Vetilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme ‘alâ kavmih(i)(c) nerfe'u deracâtin men neşâ(u)(k) inne rabbeke hakîmun ‘alîm(un)
İşte kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Muhakkak Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.
En'âm 83. ayet, Allah'ın İbrahim'e kavmine karşı verdiği delili ve bu delilin hikmetini vurgular. Ayet, 'hüccet', 'derecât', 'hakîm' ve 'alîm' gibi kavramlar üzerinden ilahi iradeyi, bilgelik ve ilmi öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüccet (حُجَّة), bir şeyi ispat etmek veya çürütmek için kullanılan delil ve burhan demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın İbrahim'e verdiği, kavminin batıl inançlarını çürütmek ve tevhidin hakikatini ortaya koymak için kullandığı kesin ve galip delili ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hüccet, burada 'burhan' ve 'delil' anlamındadır. İbrahim'in kavmine karşı kullandığı, onları susturan ve ikna eden güçlü argümanları temsil eder. Bu, mecazi olarak Allah'ın İbrahim'e bahşettiği üstün akıl ve ikna kabiliyetidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hüccet' kavramı, genellikle Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara gönderdiği, hakikati ortaya koyan ve inkarcıların mazeretlerini ortadan kaldıran kesin delilleri ifade eder. İbrahim'in hücceti, tevhidin rasyonel ve fıtri üstünlüğünü gösteren bir delildir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ref' (رفع) kelimesi, bir şeyi yukarı kaldırmak, yüceltmek, şerefini artırmak anlamlarına gelir. Ayetteki 'nerfeu' (نَرْفَعُ) fiili, Allah'ın dilediği kullarının makamlarını, ilimlerini veya manevi derecelerini yükseltmesini ifade eder. Bu, İbrahim'e verilen hüccetle ilişkilidir; zira hüccetle yükselen bir makam söz konusudur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ref' (رفع), hem maddi hem de manevi yükselişi ifade eder. Ayetteki 'nerfeu' fiili, Allah'ın ilahi iradesiyle bazı kullarını ilim, hikmet veya peygamberlik gibi derecelerle diğerlerinden üstün kılmasıdır. Bu, İbrahim'in kavmine karşı üstün kılınmasıyla da örtüşür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Derece (درجة), bir yerden diğerine geçilen basamak veya mertebe demektir. Kur'an'da genellikle manevi mertebeler, rütbeler ve Allah katındaki makamlar için kullanılır. Ayetteki 'derecât' kelimesi, Allah'ın dilediği kullarına verdiği ilim, hikmet, peygamberlik gibi farklı üstünlük ve makamları ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Derece, bir şeyin diğerinden üstünlüğünü gösteren mertebedir. Ayetteki 'derecât' kelimesi, Allah'ın kulları arasında ilim, takva, hikmet gibi özelliklere göre yaptığı farklılaştırmayı ve bu farklılaştırmanın neticesinde ortaya çıkan manevi rütbeleri ifade eder. Bu, İbrahim'in kavmine karşı üstün kılınmasının bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm (حكيم), hikmet sahibi, her şeyi yerli yerince yapan, ilim ve adaletle hükmeden demektir. Ayetteki 'Hakîm' ismi, Allah'ın İbrahim'e hüccet vermesi ve dilediğini derecelerle yükseltmesi gibi fiillerinin ardında yatan derin bilgeliği ve kusursuz düzeni ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hakîm, Allah'ın isimlerinden olup, O'nun tüm fiillerinin bir hikmete dayandığını, hiçbir işinin abes olmadığını gösterir. İbrahim'e verilen hüccet ve derecelerin yükseltilmesi, Allah'ın mutlak hikmetinin bir sonucudur; zira bu fiillerde bir amaç ve adalet vardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm (عليم), ilmi her şeyi kuşatan, gizli ve açık her şeyi bilen demektir. Ayetteki 'Alîm' ismi, Allah'ın İbrahim'e hangi hücceti vereceğini, kimleri hangi derecelerle yükselteceğini ve bu fiillerin sonuçlarını en iyi bilen olduğunu vurgular. O'nun ilmi, bu kararların arkasındaki tam bilgiyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'Alîm' kavramı, Allah'ın mutlak ve sınırsız bilgisini ifade eder. Bu bilgi, sadece geçmişi ve bugünü değil, geleceği de kapsar. Ayetteki 'Alîm' ismi, Allah'ın İbrahim'e verdiği hüccetin ve derecelendirmelerin, O'nun her şeyi kuşatan ilmi dahilinde, en doğru ve hikmetli şekilde gerçekleştiğini belirtir.
