' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a karşı işlenen büyük günahları ve O'nun mesajını reddetmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'mücrimîn', ilahi hakikati inkar eden ve bu inkarın doğal bir sonucu olarak sapıklık ve azap içinde olanlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl'ı doğru yoldan sapmak, hedeften şaşmak olarak tanımlar. Bu ayetteki 'dalâl', mücrimlerin hem dünyevi hem de uhrevi anlamda hakikatten ve hidayetten uzaklaşmış, şaşkınlık içinde olmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dalâl' kelimesini 'hidayetin zıddı' olarak açıklar. Mücrimlerin 'dalâl' içinde olması, onların doğru yolu bulamamış, hakikatten yüz çevirmiş ve bu nedenle manevi bir kayboluş içinde olduklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma', 'şaşırma' ve 'hidayetten uzaklaşma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Mücrimlerin 'dalâl' içinde olması, onların Allah'ın belirlediği sınırlar dışına çıkarak hem ahlaki hem de dini anlamda sapkınlık içinde olduklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'su'ur' kelimesini 'ateşin alevi' ve 'çılgınlık' anlamlarıyla ilişkilendirir. Ayetteki 'su'ur', mücrimlerin hem ahirette karşılaşacakları cehennem ateşinin şiddetini hem de dünyadaki sapkınlıklarının bir sonucu olarak içine düştükleri akıl ve mantık dışı durumu ifade edebilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'su'ur' kelimesini 'ateşin tutuşması ve alevlenmesi' olarak açıklar. Bu bağlamda, mücrimlerin 'su'ur' içinde olması, onların cehennem ateşinin şiddetli azabına maruz kalacaklarını açıkça belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'su'ur' kelimesinin 'ateşin alevi' ve 'çılgınlık' anlamlarını bir arada barındırdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, mücrimlerin hem manevi bir çılgınlık ve sapkınlık içinde olduklarını hem de bu durumun bir sonucu olarak şiddetli bir azapla (cehennem ateşiyle) karşılaşacaklarını ifade eder.
Kamer Sûresi
Şuçlular Aziz, Cabbar, Mütekebbir esmâlarını nefsi emmare istikametinin celali yaşantısı üzerine kullandıklarından mudill olan rableri onları saptırmıştır. Ve nefsi emmarin hayali ve vehimi yaşantısı hakikatlerini perdelediğinden gaflet ve çılgınlık içindedirler. (M.D.)