Ke-ennehunne-lyâkûtu velmercân(u)
Onlar sanki yakut ve mercandır.
Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.
Bu ayet, cennet ehlinin eşlerinin güzelliğini tasvir ederken 'yakut' ve 'mercan' gibi değerli taşları benzetme aracı olarak kullanmaktadır. Kelimelerin kökenleri ve semantik derinlikleri, bu benzetmenin estetik ve manevi boyutlarını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, yakutu 'kırmızı renkli, değerli bir cevher' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, cennet hurilerinin tenlerinin saflığını, parlaklığını ve güzelliğini bu değerli taşın ışıltısıyla özdeşleştirir, onların göz kamaştırıcı ve kusursuz bir görünüme sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, yakutu 'kıymetli taşların en güzellerinden biri' olarak niteler. Ayetteki bağlamda, yakutun parlaklığı ve rengi, cennet kadınlarının tenlerinin şeffaflığına, canlılığına ve göz alıcılığına işaret eder; bu da onların maddi ve manevi saflığını simgeler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki değerli taş benzetmelerinin genellikle cennetin ve cennet ehlinin yüceliğini, saflığını ve eşsizliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Yakutun burada kullanılması, cennet kadınlarının sadece fiziksel güzelliğini değil, aynı zamanda manevi değerini ve seçkinliğini de ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, mercanı 'denizden çıkarılan, kırmızı renkli, küçük inciler veya mercan dalları' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cennet kadınlarının tenlerinin pürüzsüzlüğünü, tazeliğini ve canlılığını, mercanın doğal güzelliği ve rengiyle benzeterek onların eşsiz çekiciliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, mercanı 'küçük inciler' veya 'kırmızı mercan' olarak yorumlar. Ayetteki benzetme, cennet kadınlarının tenlerinin parlaklığını, saflığını ve aynı zamanda narinliğini ifade eder; bu da onların hem göz alıcı hem de dokunulası bir güzelliğe sahip olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, mercanın hem küçük inciler hem de denizden çıkan kırmızı süs maddesi anlamına geldiğini belirtir. Ayette yakut ile birlikte kullanılması, cennet kadınlarının güzelliğinin farklı boyutlarını, yani hem parlaklık (yakut) hem de tazelik ve narinlik (mercan) yönlerini bir arada sunarak tasvirin zenginliğini artırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da değerli taşların ve mücevherlerin cennet tasvirlerinde sıkça kullanıldığını ve bunların cennetin maddi ve manevi yüceliğini, saflığını ve eşsizliğini sembolize ettiğini ifade eder. Mercanın burada kullanılması, cennet kadınlarının güzelliğinin sadece dışsal değil, aynı zamanda içsel bir saflık ve değer taşıdığını da ima eder.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
keennehünnel yakutü vel mercanü tıpkı/sanki kesin onlar akut ve mercan gibidirler “Sanki onlar yakut ve mercandırlar.” Daha yukarıda geçmişti: İki “deniz”den “inci” ve “mercan” çıkaranlardan söz ediliyordu.
Bu ayet ile “incilik” “ağlama dönemini”n bittiği, sonsuz nimetlere ulaşma döneminin başladığı hal bildirilmektedir.
Yakut topraktan, mercan deryadan elde edilmektedir.
Yakutun, kırmızı, sarı, beyaz, mavi, yeşil renkleri vardır.
Kişinin (eğitim almadan evvel) “nefs-i emmaresi” bu renklerin her türlüsüyle, kaba halleriyle renklenmiştir.
Eğer bu kaba toprak ve tabiat renklerini evvela renksizliğe, ondan sonra tekrar latif renklere döndüremezse “nefs-i emmare” çukurunda kalır. Yeri Cehennem olur.
Nefs mücadelesi, mücahede, riyazat, zikr ve ibadetlerle “nefsî, bireysel nefsini” “ilahi nefse” döndürebilirse, ondan sonraki hayatı cennet hayatına dönüşür.
Daha evvelce toprak ağırlıklı olan o renkler, latifliğe, nuraniliğe dönüşerek, çok şeffaf ve parlak olur.
Bu hal yakutun ışıltısına benzetilmiş ve huriler şeklinde silüetlendirilmişler-dir.
Bu latif siluetler “nefs-i küll”ün “akl-ı küll”e olan iştiyakının son derece latif tecellilerle sunulmasıdır.
Yakutun parıltısı, mercanın yayılışı gibi, “akl-ı külle” yani ademe, yani cennet ademlerine sunulan bu tecelliler, onların varlıklarına yayılarak son derece ilahi ve sonsuz hazlar meydana getireceklerdir. Bu hallere ulaşmanın yolu da buradan geçmektedir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında yorum yapmamıştır.
Onun yerine İsmail Hakkı Bursevî’nin bu ayet hakkında, (özetle) dcdiklerine bakalım.
[Mercan daha önce açıklanmıştı.
Yakut ise; çok sert, ağır bir taştır. Kırmızı, beyaz, sarı, yeşil ve mavi cinsleri mevcuttur.
Yanma özelliği olmadığından ateş tesir etmez.
Sertliğinden ve kuruluğundan dolayı delinmez, eğeler tesir etmez.
Gün geçtikçe güzelliği artar.
Bilhassa kırmızı ve sarısı çok değerli ve pek nadirdir.
Ayetin manası şöyledir:
“Onlar yanaklarının kırmızılığı hususunda yakuta, derilerinin beyazlığı ve saflığı konusunda küçük daneli mercana benzerler. Zira küçük daneli mercan büyüklerden daha beyazdır.”]