En'âm Sûresi
“Vetilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme ‘alâ kavmih(i) nerfe’u deracâtin men neşâ(u) inne rabbeke hakîmun ‘alîm(un)” Ve işte o, bizim delilimizdir ki" onu kavmine karşı Îbrâhim'e vermiştik. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphe yok ki, Rab'bin hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. (6/83)
Cenâb-ı hakk’ın bu mertebedeki “hüccet-delili” tevhid-i ef’âl mertebesinin hakikatini Îbrâhîm’e yaşatarak açması ve idrâk ettirmesidir. Bu hakikat daha evvelce kimseye verilmemişti. İşte bu anlayışla yeryüzü ve gökyüzünde olan her şeyin kendilerine ait bir varlıkları olmadığı oralardan zuhurda olan kendisinin isimlerinin ve sıfâtlarının kendi manâlarıyla var olduğunu bildirmesidir.
Dikkat edilirse bu Âyet-i Kerîme zâtî’dir, (Bizim delilimiz) dir, demesinden kolayca anlaşılmaktadır. İşte bu hakikat anlayışını, kavmine karşı İbrâhîm’e vermiştik.
Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Görüldüğü gibi Âyet-i Kerîme’nin bu bölümü de Zâtî’dir, birçok yönden yorum ve izahları vardır. Meâl-inde görülen yorum şeriat mertebesi itibari ile olan yorumdur ve o mertebenin doğru olan gerçeğidir. Ancak dikkatlice bakılınca arkasından bazı soruların çıkacağı düşünülebilir.
“Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz” Bâtın-î yönü itibari ile bu Âyet-i kerîmeyi şöyle yorumlayabiliriz.
Bütün âlemde Allah’ın zuhuru olduğuna göre, Allah’ın zuhurlarını da bir birinden ayıramıyacağımıza göre, “dilediğimizi” demek bütün zuhur mahallerini demek olur. “Derecelerle yükseltiriz” demek ise ef’âl âleminde her varlık, doğar, yaşar, kemâle erer ve nihayet müddetini doldurarak tekrar bâtın âlemine iade olunur. İşte bu seyr dolayısı ile varlıklar “derecelerle yükseltilmiş” olurlar.
Diğer bir anlayışla da, “dilediğimiz bir zuhur mahallimizi derecelerle diğerlerinden daha fazla yükseltiriz” Bu bizim irademiz dahilindedir. Ancak varlıkta bizim varlığımızdan başka bir şey olmadığına göre, bir haksızlık’ta söz konusu değildir. Âyet’in bu bölümünde bahsedilen “derece” o güne kadar bildirilmeyen (Hullet-halil-dostluk) mertebesidir.
“şüphe yok ki, Rab'bin hikmet sahibidir,” Allah’ın (c.c.) isimlerinden biri de (Hakîm) ismidir. Hakîm’in her zuhura getirdiği de hikmetlerle doludur ve bu ismin hususiyyet-i, ilimde, ilmi derinliklerinin olmasıdır. Zâhiren bakıldığında çok tabii gibi görülen mevzuların (Hikmetli) olması itibariyle ne kadar derinlikli olduğunun bilinmesidir. Sadece zâhir ma’nâsı itibari ile meselelere bakıldığında fark edilemeyen ancak, derinliğinde çok geniş manâlarının olduğu ancak (hikmet) ile anlaşılabilen mevzuları kurgulamak bu ismin özelliği yönünden gelmektedir ki, (işte bu kitap hikmetlerle doludur) Hikmet-i, kısaca bireyler yönünden (vasıtasız kalbe gelen ilham-varidat) olarak tarif edilmiştir.
“Hakîm” isminin sahibi olan Allah (c.c.) kuluna bir şeyi açmayı murat ettiği zaman bu ismin hakimiyyet-i altında ve kontrolunda o kuluna hikmetiyle birlikte gönlüne açar. Ancak bu açılımın oluşması için o kulun çabası ve o sahalarda dolaşması lâzımdır. Ancak bunun çok iyi anlaşılması lâzımdır. Aksi halde kalbe ve gönle gelen her hangi bir şey bu yoldan değil de hayal ve vehim yönünden geldi ise çok tehlikelidir ve insanı sapık fikirlere götürme ihtimali çok yüksektir. Bundan kurtulmanın tek yolu gerçek bir “İrfan” eğitimini almak lâzımdır. Ne yazık ki, insanoğlu bu tür evhâm-î düşünceleri gerçek zannederek çabucak kanabilmekte dir. Cenâb-ı Hakk muhafaza eylesin.
“ hakkıyla bilendir.” Dünya yaşantısına göre, “geçmiş, hal ve gelecek” diye bilinen itibari zaman bölümleri vardır, bütün bu zaman süreleri içinde ne olacaksa hepsini “hakkıyla bilendir.” Diğer taraftan İlmi İlâhîsinde, Ahadiyyet’inden başlayarak Sıfât, Esmâ ve Ef’âl âleminde olan ve oluşacak olan her şeyi de “hakkıyla bilendir.” Diyebiliriz.[56]