Fekulû mimmâ żukira-smu(A)llâhi ‘aleyhi in kuntum bi-âyâtihi mu/minîn(e)
Artık, ayetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah'ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.
Eğer Allah'ın âyetlerine iman ediyorsanız, Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin.
Bu ayet, müminlere Allah'ın adının anıldığı helal gıdaları tüketme emrini verirken, imanın bu emre uymakla ilişkisini vurgulamaktadır. Ayet, helal rızık ve iman arasındaki bağlantıyı dilbilimsel olarak derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أكل' kelimesinin hem maddi gıdaları tüketmek hem de mecazi olarak bir şeyden faydalanmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَكُلُوا۟' ifadesi, Allah'ın adının anıldığı helal rızkın bedensel olarak tüketilmesini emretmektedir, bu da müminlerin helal kazanç ve tüketim prensibine bağlılığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أكل' fiilinin, bir şeyi ağız yoluyla bedene almak ve ondan beslenmek olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın adının anıldığı kurbanların veya kesilen hayvanların etinin yenilmesinin meşruiyetini vurgular, bu da inançla eylem arasındaki bağı kurar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ذكر' kelimesinin hem dilde anmak hem de kalpte hatırlamak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ' ifadesi, kesim sırasında Allah'ın isminin açıkça telaffuz edilmesini, yani O'nun rızasının aranmasını şart koşar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ذكر' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve burada 'Allah'ın adının anılması'nın, bir eylemin Allah adına ve O'nun emriyle yapıldığını gösteren bir alamet olduğunu ifade eder. Bu, helal kesimin temel şartlarından biridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da sadece hatırlama değil, aynı zamanda Allah'ın varlığını ve kudretini sürekli olarak bilincinde tutma ve O'na yönelme anlamı taşıdığını vurgular. Ayetteki 'ذُكِرَ' ifadesi, Allah'ın adının anılmasının, eylemi (kesimi) kutsallaştıran ve helal kılan bir ritüel olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'آية' kelimesinin 'açık alamet, delil' anlamına geldiğini ve Allah'ın ayetlerinin hem Kur'an'daki vahiyler hem de evrendeki yaratılış delilleri olduğunu belirtir. Ayetteki 'بِـَٔايَـٰتِهِۦ' ifadesi, müminlerin Allah'ın emirlerine, yani Kur'an'ın hükümlerine inanmalarını ve bu inancın bir gereği olarak helal rızkı tüketmelerini şart koşar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'آية' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretini ve birliğini gösteren deliller veya peygamberlerin mucizeleri için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise 'ayetler', Allah'ın helal ve haram konusundaki hükümlerini içeren vahiyler olarak anlaşılmalıdır, bu da imanın pratik hayattaki yansımalarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'إيمان' kelimesinin 'tasdik etmek, güvenmek' anlamlarına geldiğini ve müminin, Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberlerinin getirdiklerini kalben tasdik eden kişi olduğunu belirtir. Ayetteki 'مُؤْمِنِينَ' ifadesi, helal rızkı tüketme emrinin, Allah'ın ayetlerine gerçekten iman edenler için geçerli olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman' kavramının sadece sözlü bir ikrar değil, aynı zamanda kalbi bir tasdik ve bu tasdikin amellerle doğrulanması olduğunu ifade eder. Bu ayette 'müminler', Allah'ın helal ve haram konusundaki hükümlerine uymakla imanlarını pratik hayatta gösteren kişiler olarak tanımlanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda Allah'a karşı bir güven ve O'nun emirlerine teslimiyet olduğunu belirtir. Ayetteki 'مُؤْمِنِينَ' ifadesi, helal rızık emrine uymanın, Allah'a olan bu derin güvenin ve teslimiyetin bir göstergesi olduğunu vurgular.
En'âm Sûresi
“Fekulû mimmâ zukira-smu(A)llâhi ‘aleyhi in kuntum bi-âyâtihi mu/minîn(e)” Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin. (6/118)
Allah adının anılarak eti yenen hayvan “bismillah allahu ekber” Allah c.c. ismi ile Allah büyüktür diye kesilerek yenilir. Çünkü celâl tecellisi vardır. Onun için “Bismilllahirrahmanirrahim” diyerek hayvan kesilmez. Gerçi rahmet olur ama yenilditen sonra olur.
Cemal-i İlahi tecellisi içerisinde gark olmuş kemale ermiş kişinin yavaş, yavaş öğrenip yaşadıklarını başka gönüllere da aktarması gerekecektir, çünkü bu bir manevi görev devir teslimidir.
Bu devri yapabilmesi için kendisinin “Celal” tecellisine ihtiyacı vardır.
Karşı birime fayda sağlamak için bir ifade gerekmektedir. Derviş ilk başlarda yalnız başına “nefs-i emmare”sini yenemez.
İşte daha evvelce bu sistem içinde eğitimini tamamlamış olan bir ehli kemale ihtiyacı vardır ve bu eğitim karşı tarafa bir irade ile aktarılır, bu da Celal tecellisidir.
Ancak bu yolda o kişi kendinde ki nefsi duyguları kese, kese, kurb’an ede ede, “Kurbiyyet”e yani Hakk’a yaklaşmağa başlar.
Kurb’an bayramı;
bâtını olarak bizlere bunları anlatır.
Zâhiri olarak ise fakir kimselerin et yemesine sebeb olur.
Kurb’an bayramı, her günü, bu oluşumları dört (4) mertebede kemal üzere yaşanması için dört gündür yani “şeriat”in hakikatini, “tarikat”ın hakikatini, “hakikat”in hakikatini ve “marifet”in hakikatini gerçek anlamda yaşamak içindir.
Böylece irfaniyet yollarından geçerek Kurb’an bayramına ulaşan kimse “baka billah” “Allah da baki olma” yaşamını sürdürmeye devam edecektir.
Kurb’an bayramının birinci, ikinci, üçüncü gününde kurb’an kesilebiliyor, fakat dördüncü günü kesilemiyor.
Çünkü daha evvelce de belirtildiği gibi
- birinci gün şeriat,
- ikinci gün tarikat,
- üçüncü gün hakikat,
- dördüncü günde marifet mertebelerinin ifadelenilir.
Ayrı bir yönden bakıldığında,
- birinci gün Ef’âl mertebcsi,
- ikinci gün Esmâ mertehesi,
- üçüncü gün Sıfât mertebeyi,
- dördüncü gün ise Zât mertebesi, iradesindedir.
Zât-ı mutlak merlebesinde her şey tam bir bütünlük içinde olup, farklılık ve zuhur olmadığından fiil de yoktur, bu sebebten dördüncü gün kurb’an kesilemez.
“Baka billah” “Allah’da baki olma”, “seyr’i fillah” “Allah’da seyr”, “Mea Allah” “Allah ile birlikte seyir,” İşte bu seyrin sonu yoktur, bundan sonra da bayram yoktur.
Kurb’an bayramı insan yaşamının ulaştığı en üst düzey, irfan mertebesidir.
Bu olgu her sene tekrarlanmakladır.
O sene içersinde kaç kişi bu irfan ve idrake ulaşmışsa, gerçek bayramları ancak o kimseler kutlamaktadırlar diğer insanların fizik olarak onlara benzemeleri, benzer bayram yapmalarına vesile olmaktadır ve bu yaşam ömürler boyu şurup gitmektedir.
Böylece mühim olan kişinin bu seyr’i idrak edip, yaşantısını bu seyr üzere sürdürmesidir.[86]