Kul eyyu şey-in ekberu şehâde(ten)(s) kuli(A)llâh(u)(s) şehîdun beynî ve beynekum(c) ve ûhiye ileyye hâżâ-lkur-ânu li-unżirakum bihi vemen belaġ(a)(c) e-innekum leteşhedûne enne me'a(A)llâhi âliheten uḣrâ(c) kul lâ eşhed(u)(c) kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve-innenî berî-un mimmâ tuşrikûn(e)
De ki: "Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur'an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şahitlik etmem." De ki: "O, ancak tek bir ilahtır ve şüphesiz ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."
De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?" De ki: "Ben buna şahitlik etmem". "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım"de.
En'âm Suresi'nin 19. ayeti, tevhid inancının temelini oluşturan Allah'ın birliği ve şahitliği üzerine odaklanmaktadır. Ayet, şahitliğin en yüce makamını Allah'a atfederken, Kur'an'ın uyarıcı rolünü ve şirkin reddini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehadet, bir şeyin bilgisine ulaşmak ve onu açıklamak demektir. Ayetteki 'ekberu şehâdeten' ifadesi, Allah'ın varlığına ve birliğine dair şahitliğin, yani delilin, her şeyden daha büyük ve kesin olduğunu belirtir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 455)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şehadet kavramı Kur'an'da hem 'tanıklık etmek' hem de 'delil olmak' anlamlarında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın 'şehid' olması, O'nun her şeyi bilmesi ve her şeye şahit olmasıyla birlikte, aynı zamanda kendi varlığının ve birliğinin en büyük delili olması anlamını taşır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 165)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Şehadet, bir şeyi gözlemleyerek veya kesin bilgiyle idrak ederek onu haber vermektir. Ayetteki 'ekberu şehâdeten' ifadesi, Allah'ın şahitliğinin, yani O'nun varlığının ve birliğinin delillerinin, diğer tüm delillerden daha üstün ve ikna edici olduğunu vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 248)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Şehîd, Allah'ın isimlerinden biridir ve 'her şeyi bilen, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığı' demektir. Ayette 'Allah benimle sizin aranızda şahittir' ifadesi, Allah'ın peygamberin doğruluğuna ve tebliğinin hakikatine şahit olduğunu, aynı zamanda insanların yaptıklarına da tanık olduğunu gösterir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 297)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şehîd, Allah'ın sıfatı olarak, 'her şeyi gören, her şeyi bilen ve her şeye tanık olan' anlamındadır. Bu ayette, Allah'ın peygamber ile muhatapları arasındaki hakikate şahit olması, O'nun mutlak adaletini ve her şeyi kuşatan ilmini ortaya koyar. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 367)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Şehîd kelimesi, Kur'an'da Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi müşahede eden, her şeye vakıf olan ve hakikati ortaya koyan yüce zatını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın peygamberin risaletine ve tebliğ ettiği tevhid hakikatine en büyük şahit olduğunu vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 312)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Vahy, gizli bir şekilde bildirmek ve işaret etmektir. Ayette 'Bu Kur'an bana vahyolundu' ifadesi, Kur'an'ın Allah tarafından Hz. Muhammed'e gizli ve ilahi bir yolla indirildiğini, insan sözü olmadığını açıkça belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 165)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vahy, bir şeyi gizlice ve süratle bildirmektir. Kur'an'ın vahyedilmesi, Allah'ın kelamının peygambere doğrudan ve özel bir yolla ulaştırılmasıdır. Bu, Kur'an'ın ilahi kaynağını ve otoritesini gösterir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 195)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy, hızlı