Żâlike en lem yekun rabbuke muhlike-lkurâ bizulmin veehluhâ ġâfilûn(e)
Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah'ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helak etmeyeceği içindir.
Bu (şundan dolayıdır ki) Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir.
En'âm Suresi 131. ayet, Allah'ın adaletini ve kullarına karşı merhametini vurgular. Ayet, şehirlerin helak edilmesinin ancak halkının gaflet içinde zulüm işlemesi durumunda gerçekleşeceğini, aksi takdirde Allah'ın haksız yere kimseyi helak etmeyeceğini ifade eder. Anahtar kavramlar, helak etme, şehirler, zulüm ve gaflet üzerine odaklanarak ilahi adaletin prensiplerini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Helâk (هلاك), bir şeyin faydasız hale gelmesi, yok olması veya bozulmasıdır. Ayetteki 'mühlik' (مهلك) kelimesi, Allah'ın bir topluluğu, onların zulümleri sebebiyle tamamen ortadan kaldırması, helak etmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, onların dünyadaki varlıklarının sona ermesi ve ahiretteki cezalarının başlangıcıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Helâk (هلاك), bir şeyin varlığının sona ermesi, yok olmasıdır. Kur'an'da genellikle ilahi bir ceza olarak, günahkâr toplulukların yeryüzünden silinmesi anlamında kullanılır. Ayetteki 'mühlik' (مهلك), Allah'ın, zulüm işleyen ve gaflet içinde olan şehir halklarını cezalandırarak yok edici sıfatını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Helâk (هلاك) kavramı Kur'an'da genellikle ilahi gazabın bir sonucu olarak, toplumsal çöküş ve yok oluşu ifade eder. Bu ayette 'mühlik' (مهلك) kelimesi, Allah'ın, peygamber uyarısı gelmeden ve halkı gaflet içinde iken haksız yere bir şehri helak etmeyeceğini vurgulayarak, ilahi adaletin bir prensibini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karye (قرية), insanların toplandığı, yerleştiği ve yaşadığı yerdir. Ayetteki 'el-kurâ' (القرى) kelimesi, belirli bir coğrafi bölgedeki insan topluluğunu ve onların yaşadığı şehirleri ifade eder. Bu bağlamda, helak edilecek olan sadece binalar değil, o binalarda yaşayan insanlardır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Karye (قرية) kelimesi, Kur'an'da bazen 'ehl-i karye' (şehir halkı) anlamında mecazi olarak kullanılır. Bu ayette 'el-kurâ' (القرى) ifadesi, şehirlerin kendisinden ziyade, o şehirlerde yaşayan ve zulüm işleyen insan topluluklarını kastetmektedir. Allah'ın helak etmesi, bu toplulukların varlığını sona erdirmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karye (قرية), insanların toplandığı ve yerleştiği yerdir. Kur'an'da genellikle şehir veya kasaba anlamında kullanılır. Ayetteki 'el-kurâ' (القرى) kelimesi, Allah'ın helak etme eyleminin hedefi olan, belirli bir yaşam biçimine sahip, günahkâr toplulukları barındıran yerleşim birimlerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak veya hakkı çiğnemektir. Ayetteki 'bi-zulmin' (بظلم) ifadesi, Allah'ın şehirleri helak etmesinin, o şehir halkının işlediği haksızlıklar, günahlar ve adaletsizlikler sebebiyle olduğunu açıkça belirtir. Bu, ilahi adaletin bir tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zulüm (ظلم), bir şeyi yerinden saptırmak, hakkı sahibine vermemek veya haddi aşmaktır. Bu ayette 'bi-zulmin' (بظلم) kelimesi, Allah'ın şehirleri helak etmesinin, onların kendi iradeleriyle işledikleri günahlar, şirk ve adaletsizlikler neticesinde gerçekleştiğini gösterir. Allah, kimseye haksızlık etmez.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zulüm (ظلم) kavramı Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; Allah'a şirk koşmaktan, insanlara haksızlık etmeye kadar birçok günahı kapsar. Ayetteki 'bi-zulmin' (بظلم) ifadesi, Allah'ın bir şehri helak etmesinin, o şehir halkının işlediği zulümlerin bir sonucu olduğunu, yani ilahi cezanın bir gerekçesi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gaflet (غفلة), bir şeyden habersiz olmak, onu unutmak veya ondan yüz çevirmektir. Ayetteki 'ğâfilûn' (غافلون) kelimesi, şehir halkının Allah'ın emirlerinden, peygamberlerin uyarılarından ve ahiret azabından habersiz, umursamaz bir durumda olmasını ifade eder. Allah, gaflet içinde olan bir topluluğu, onlara uyarı gelmeden helak etmez.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Gaflet (غفلة), bir şeyin farkında olmamak, onu göz ardı etmek veya ondan uzak durmaktır. Bu ayette 'ğâfilûn' (غافلون) ifadesi, şehir halkının, kendilerine gönderilen peygamberlerin tebliğinden ve Allah'ın ayetlerinden habersiz, uyarılmamış bir durumda olmasını belirtir. Allah'ın adaleti gereği, uyarı gelmeden helak gerçekleşmez.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Gaflet (غفلة) kavramı Kur'an'da genellikle Allah'tan, O'nun ayetlerinden ve ahiret gününden habersiz olma durumunu ifade eder. Bu ayette 'ğâfilûn' (غافلون) kelimesi, Allah'ın, kendilerine uyarıcı gönderilmemiş ve bu nedenle hakikatten habersiz olan bir topluluğu haksız yere helak etmeyeceğini vurgulayarak, ilahi merhamet ve adaletin bir yönünü ortaya koyar.
En'âm Sûresi
“Zâlike en lem yekun rabbuke muhlike-lkurâ bizulmin veehluhâ ġâfilûn(e)” Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir. (6/131)