İçeriğe atla
Hadîd 9Cüz 27 · Sayfa 538

Hadîd Sûresi 9. Âyet

الحديد

Sohbete sor

Huve-lleżî yunezzilu ‘alâ ‘abdihi âyâtin beyyinâtin liyuḣricekum mine-zzulumâti ilâ-nnûr(i)(c) ve-inna(A)llâhe bikum leraûfun rahîm(un)

O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed'e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.

Hadîd Sûresi

Kişi nefsi emmare zulmetinin hayal ve vehiminde olduğu sürece, nefsin, bedenin ve bu dünyanın karanlığı içindedir. Bu karanlıktan aydınlığa çıkma için irfan ehlini bulup tevidi eğitimden geçmesi gerekir. (M.D.) Dünyada en büyük zulmet yani karanlık beşeri yönde insânın kendisini var zannetmesi ve kendi beşeriyetine varlık vermesi ve bunu vermekle kendisini ilâh edinmiş olmasıdır işte bundan büyük zulmet olmaz.

Dünya zaten tabiat zulmetinde yoğun olduğundan bunu da var zannetmek Nûr’a en büyük perdedir ve Veli ismi dışında başka türlüde bu zulmetten Nûr’a çıkmanın imkân ve ihtimali yoktur, hafız ol her gün bir hatim oku, burasını bin defa oku bunun tahakkuku mümkün değildir okumanın o mertebedeki kazancı neyse onu kazanırsın orası ayrı konudur.[55] “ İz- -T-B- ”

"Zulümât, nefsin 'ene' (benlik) perdesiyle Hakk'ın vahdet nûrundan mahrum kalışıdır. Her bir gaflet, bir zulmettir."[56]

"İhrâc, nefsi zulmât-ı kesretten (çokluk karanlıklarından) nûr-ı vahdete (birliğin nûruna) doğru seyrettirmektir. Bu, sâlikin 'seyr ilâllah' (Allah'a yolculuk) yoludur."[57]

"Abd, Hakk'ın 'Abd' ismiyle tecellî ettiği mahaldir. 'Alâ abdihî' ifadesi, Hakk'ın hakikat bilgisini nefs-i kâmilin kalbine indirmesidir."[58]

"Beyyinât, eşyada Hakk'ın isimlerinin müşahede edilmesidir. Her şey bir âyettir; sâlik onları okuyarak zulmâtten nûra çıkar."[59]

"Raûf, nefsi zulmâtten korkutmadan, sevdirerek nûra çıkaran isimdir."[60]

"Rahîm ismi, nefsi zulmât içinde bile bırakmaz; ona rahmet tohumları eker ki, nûra çıksın."[61]

"Hakk, abdine (nefs-i kâmile) âyât-ı beyyinâtı indirir. Bu âyetler, nefsi zulmât-ı kesretten kurtarıp nûr-ı vahdete iletir. Bu, O'nun raûf ve rahîm olmasındandır."[62]