ve gizli bir şekilde işaret etmek veya söz söylemektir. Ayetteki 'üûhiye ileyye hâze'l-Kur'ân' ifadesi, Kur'an'ın Allah tarafından peygambere ilahi bir bildirimle, insan idrakinin ötesinde bir yolla indirildiğini ve bu sayede onun uyarıcı bir kitap olduğunu vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 515)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnzar, korkutmak ve sakındırmak demektir. Ayetteki 'liünzirakum' ifadesi, Kur'an'ın temel amaçlarından birinin, insanları Allah'ın azabına ve şirkin kötü sonuçlarına karşı uyarmak olduğunu belirtir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 488)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İnzar, bir şeyi haber vererek korkutmaktır. Kur'an'ın insanları uyarması, onları gelecekteki tehlikelere karşı bilgilendirmek ve doğru yola sevk etmek içindir. Bu ayette, Kur'an'ın evrensel bir uyarıcı rolü olduğu vurgulanır. (el-Külliyyât, s. 1007)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnzar, Kur'an'ın peygamberler aracılığıyla insanlara gönderilmesinin temel fonksiyonlarından biridir. Bu, sadece bir tehdit değil, aynı zamanda insanları doğru yola yönlendirmek için yapılan bir ikazdır. Ayetteki 'liünzirakum' ifadesi, Kur'an'ın insanları şirkin ve küfrün sonuçları hakkında uyarma misyonunu açıkça ortaya koyar. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şirk, bir şeyi başkasıyla ortak kılmaktır. Allah'a şirk koşmak ise, O'nun uluhiyetinde veya rububiyetinde başkasını ortak tanımaktır. Ayetteki 'mimmâ tuşrikûn' ifadesi, Allah'ın birliğine aykırı olan her türlü ortak koşma eylemini reddeder ve peygamberin bu tür inançlardan uzak olduğunu belirtir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 445)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şirk, Allah'a ortak koşmaktır. Bu ayetteki 'mimmâ tuşrikûn' ifadesi, müşriklerin Allah'ın yanı sıra başka ilahlar edinme eylemlerini kınamakta ve tevhid inancının zıddı olarak sunulmaktadır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 187)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şirk, Kur'an'ın en temel kavramlarından biri olup, tevhidin tam zıddıdır. Allah'ın mutlak birliğini ve eşsizliğini reddederek, O'nunla birlikte başka varlıklara ilahlık atfetmektir. Ayetteki 'mimmâ tuşrikûn' ifadesi, peygamberin müşriklerin bu inançlarından tamamen uzak olduğunu ve tevhid inancını savunduğunu gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 120)
En'âm Sûresi
“Kul eyyu şey-in ekberu şehâde(ten) kuli(A)llâh(u) şehîdun beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâ-lkur-ânu li-unzirakum bihi vemen belaġ(a) e-innekum leteşhedûne enne me’a(A)llâhi âliheten uhrâ kul lâ eşhed(u) kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve-innenî berî-un mimmâ tuşrikûn(e)” De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahy olundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” (6/19)
Bu âyetin efendimiz (s.a.v.) i ilgilendiren yönü olduğu gibi, biz ümmeti muhammed ilgilendiren yönüde vardır.
İslam dini müşahade ve şahitlik dinidir. Ve bu şahitliğin en büyüğü Allah c.c. ün Uluhuhiyet mertebesi itibariyle resülüne, risalet mertebesi ve sizler ifadesi ile ümmeti ile abdiyet mertebesi arasında şahittir. Kûr’ân zâttır, efendimize vahy olunan zâtın ma’nâlarının hafifleyere tenezzül ederek bir batında doğan kardeşi insan ile buluşmasıdır. Efendimiz “mübeşşiran ve neziran” dır. Bu müjdeyle beraber ümmet-i davet ve ümmet-i icabeti uyarmaktadır.
Kendi hayali ve vehimi anlayışı ile uydurdukları ilahlara şahitlik edenlerin er ya da geç yalanları ortaya çıkacaktır. Efendimiz (s.a.v.) in bu hayali ilâhlara şahitli etmediği gibi, biz ümmetininde şahitlik etmemiz lazımdır.
Hüve olan ilah vahid-birdir… Bir gibi görünenler aslında vahid-birin tekrarından başka bir şey değildir. Her bir tecelli mahallinde zuhur eden farklı bir ilâh değil. İlâh-ı vahid den başkası değildir.