Vemâ lekum ellâ tunfikû fî sebîli(A)llâhi veli(A)llâhi mîrâśu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) lâ yestevî minkum men enfeka min kabli-lfethi ve kâtel(e)(c) ulâ-ike a'zamu deraceten mine-lleżîne enfekû min ba'du ve kâtelû(c) ve kullen ve'ada(A)llâhu-lhusnâ(c) va(A)llâhu bimâ ta'melûne ḣabîr(un)
Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsinede en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Bu ayet, Allah yolunda infak etmenin önemini vurgularken, özellikle Fetihten önceki infak ve cihadın üstünlüğünü belirtir. Anahtar kavramlar, infak, sebîl, mîrâs, feth ve derecenin dilbilimsel ve semantik derinliklerini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefak (نفق) kelimesi, bir şeyin tükenmesi, bitmesi anlamına gelir. İnfaq (إنفاق) ise malı tüketmek, harcamak demektir. Ayetteki 'tünfikû' fiili, Allah yolunda malı harcamayı, yani Allah'ın rızasını kazanmak için maldan vermeyi ifade eder. Bu, malın tükenmesi değil, aksine ahirette karşılığının katlanarak artması beklentisiyle yapılan bir harcamadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İnfak, malı elden çıkarmak, harcamak demektir. Şer'î anlamda ise, Allah'ın emrettiği veya mübah kıldığı yerlere malı sarf etmektir. Ayetteki kullanım, müminlerin Allah'ın mülkü olan mallarından O'nun yolunda harcamaları gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl (سبيل), yol demektir. Kur'an'da 'sebîlullah' (Allah yolu) ifadesi, Allah'ın emrettiği, razı olduğu, O'na ulaştıran her türlü hayırlı işi ve cihadı kapsar. Ayetteki 'fî sebîlillâh' ifadesi, infakın sadece maddi bir harcama olmadığını, aynı zamanda Allah'ın dinini yüceltme ve O'nun rızasını kazanma amacı taşıdığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sebîl kelimesi, Kur'an'da genellikle 'Allah yolu' (sebîlullah) şeklinde kullanılır ve bu, Allah'ın iradesine uygun olan, O'nun dinini yaymaya ve yüceltmeye yönelik her türlü çabayı ifade eder. Ayetteki bağlamda, infakın 'sebîlullah' için yapılması, bu eylemin sadece bir yardım değil, aynı zamanda ilahi bir amaç uğruna gerçekleştirilen bir ibadet olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mîrâs (ميراث), bir şeyin birinden diğerine geçmesi demektir. Ayetteki 'mîrâsü's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, mecazi bir kullanımdır. Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olmakla, onların gerçek sahibi ve mutlak hükümranı O'dur. Bu, insanların sahip oldukları her şeyin aslında Allah'a ait olduğunu ve O'nun izniyle kullanıldığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Veraset (وراثة), birinin vefatından sonra malının veya makamının diğerine geçmesidir. Allah için kullanıldığında ise, O'nun her şeyin nihai sahibi ve varisi olduğunu ifade eder. Ayetteki 'lillâhi mîrâsü's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, insanların sahip olduğu her şeyin geçici olduğunu ve nihayetinde Allah'a döneceğini hatırlatarak, infak etmeye teşvik eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Feth (فتح), kapalı bir şeyi açmak demektir. Kur'an'da zafer ve galibiyet anlamında da kullanılır. Bu ayetteki 'el-feth' kelimesi, özel olarak Mekke'nin fethini ifade eder. Bu olay, İslam tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve Müslümanların gücünü pekiştirmiştir. Fetihten önceki infak ve cihadın daha değerli görülmesinin nedeni, o dönemdeki zorluklar ve risklerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Feth kelimesi, Kur'an'da hem maddi hem de manevi açılımları ifade eder. Maddi anlamda bir şehrin ele geçirilmesi, manevi anlamda ise kalplerin açılması veya ilahi yardımın gelmesi demektir. Ayetteki 'el-feth' terimi, Mekke'nin fethine işaret ederek, bu olayın öncesindeki zorlu mücadele dönemini ve o dönemde yapılan fedakarlıkların üstünlüğünü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Derece (درجة), bir yerden diğerine yükselmek için kullanılan basamak veya merdiven demektir. Mecazi olarak ise, makam, mertebe ve rütbe anlamına gelir. Ayetteki 'a'zamu dereceten' ifadesi, Fetihten önce infak eden ve savaşanların, Allah katındaki mertebelerinin daha yüksek olduğunu belirtir. Bu, yapılan amellerin zorluk derecesine ve zamanlamasına göre farklı karşılıklar göreceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Derece, bir şeyin kademeli olarak yükselmesi veya alçalmasıdır. Kur'an'da genellikle manevi mertebeler için kullanılır. Ayetteki 'derece' kelimesi, Allah katındaki üstünlüğü ve fazileti ifade eder. Fetihten önceki zorlu dönemde yapılan fedakarlıkların, daha sonraki rahat dönemde yapılanlardan daha büyük bir 'derece' kazandırdığına işaret eder.
