Lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) yuhyî ve yumît(u)(s) ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O'nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür, O, her şeye kadirdir.
Hadîd Suresi'nin bu ayeti, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini, hayat ve ölüm üzerindeki kudretini ve her şeye gücünün yettiğini vurgulayan temel kavramlar içermektedir. Ayet, Allah'ın yaratıcı ve yönetici vasıflarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk (ملك), bir şey üzerinde tam tasarruf ve egemenlik hakkına sahip olmak demektir. Ayetteki 'lehû mülkü' ifadesi, göklerin ve yerin yaratılış ve idaresinin yalnızca Allah'a ait olduğunu, O'nun bu varlıklar üzerindeki mutlak hükümranlığını ve tasarrufunu ifade eder. Bu, Allah'ın her şeyi dilediği gibi yönetme kudretini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mülk (ملك), bir şey üzerinde hem tasarruf hem de sahip olma yetkisini kapsar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın gökler ve yer üzerindeki hem yaratıcı hem de yönetici gücünü, yani her şeyi kendi iradesiyle var edip idare etme yetkisini vurgular. Bu, O'nun mutlak otoritesini ve kimseye muhtaç olmadığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'mülk' kavramı, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve hükümranlığını ifade eder. Bu, sadece sahiplik değil, aynı zamanda yaratma, yönetme ve kontrol etme gücünü de içerir. Ayetteki 'lehû mülkü' ifadesi, Allah'ın kozmik düzenin tek ve yegane hakimi olduğunu, başka hiçbir varlığın bu egemenliğe ortak olamayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yuhyî (يُحْيِي), 'hayat verir' demektir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın cansız varlıklara hayat vermesi, ölüleri diriltmesi ve genel olarak varlıkları canlı kılması anlamındadır. Bu, Allah'ın yaratma ve yeniden yaratma gücünün bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (حياة) kökünden gelen yuhyî (يُحْيِي), bir şeye hayat bahşetmek, onu canlı kılmak demektir. Kur'an'da bu fiil, hem fiziksel olarak ölüleri diriltmeyi hem de manevi olarak kalpleri ihya etmeyi ifade eder. Bu ayette ise, Allah'ın evrendeki canlılığı var eden ve sürdüren mutlak gücünü, yani ölümden sonra diriltme kudretini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Yuhyî (يُحْيِي) fiili, Kur'an'da Allah'ın hayat verici sıfatını ifade eder. Bu, sadece canlıların yaratılışını değil, aynı zamanda ölü toprağa yağmurla hayat vermeyi ve ahirette ölüleri diriltmeyi de kapsar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın varlıkları yoktan var etme ve yok olduktan sonra tekrar var etme kudretini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yumît (يُمِيتُ), 'öldürür' demektir. Bu fiil, Allah'ın canlı varlıkların hayatına son verme kudretini ifade eder. Ayetteki 'yuhyî ve yumît' ifadesi, Allah'ın hayat ve ölüm üzerindeki mutlak kontrolünü ve tasarrufunu mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (موت) kökünden gelen yumît (يُمِيتُ), bir şeyin hayatına son vermek, onu ölü kılmak demektir. Kur'an'da bu fiil, Allah'ın canlılar üzerindeki mutlak kudretini, yani hayatı veren olduğu gibi onu alan da olduğunu gösterir. Bu ayette, Allah'ın evrendeki yaşam döngüsünü yöneten yegane güç olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'yumît' fiili, Allah'ın hayatı sona erdirme gücünü ifade eder ve genellikle 'yuhyî' fiiliyle birlikte kullanılarak Allah'ın hayat ve ölüm üzerindeki mutlak egemenliğini vurgular. Bu ikili ifade, Allah'ın varlıkları yaratma ve yok etme döngüsündeki nihai otoritesini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kadîr (قدير), her şeye gücü yeten, mutlak kudret sahibi demektir. Bu isim, Allah'ın hiçbir şeyden aciz olmadığını, her şeyi dilediği gibi yapmaya muktedir olduğunu ifade eder. Ayetteki 'alâ külli şey'in kadîr' ifadesi, Allah'ın kudretinin sınırsız ve her şeyi kapsayıcı olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kudret (قدر) kökünden gelen Kadîr (قدير), bir şeyi yapmaya muktedir olmak, gücü yetmek anlamındadır. Allah için kullanıldığında, O'nun gücünün sınırsız olduğunu, hiçbir şeyin O'nu aciz bırakamayacağını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın göklerin ve yerin mülküne sahip olması, diriltmesi ve öldürmesi gibi fiillerinin temelinde yatan mutlak kudretini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kadîr (قدير), Allah'ın sıfatlarından olup, O'nun her şeyi takdir etme ve bu takdirini gerçekleştirme gücüne sahip olduğunu gösterir. Ayetteki 've hüve alâ külli şey'in kadîr' ifadesi, Allah'ın kudretinin evrensel ve mutlak olduğunu, hiçbir varlığın veya olayın O'nun gücünün dışında kalamayacağını kesin bir dille ifade eder.
