İçeriğe atla
En'âm 84Cüz 7 · Sayfa 138

En'âm Sûresi 84. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Vevehebnâ lehu ishâka veya'kûb(e)(c) kullen hedeynâ(c) venûhan hedeynâ min kabl(u)(s) vemin żurriyyetihi dâvûde vesuleymâne veeyyûbe veyûsufe vemûsâ vehârûn(e)(c) vekeżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nuh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

En'âm Sûresi

“Vevehebnâ lehu ishâka veya’kûb(e) kullen hedeynâ venûhan hedeynâ min kabl(u) vemin zurriyyetihi dâvûde vesuleymâne veeyyûbe veyûsufe vemûsâ vehârûn(e) vekezâlike neczî-lmuhsinîn(e)” Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. (6/84)


Nübüvvet ve risâlet, hiç bir amel mukabilinde kazanılmamış olan Hakk’ın ezeldeki takdirinden ibarettir. Ve nübüvvet-i teşrî'de asla kazanma ve çalışmanın tesiri yoktur. Yani bir peygamberin şeriatında herhangi birinin çalışması kazanması düşünerek oraya bir şeyler koyması söz konusu değildir. Hak Teâlâ hazretlerinin enbiyâ (aleyhimü'sselâm)a olan ihsanları, lütufları, onlara geçmiş olan amellerine mükâfâten onlar hakkında bezl olunan bağışlar kabilinden değildir. Ve Hak Teâlâ onlara bahşettiği nübüvvet üzerine enbiyâ (aleyhimü's-selâm)dan amel taleb etmez. Yani şunları vereyim de bunları yap da şunları vereyim demez.

O mertebe onlara karşılıksız verilmiştir. Şu halde nübüvvet ve risâletin enbiyâ ve rusül (aleyhimüs-selâm)a verilmesi mahzâ nimetlendirme ve yüceltmek suretiyledir. Bu ancak has Zât’i rahmettir ki bu bâbdaki îzâhât Fass-ı Süleymanî'de geçti. Vâkıâ onlar çok şükr ederler; ve çok amel işlerler. Fakat bu in'âm ve ifdâl mukabilinde onlardan karşılık taleb olunmaz. Onlar bunu mahzâ abdiyyetlerinin zuhuru için yaparlar. Onlar amel yaparlar ama kendine verilen peygamberlik şeriat için değildir, bu amellerin kulu oldukları için bu emirleri almış oldukları için yaparlar yoksa menfaat için yapmazlar. Bunlar hakkındaki ihsanların bağış kabîlinden olduğu bâlâda zikr olunan âyât-ı kerîme ile âyât-ı mümâsileden anlaşılır.

Binâenaleyh Hak Teâlâ enbiyâ (aleyhimü's-selâm)a verdiği atâyâyı onlardan sebk eden bir hizmet mukabilinde vermediği gibi, verdikten sonra dahi onlardan bir hizmet ve karşılık bir bedel taleb etmez. İmdi zât-ı ahadiyyenin kendi zâtına tecellîsi indinde, evvelen enbiyânın a'yân-ı sabitelerinde mutasarrıf olan isim, bu a'yân-ı sabitelerinin gerekliliği üzere, sonra da a'yân-ı hâriciyyelerini îcâd etmekle onlarda mutasarrıf oldu.[57]

(........ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ ………)

(Ve Nûhan hedeyna min kabli)

84. Daha evvelden Nuh’a da hidayet verdik.” Yani Hâdi ismiyle hidayet verdik. Ebced hesabıyla (Hâdi) (5+1+4+1=11) eder ki, bu da Hz. Muhammed-î’ lik mertebesidir ki; Hakikatü’l Ahmediyye ise (13) tür, onun

elif be gemisi

İlâhi derya da batmamak için, işte bu (elif-be) teknesine binmemiz gerekmektedir. Zaman aynı zamandır ve (tufan) her şekliyle devam etmektedir. Tufan’ın bittiğini zannetmek gaflettir, ancak her devirde tufan’ın mahiyeti değişmektedir. O günlerde su tufanı oldu, bu günlerde ise çok daha korkuncu olan ve her yönden ve her şeyle saldıran, nefs tufan’ları durmadan bir biri arkasından gelmektedirler. Tek çaresi bir kâmil insân bulup onun (13) no lu gönül (fülk) teknesine binmekle mümkün olacağı aşikârdır.[58]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)