İçeriğe atla
Hadîd 10Cüz 27 · Sayfa 538

Hadîd Sûresi 10. Âyet

الحديد

Sohbete sor

Vemâ lekum ellâ tunfikû fî sebîli(A)llâhi veli(A)llâhi mîrâśu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) lâ yestevî minkum men enfeka min kabli-lfethi ve kâtel(e)(c) ulâ-ike a'zamu deraceten mine-lleżîne enfekû min ba'du ve kâtelû(c) ve kullen ve'ada(A)llâhu-lhusnâ(c) va(A)llâhu bimâ ta'melûne ḣabîr(un)

Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Hadîd Sûresi

Ubâde b. Sâmit (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Sahabiler Hz. Peygamber'e, canlılık ve gevşeklik halinde işitip itaat etme, zorluk ve kolaylık durumunda nafaka verme, iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve kınayanın kınamasından korkmayarak Allah Teâlâ ile ilgili söz söyleme konusunda biât etmişlerdi. "Fetihten önce" Burada fetihten kasıt, Mekke'nin fethi, yahut hakkında Fetih Sûresi'nin indiği Hudeybiye'dir Bu ibareden de, onuncu âyetin Medine'de nazil olduğu anlaşılır. Müfessir el-Vâhidî'nin rivâyetine göre bu âyet, Ebû Bekr (r.a.) hakkında indirilmiştir. Bununla beraber "Sebebin hususî olması, hükmün genel olmasına engel teşkil etmez." kaidesinden hareketle Mekke'nin fethedilmesinden veya Hudeybiye'den evvel infakda bulunan ve savaşan Muhacir ve Ensarı da içerisine almaktadır. Bu yüzdendir ki çoğul sıgasıyla "Onlar, (derece itibarıyla) daha büyüktür." buyurulmuştur. Ahmed b. Hanbel'in Enes (r.a.)den yaptığı bir rivâyete göre Hâlid b. Velid ile Abdurrahman b. Avf arasında şöyle bir konuşma geçmişti. Hâlid, Abdurrahmân'a: "Siz, bizden önce yaşamış olduğunuz günlerle önümüze geçmek istiyorsunuz." demişti. Bu söz Hz. Peygamber (s.a.v)'e ulaştığında buyurdu ki: "Ashabımı benim için bırakın, nefsim kudret elinde bulunan Oyüce zât'a yemin ederim ki, siz dağlar kadar altın infak etseniz, yine de onların amellerine yetişemezsiniz." Görüldüğü gibi bu hadis ile işaret olunanların Hudeybiye'den önce infak edenler olduğunu kuvvetlendirmektedir. Çünkü Hâlid b. Velid'in müslüman olması hadisesi, Hudeybiye'den sonra, Mekke'nin fethinden önce idi. Şu halde fetihten maksat, Hudeybiye demektir. Ancak Zemahşerî gibi birçok âlim, onu Mekke'nin fethi olarak kabul etmişlerdir.

Hüsnâ, birçok kere geçtiği gibi, en güzel mükafat, yani cennet anlamını ifade etmektedir.[63]

“Fi Sebilillah” Allah yolunda, Allah yolunun içinde öncelikle iman edip daha sonra halktan hakka kendimiz tanımak için önce sırat-ı müstakim ve daha sonra sıratullah ile Et-turu seba (yedi nefis) ve beş hazret mertebelerini kendi nefsi ve vehimi varlılığı ile cihad edip hakka teslim edenlerin mertebeleri daha üstündür.

Ve Allah yolunda harcamak ise kişinin kendi varlığını Allah yolunda ifna edip Hakk yolunda harcadıktan sonra, elde ettiği hakikat ve marifet bilgilerini Hakk’ta baki olarak kendilerine 1 ve taliplilerine 39 unu vererek harcamaktır.

Mekkenin fethinden önce iman edenle malları ve canları ile Allah yolunda Allah için nefsi benlilerinden vazgeçip savaştıkları için Fetih’ten sonra savaşıp harcayanlar onlar ile bir değildir. Onlar Medinede gönül Mescidini oluşturup daha sonra Gönül Kabesini Feth etmişlerdir. Diğerleri ise bu Gönül Kabesine dahil olmuşlardır.

Nusret Babam r.a. in ya bir gönül ol! Ya da bir gönle gir dediği yer burasıdır.

Kim, Hicret eder Medine hakikatini idral eder Gönül Mescidini kurar ve yaptığı çalışmalar ve ifna-i vücut ile gönül kabesini feth ederse o bir gönül yani kamil insan olmuştur. Bu gönle giren taliplileride Hicret ve Feth ettirek onların “Gönül” olmasına yardımcı olur ila ahır bu böyle devam eder. (M.D.)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)