Hadîd Sûresi
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır.” Konu açık olduğuna göre Allah-ın olduğu yerde Muhammed-i hakikatlerde olacağından, göklerde de onun saltanatı ve şeriatı sürecektir Çünkü İslâmın baş şartı, “kelime-i tevhid ve kelime-i risalettir.” Bu hüküm göklerde de şüphesiz sürmektedir. Allah-u ekber tekbirleri ve kelimei tevhid ve risaletler, bütün âlemlerde yankılanmaktadır. Aslında bu âlemde “feza musikisi” diye bir gerçek vardır.
Bütün âlem büyük bir koro şeklinde “Allahu Ekber Allahu ekber Lâilâhe illallah Muhammdürrasulullah” nağmelerini hiç sonlandırmadan okuyup devam etmektedirler.
Diğer valıkların tesbihleri, insan nesillerinin de hem tesbihleri hemde zikirleridir.
Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, her an beş vakit ezan-ı Muhammed-i, nasıl hiç kesintisiz beşi de birlikte her an okunuyor olduğu gibi, bu âlemlerde de aynı olmaktadır.
Eğer hayır olamaz deyen kişi, olamaz dediği yerlere başka bir ilâh koymuş olmalıki, o yerler o ilâhın mülkü olsun da ezan-ı Muhammed-i ve kelime-i tevhidler yasaklanıp okunmamış olsun.
Böyle bir şeyde tasavvur edilemeyceğine göre âlemlerin her tarafında hakikat-i muhammed-i temsilcileri vardır ve onların insan nesli ve sülâlelerinden oluşan ümmetleri de vardır. Çünkü Âlemler hakikat-i ilâhiyyenin ilk zuhuru olan Hakikat-i muhammed-i manalarını Suret-i Muhammed-i ismiyle zuhura çıkarmıştır.
İşte bu yüzden “levlâke levlâk lema halektül eflâk” hadisi kudsisinde belirtilen. “Sen olmasaydın, olmasaydın bu âlemleri halketmezdim”. İfadesinden hakikat-i muhamme-dinin, bütün âlemlerde geçerli olduğunu açıkolarak ifade eden, kelâm-ı kudsi Allahımızın zat-i ifadeleridir. Çok iyi düşünmemiz lazım gelen bir husustur.[6] “ İz- -T-B- ”
“Hem hayat verir hem öldürür.” Âlem her an bir var bir yok hükmündedir. Her birerlerimizde aldığımız nefes ile bir an var, bir an yok hükmündeyiz. Verdiğimiz nefesle “Hu” ya gitmekte aldığımız nefesler ile “Hayy” sıfâtı ile dirilmeteyiz. Bu olaylar göz kırpmasından çok daha hızlı olduğu için nasıl film şeritleri birbiri ile birleştirilip hareketli hale getirildiğinde bir bütünlük varmış gibi gözüküyor ise âlemde bu şekilde seyeran edip akmaktadır. (M.D.)