Fe-iżâ-nşakkati-ssemâu fekânet verdeten ke-ddihân(i)
Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül haline geldiği zaman (haliniz ne olur?)
Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...
Rahmân Suresi'nin 37. ayeti, kıyamet gününde gökyüzünün dönüşümünü tasvir eder. Ayet, göğün yarılması, gül gibi kızarması ve erimiş yağ gibi bir hal alması metaforlarıyla o günün dehşetini ve kozmik değişimini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şakk (شق) kelimesi, bir şeyi boylamasına ikiye ayırmak, parçalamak anlamına gelir. Ayetteki 'inşakkati' (انشقت) ise, göğün kendiliğinden, büyük bir güçle yarılması, açılması ve parçalanması halini ifade eder. Bu, kıyamet alametlerinden biri olarak gök kubbenin bütünlüğünü yitirmesini ve dağılmasını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnşikak (انشقاق), bir şeyin ayrılması, yarılması demektir. Burada göğün yarılması, mecazi bir anlatım olup, onun düzeninin bozulmasını ve kıyamet anındaki dehşetli değişimini vurgular. Sanki bir kumaşın yırtılması gibi, gök de bütünlüğünü kaybedecektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şakk' kökünden türeyen kelimeler, genellikle bir şeyin ayrılması, bölünmesi ve ortaya çıkması anlamlarında kullanılır. 'İnşakkati' ifadesi, kozmik düzenin bozulmasını, göğün artık bildiğimiz haliyle var olmamasını ve yeni bir varoluşsal duruma geçişi sembolize eder. Bu, Allah'ın kudretinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ (سماء), 'sümuvv' (سمو) kökünden gelir ve yücelik, yükseklik anlamına gelir. Kur'an'da hem görünen gök kubbeyi hem de yedi kat gökleri ifade eder. Bu ayette ise, kıyamet anında fiziksel olarak yarılacak olan, gözle görülen gök tabakasını kasteder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Semâ, her şeyin üstünde olan, yüksekte bulunan demektir. Kur'an'da bazen yağmur, bazen bulut, bazen de evrenin genelini ifade etmek için kullanılır. Burada ise, kozmik düzenin bir parçası olan ve kıyametle birlikte değişime uğrayacak olan gök cisimlerinin ve atmosferin bütününe işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Verde (وردة), gül demektir. Burada göğün gül gibi kızarması, kıyamet gününde gökyüzünün alacağı rengi tasvir eder. Bu, şiddetli bir kızıllık, kan rengi veya erimiş maden rengi gibi bir durumu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Verde, gül çiçeği anlamına gelir. Ayetteki benzetme, göğün yarılıp da kızıl bir renk almasını, tıpkı bir gülün açılıp rengini göstermesi gibi bir durumla açıklar. Bu, hem görsel bir tasvir hem de o günün dehşetini ve olağanüstülüğünü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Verde, gülün rengi olan kırmızıya çalan bir renktir. Göğün 'verde' olması, onun normal mavi rengini kaybedip, kıyametin şiddetiyle kızıl bir renge bürünmesini ifade eder. Bu, aynı zamanda göğün eriyip dağılmasıyla ortaya çıkan bir görüntüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dihân (دهان), erimiş yağ veya boya anlamına gelir. Ayetteki 'ke'd-dihân' ifadesi, göğün yarılıp kızardıktan sonra, erimiş yağ gibi akışkan, parlak ve dağılmış bir hal almasını tasvir eder. Bu, göğün katı ve sabit yapısını kaybedip, adeta bir sıvı gibi eriyip dağılacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dihn (دهن), yağ ve boya anlamlarına gelir. 'Dihân' ise, bu maddelerin erimiş veya sürülmüş halidir. Ayetteki benzetme, göğün kıyamet anında erimiş yağ gibi akışkan, parlak ve rengi değişmiş bir hal alacağını, yani katı yapısını yitirip dağılacağını anlatır. Bu, göğün artık eski formunda kalmayacağının bir işaretidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Dihân kelimesi, Kur'an'da genellikle parlak, akışkan ve erimiş maddeleri ifade etmek için kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, göğün kıyametle birlikte katı formunu kaybederek, erimiş bir yağ gibi akışkan ve kızıl bir renge bürünmesini, yani kozmik bir çözülmeyi ve dağılmayı sembolize eder.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِعت السُّعفَإِذَا انْشَقَّ
“feizen şakkatisssemaü fekanet verdeten keddihani bu halde ki sema şakka/yarılınca/yarılıpta bu halde/artık tıpkı dihan/yağlı gibi vered/kıpkırmızı gül olduğunda “Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman.
Bu ayette de her ne kadar kıyamet yaklaştığında görülecek bazı hadiselerden bahsediliyor ise de, biz yine kendi hakikatimiz yönünden incelemeğe çalışalım.
“Sema yarıldığında” yani insanın beşeriyetinin hayal seması yarıldığında, içinden dökülen nefs-i emmare (rengi gök ve kül rengi tonları), levvame (rengi kızıl) ve mülhime (rengi yeşil) yağları aşk ve muhabbet ateşiyle, zikr iştiyakıyla, gönül tavasında kızarmaya başlayıp, evvelki ahlakları buhar olup uçmaya, oradan ayrılmağa başlarlar.
Nihayet yoğunlaşarak geriye kalan öz, “Hakikat-i Muhammedi gülü”ne dönüşür. Bu oluşumdan itibaren Kur’anı Keriym Fecr Suresi 89. sure 28. ayette
ارجعي إلى رَبِّكَ
irci’ıy ila rabbiki “rabbına değin ircı’/rücu et, dön”
“Rabbına dön” hitabına mazhar olur.
Böylece hakiki ilahi seması, gönül göğü, “Hakikat-i Muhammedi gülü” olduğu zaman, renkli beşeriyet yağları dökülmüş ve nefsinin o mertebelerinin kıyameti kopmuş olur.
Kur’anı Keriym Kıyamet Suresi 75. sure 1-2. ayette
لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ
اَمَةعوّعفَسَ اللَّعوَلَا أُقْسِمُ بِالْبَلَدِ
la uksimü biyevmil kıyameti
ve la uksimü binnefsil levvameti
la/yok yevmil kıyamet/el kıyamet yevm/gün ile kasem/yemin ederim ve la/yok nefsil levvameti/levvame nefis ile kasem/yemin ederim “Kıyamet gününe ve pişmanlık çeken nefse yemin ederim” hakikati de ortaya çıkmış olur.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
[Şimdi tafsilatım anlayamayacağımız, beyana sığmaz ne dehşetler, ne inkilaplar olacaktır.]