Hadîd Sûresi
Ubâde b. Sâmit (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Sahabiler Hz. Peygamber'e, canlılık ve gevşeklik halinde işitip itaat etme, zorluk ve kolaylık durumunda nafaka verme, iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve kınayanın kınamasından korkmayarak Allah Teâlâ ile ilgili söz söyleme konusunda biât etmişlerdi. "Fetihten önce" Burada fetihten kasıt, Mekke'nin fethi, yahut hakkında Fetih Sûresi'nin indiği Hudeybiye'dir Bu ibareden de, onuncu âyetin Medine'de nazil olduğu anlaşılır. Müfessir el-Vâhidî'nin rivâyetine göre bu âyet, Ebû Bekr (r.a.) hakkında indirilmiştir. Bununla beraber "Sebebin hususî olması, hükmün genel olmasına engel teşkil etmez." kaidesinden hareketle Mekke'nin fethedilmesinden veya Hudeybiye'den evvel infakda bulunan ve savaşan Muhacir ve Ensarı da içerisine almaktadır. Bu yüzdendir ki çoğul sıgasıyla "Onlar, (derece itibarıyla) daha büyüktür." buyurulmuştur. Ahmed b. Hanbel'in Enes (r.a.)den yaptığı bir rivâyete göre Hâlid b. Velid ile Abdurrahman b. Avf arasında şöyle bir konuşma geçmişti. Hâlid, Abdurrahmân'a: "Siz, bizden önce yaşamış olduğunuz günlerle önümüze geçmek istiyorsunuz." demişti. Bu söz Hz. Peygamber (s.a.v)'e ulaştığında buyurdu ki: "Ashabımı benim için bırakın, nefsim kudret elinde bulunan Oyüce zât'a yemin ederim ki, siz dağlar kadar altın infak etseniz, yine de onların amellerine yetişemezsiniz." Görüldüğü gibi bu hadis ile işaret olunanların Hudeybiye'den önce infak edenler olduğunu kuvvetlendirmektedir. Çünkü Hâlid b. Velid'in müslüman olması hadisesi, Hudeybiye'den sonra, Mekke'nin fethinden önce idi. Şu halde fetihten maksat, Hudeybiye demektir. Ancak Zemahşerî gibi birçok âlim, onu Mekke'nin fethi olarak kabul etmişlerdir.
Hüsnâ, birçok kere geçtiği gibi, en güzel mükafat, yani cennet anlamını ifade etmektedir.[63]
“Fi Sebilillah” Allah yolunda, Allah yolunun içinde öncelikle iman edip daha sonra halktan hakka kendimiz tanımak için önce sırat-ı müstakim ve daha sonra sıratullah ile Et-turu seba (yedi nefis) ve beş hazret mertebelerini kendi nefsi ve vehimi varlılığı ile cihad edip hakka teslim edenlerin mertebeleri daha üstündür.
Ve Allah yolunda harcamak ise kişinin kendi varlığını Allah yolunda ifna edip Hakk yolunda harcadıktan sonra, elde ettiği hakikat ve marifet bilgilerini Hakk’ta baki olarak kendilerine 1 ve taliplilerine 39 unu vererek harcamaktır.
Mekkenin fethinden önce iman edenle malları ve canları ile Allah yolunda Allah için nefsi benlilerinden vazgeçip savaştıkları için Fetih’ten sonra savaşıp harcayanlar onlar ile bir değildir. Onlar Medinede gönül Mescidini oluşturup daha sonra Gönül Kabesini Feth etmişlerdir. Diğerleri ise bu Gönül Kabesine dahil olmuşlardır.
Nusret Babam r.a. in ya bir gönül ol! Ya da bir gönle gir dediği yer burasıdır.
Kim, Hicret eder Medine hakikatini idral eder Gönül Mescidini kurar ve yaptığı çalışmalar ve ifna-i vücut ile gönül kabesini feth ederse o bir gönül yani kamil insan olmuştur. Bu gönle giren taliplileride Hicret ve Feth ettirek onların “Gönül” olmasına yardımcı olur ila ahır bu böyle devam eder. (M.D.)