Fekad keżżebû bilhakki lemmâ câehum(s) fesevfe ye/tîhim enbâu mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
Nitekim hak (Kur'an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.
Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir.
En'âm Suresi'nin 5. ayeti, hakikati yalanlayanların ve alay edenlerin akıbetini haber vermektedir. Ayet, 'yalanlama', 'hakikat' ve 'alay etme' gibi temel kavramlar üzerinden inkarcılığın sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezzebu (كَذَّبُوا۟) kelimesi, 'yalan söylemek' anlamındaki 'kezeb' (كَذَبَ) fiilinin tef'il babından gelmektedir ve 'bir şeyi şiddetle yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek' manasına gelir. Ayette, kendilerine gelen 'hakikat'i (بِٱلْحَقِّ) ısrarla ve kesin bir dille reddetmeleri, onu yalan saymaları kastedilmektedir. Bu, sadece bir bilgi yanlışlığı değil, aynı zamanda bir inkar ve reddediş tavrıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'kezzebe' (كَذَّبَ) fiili, 'yalanlamak' ve 'inkar etmek' anlamında kullanılmıştır. Ayetteki 'hak' (الحق) ile birlikte kullanıldığında, Allah'tan gelen vahyi ve peygamberin getirdiği mesajı reddetme, onu asılsız sayma eylemini ifade eder. Bu, mecazi olarak, hakikatin kendisini değil, hakikatin getirdiği hükümleri ve gerçekleri yalanlama anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hak (الحق) kelimesi, 'doğruluk, gerçeklik, sabitlik' anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle Allah'ın kelamını, vahyi, adaleti ve varlığın temel gerçeklerini ifade eder. Bu ayette 'kendilerine gelen hak' (لَمَّا جَآءَهُمْ بِٱلْحَقِّ) ifadesi, peygamber aracılığıyla kendilerine ulaşan ilahi mesajı, Kur'an'ı ve İslam'ın temel prensiplerini kastetmektedir. Onu yalanlamaları, bu ilahi gerçekliği reddetmeleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hak' (الحق) kavramı, mutlak ve değişmez gerçekliği, ilahi hakikati temsil eder. Bu, sadece bir doğru bilgi değil, aynı zamanda varoluşun ve ahlaki düzenin temelini oluşturan bir prensiptir. Ayetteki 'hak' (الحق), Allah'ın gönderdiği dinin ve peygamberin tebliğ ettiği mesajın tartışılmaz gerçekliğini ifade eder. Onu yalanlamak, bu mutlak gerçeğe karşı gelmektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hak (الحق), 'sabit olan, şüphe götürmeyen, doğru olan' demektir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın indirdiği kitap ve peygamberin getirdiği şeriat kastedilmektedir. İnsanlara ulaştırılan bu hakikati yalanlamaları, onların inkarcılıklarının ve sapkınlıklarının bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstehza (اِسْتِهْزَاء), 'alay etmek, küçümsemek, hafife almak' anlamlarına gelir. Bu fiil, bir şeyi ciddiye almamak, onu değersiz görmek ve onunla dalga geçmek manasını taşır. Ayette, inkarcıların kendilerine gelen hakikati ve uyarıları ciddiye almayıp, onlarla alay etmeleri, küçümseyici bir tavır sergilemeleri kastedilmektedir. Bu, sadece bir reddediş değil, aynı zamanda bir saygısızlık ve kibir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstehza (اِسْتِهْزَاء), 'birini veya bir şeyi küçümseyerek gülmek, alaya almak' demektir. Ayetteki 'alaya aldıkları şeyin haberleri' (أَنۢبَـٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ) ifadesi, onların ciddiye almadıkları, küçümsedikleri ve alay konusu yaptıkları ilahi uyarıların, azap ve kıyamet gibi gerçeklerin sonuçlarının kendilerine ulaşacağını bildirmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'yestehziûn' (يَسْتَهْزِءُونَ) fiili, 'alay etmek' ve 'küçümsemek' anlamında kullanılmıştır. Onların alay ettikleri şey, peygamberin getirdiği uyarılar, ahiret azabı ve Allah'ın vaatleridir. Bu fiil, onların hakikate karşı takındıkları küçümseyici ve inkarcı tavrı mecazi olarak ifade eder.
En'âm Sûresi
“Fekad kezzebû bilhakki lemmâ câehum fesevfe ye/tîhim enbâu mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)” Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir. (6/5)
Kendi vehimi ve hayali vücutlarını gördükleri için Hakk’a sağır ve dilsiz olmalarından dolayı Hakk kendilerine gelince onu yalanladılar.
Mesnevi-i Şerifte bu âyet hakkında;
3216. Cismi görme ve onu etme ki, o dilsizler ve sağırlar onlara geldiği vakit, Hakk'ı tekzib ettiler.
Ey hakikatin tâlibi! Sen insân-ı kâmilin cismini ve vücûd-ı sûrîsini görme! Onun ma'nâsına bak! Ma’rifet-i Hakk’a dâir olan sözlerde dilsiz ve hakîkate dâir olan sözleri dinlemekte sağır olan cismânî ve nefsânî kimselerin yaptığını yapma ki, Hak onlara her biri insân-ı kâmil olan peygamberler libâsında zâhir olarak geldiği vakit, onlar o Hakk’ı tekzîb ettiler ve Resûl-i Ekrem Efendimiz hakkında sûre-i Furkân’da (Furkân, 25/7) ya’nî "Bu peygambere ne oldu ki bizim gibi yemek yer ve sokaklarda gezer” dediler. İkinci mısra’ sûre-i En’âm’da olan (En’âm, 6/5) âyet-i kerîmesinden muktebestir. Bu âyet-i kerîmenin lisân-ı zâhir ile olan ma’nâsı “Onlara hak olan dîn geldiği vakit tekzîb ettiler” demek olur; ve “hak” bâtıl mukabilidir. Cenâb-ı Mevlânâ (r.a.) efendimiz lisân-ı işâret ile Hakk’ı ism-i İlâhî ma’nâsına almışlardır. “Bükm”, “dilsiz” ma’nâsına olan “ebkem”in cem’i ve "summ", “sağır” ma’nâsına olan “esamm’’ın cem’idir.[8]