İçeriğe atla
En'âm 132Cüz 8 · Sayfa 145

En'âm Sûresi 132. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Velikullin deracâtun mimmâ ‘amilû(c) vemâ rabbuke biġâfilin ‘ammâ ya'melûn(e)

Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

En'âm Sûresi

“Velikullin deracâtun mimmâ ‘amilû vemâ rabbuke biġâfilin ‘ammâ ya’melûn(e)” Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. (6/132)


Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyiti ile devam edelim.

2253. "Ben gönül sahibiyim, başkasına hacetim yoktur, vâsılım!" diye ibâ ettin.

“Ser-keşîden” baş çekmek demek ise de, ibâ etmek ve kabûl etmemek ma’nâsmdan kinâyedir.

Bu beyt-i şerîfde zâhir-i şerîatle ameli kâfi görüp, kendilerini kâmillerin sohbetinden ve onların nazarı altında bâtınlarının terbiyesine ihtiyâçtan müstağni addeden ulemâ-i rüsûmun hallerine işâret buyurulur. Onlar derler ki: “Biz Kur’ân ve hadîs-i şerifin ahkâmıyla amel ediyoruz. Binâenaleyh bizlerde de kalb ve idrâk vardır. Kendimiz gibi, dîğer bir âlimin sohbet ve terbiyesine ihtiyâcımız yoktur. Mâdemki şerîatle amel ediyoruz, bu bize kâfidir. Biz de Hakk’a vâsılız; aynca bir de tarikat ne demektir? Peygamber (a.s.) zamanında böyle tarikat var mı idi? Yalnız şerîatle amel edip beyne’n-nâs veliyy-i kâmil addolunan bir kimsenin sohbet ve terbiyesinde bulunmayan milyonlarca insanlar vardır. Bunlar ahvâl-i âhiretlerinden me’yûs mu olacaklardır?” Cevâb: Bu da’vâya karşı çok uzun sözler vardır, zîrâ mevzû’ geniştir; fakat fakîr hulâsaten birkaç söz ile iktifa ediyorum. Bunlar erbâb-ı iz’âna kâfidir. Ma’lûm olsun ki “tarikat,” “şerîat”in sırrı ve “hakîkat,” “tarîkat” sırrıdır; ve “ma'rifet" bunların neticesidir. Ve hilkat-ı insandan maksûd ise ma’rifettir. İmdi zâhir-i şeriat ta’limsiz öğrenilemediği gibi, bâtın-ı şeriat olan tarikat ve bâtın-ı tarikat olan hakîkat dahi ta’lîmsiz tahsil olunamaz. Ve bu talimler neticesinde hâsıl olacak olan ma’rifet, herkesin kendi isti’dâdının dâiresi kadardır. Tarikat şeriatsız ve hakîkat dahi tarîkatsız ve ma’rifet dahi, bunlar cem’ olmaksızın elde edilemez. Zamân-ı peygamberîde bi'l-asâle insân-ı kâmil, Resûl-i zîşân Efendimizin kendileri idi ve ashâb-ı kirâm hazarâtına, isti’dâdlanna göre şeriat ve tarikat ve hakikati ta’lîm buyururlar idi. Ve bu ta’lîmât neticesinde ashâb-ı kirâmdan ba’zılanna, vüs’at-ı isti’dâdlan hasebiyle hâsıl olan esrâr ve maârifin keşfini men’ buyururlar idi. Resûl-i zîşân Efendimizin âlem-i sûretden, âlem-i ma’nâyı teşriflerinden sonra, bu vazîfe bu esrâra vâkıf olan vâris-i kâmillere intikâl etmiştir ki, onlar [“ümmetimin âlemleri Benî İsrâîl peygamberleri gibidir”] ve [“Âlimler nebilerin vârisidir”] buyurulmuştur. Etvâr-ı tarîkatten ve esrâr-ı hakîkatten bî-behre olan ulemâ-i rüsûm, verese-i kâmilînden değildir. Böyle bir kimse, yalnız ilm-i şeriatın zâhirine vukuf ile iddiâ-yı kemâl ederse, cenâb-ı Pîr efendimizin buyurduklan gibi, o, onun vehmidir.

Yalnız zâhir-i şerîatle amel edip vâris-i kâmilin sohbet ve terbiyesinde bulunmamış olan mü’minlerin ahvâline gelince: Onlann hâlisan li-vechillâh amel edenleri “Ümmetimde şirk, cilâlı bir madde üzerindeki kanncanın yürüyüşünün sesinden daha gizlidir” hadîs-i şerifinde buyurulduğu üzere, âhirette şirk-i hafi içinde bulunduklan halde, cennettedirler. Amellerindeki ihlâslarının derecesine ve (En’âm, 6/132) [“Herkesin yaptıklan işlere göre dereceleri vardır”] âyet-i kerîmesine göre niam-ı cinâniyye ile mütena’im olurlar; velâkin hakikati müşâhededen mahcûbdurlar; zîrâ şirk, kalb gözüne ânz olan şaşılıktan ibârettir ki, biri çok görür. Ve bu şaşılık ancak bu âlemde vâris-i kâmilin tedâvîsiyle zâil olur. Böyle olunca, bu âlemde kalb gözünü hakîkate açacak bir tabîb-i ilâhî olan, vâris-i kâmilin sohbet ve terbiyesine ihtiyâc-ı kat’î vardır (Isrâ, 17/72) “O kimse ki, burada kör oldu; âhirette de kör oldu” âyet-i kerîmesi mûcibince, âhirette bunun çâresi yoktur. Zîrâ körü körüne tena’um etmek başka, göre göre tena’um etmek yine başkadır.[94]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)