Elleżîne âmenû velem yelbisû îmânehum bizulmin ulâ-ike lehumu-l-emnu vehum muhtedûn(e)
İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.
İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
En'âm 82. ayet, iman ve zulüm kavramları arasındaki ilişkiyi vurgulayarak, imana zulüm karıştırmayanların emniyet ve hidayete ereceğini bildirmektedir. Ayet, bu temel kavramlar üzerinden kurtuluşun şartlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesinin kökü olan 'emn', korkunun zıddı olan güven ve emniyet anlamına gelir. İman ise, kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmek suretiyle bir şeyi güvenilir kılmaktır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine tam bir teslimiyetle inanmayı, bu inançla kalplerinde bir güven ve huzur bulmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemidir. 'Âmenû' fiili, Allah'a karşı duyulan bu güvenin ve O'nun vaatlerine olan itimadın bir ifadesidir. Ayette, bu imanın, kişiye hem dünyevi hem de uhrevi bir emniyet sağlayacağı vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Lebese' fiili, bir şeyi başka bir şeye karıştırmak, onu örtmek veya gizlemek anlamında kullanılır. Ayetteki 'lem yelbisû' ifadesi, imanlarını zulümle karıştırmamaları, yani imanlarının safiyetini bozmamaları, onu şüphe veya günahla örtmemeleri gerektiğini anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lebese' fiilinin mecazi anlamda bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak, onu belirsiz hale getirmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, imanın saflığını ve berraklığını zulümle karıştırarak onu bulanıklaştırmamak, yani imanı şirk veya büyük günahlarla kirletmemek kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmek demektir. En büyük zulüm ise şirktir, zira Allah'a ait olan ulûhiyet hakkını başkasına vermektir. Ayetteki 'bi-zulmin' ifadesi, imana karıştırılan bu haksızlığın, özellikle şirki ve Allah'ın hakkına tecavüzü kapsadığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, zulmün genel anlamda haksızlık olduğunu ve Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'zulüm', imanla çelişen, onu geçersiz kılan veya zayıflatan her türlü haksızlığı, özellikle de Allah'a ortak koşmayı (şirk) ifade eder. Bu, imanın özüne aykırı bir davranıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulüm' kavramının Kur'an'da sadece bireysel haksızlıkları değil, aynı zamanda kozmik düzene karşı işlenen bir suç olarak da ele alındığını belirtir. Allah'a şirk koşmak, O'nun mutlak egemenliğine karşı gelmek ve O'nun hakkını başkasına vermek suretiyle işlenen en büyük zulümdür. Ayetteki 'zulüm', bu temel dinî ve ahlaki sapmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Emniyet, korkunun zıddıdır ve kalbin huzur bulması, endişelerden arınması halidir. Ayetteki 'el-emnu' ifadesi, imanlarını zulümle karıştırmayanlara Allah tarafından bahşedilen hem dünyevi sıkıntılardan korunma hem de ahiretteki azaptan emin olma halini kapsar. Bu, Allah'a olan güvenin bir sonucudur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'emn' kelimesinin, korkunun kalkması ve kalbin sükûnet bulması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lehumu'l-emnu' ifadesi, Allah'a iman edip O'na şirk koşmayanların, hem dünya hayatında iç huzura ve güvenliğe sahip olacaklarını hem de ahirette azaptan emin olacaklarını vaat eder. Bu, Allah'ın onlara bir lütfudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet, lütuf ve incelikle doğru yola iletmek demektir. 'Mühtedûn' ise, Allah tarafından doğru yola iletilmiş, hakikati bulmuş ve bu yolda sebat eden kimselerdir. Ayette, imanlarını zulümle karıştırmayanların, Allah'ın hidayetiyle doğru yolu bulmuş ve bu yolda kalıcı oldukları vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, hidayet kavramının Kur'an'da hem yol gösterme hem de doğru yolu bulma anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Mühtedûn' kelimesi, Allah'ın kendilerine doğru yolu gösterdiği ve onların da bu yolu benimseyip üzerinde yürüdüğü kimseleri ifade eder. Bu ayette, iman ve zulümden uzak durma eyleminin bir sonucu olarak elde edilen ilahi rehberlik ve doğru yolda olma hali kastedilir.
En'âm Sûresi
“Ellezîne âmenû velem yelbisû îmânehum bizulmin ulâ-ike lehumu-l-emnu vehum muhtedûn(e)” İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır. (6/82)