Vezekeriyyâ veyahyâ ve'îsâ veilyâs(e)(s) kullun mine-ssâlihîn(e)
Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı, İlyas'ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.
Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'a da (hidayet ettik). Hepsi de salih kullarımızdandı.
Bu ayet, peygamberlerin salih vasıflarını vurgulayarak onların Allah katındaki yüce mertebelerine işaret etmektedir. Özellikle 'salihîn' kavramı, bu peygamberlerin ortak niteliği olarak öne çıkmakta ve onların hem dünya hem de ahiret için iyi işler yapan kimseler olduğunu belirtmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küll' kelimesinin bir şeyin tamamını, bütününü kapsadığını belirtir. Ayetteki 'küllün mine's-sâlihîn' ifadesi, zikredilen peygamberlerin istisnasız her birinin salih vasfına sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'küll'ün cüzleri olan şeylerin tamamını ifade eden bir lafız olduğunu açıklar. Bu ayette, adı geçen peygamberlerin her birinin ayrı ayrı salihler zümresinden olduğunu belirtmek için kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salih' kelimesini 'fâsid'in zıddı olarak açıklar ve doğru, düzgün, faydalı olanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'sâlihîn', peygamberlerin hem kendi nefisleri hem de toplumları için hayırlı işler yapan, doğru yolda olan kimseler olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salâh'ın fesadın zıddı olduğunu ve her şeyin kendi yerli yerine konulması, düzgün olması anlamına geldiğini ifade eder. Peygamberler için kullanıldığında, onların hem inançlarında hem de amellerinde tam bir doğruluk ve dürüstlük içinde olduklarını, Allah'ın rızasına uygun davrandıklarını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve genellikle 'iyi işler yapan', 'doğru yolda olan' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette, peygamberlerin Allah'ın emirlerine uygun, ahlaki ve dindar bir yaşam sürdüklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salih' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'iman edenler' ile birlikte zikredildiğini ve hem iman hem de salih ameli kapsayan bir kavram olduğunu ifade eder. Ayetteki peygamberlerin 'salihîn' olarak nitelendirilmesi, onların kâmil iman ve güzel amellerle donanmış şahsiyetler olduğunu gösterir.
En'âm Sûresi
“Vezekeriyyâ veyahyâ ve’îsâ veilyâs(e) kullun mine-ssâlihîn(e)” Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi. (6/85)
“Salih amel” ne demektir, işte Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde kendi has kullarından bahsederken وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَاِلْيَاسَ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحِينَ 6/85 “O benim salih kullarımdandı” diyor. ehl-i salahtan salih kullarımdandı diyor. “Salih” ne demektir, salih amelin programını Allah veriyor o kula kul da o programı tatbik ediyor. Kendi nefsinden değil işte bunu tatbik eden ehl-i salah oluyor. Salih kimseler oluyor. Bakın ne kadar açık, Programı Allah, yani batını Hakk’tan zahiri halktan meydana gelen fiil amel-i salihtir. Bunu ne bir fıkıh kitabında ne de bir tercüme kitabında bulmak mümkündür. Amel-i gayri salik denen işler de manası da fiili de beşerden çıkan demektir. Yani ma’nâsı da fiili de kuldan çıkanlar gayrı salih hatta o kadar ki bu ibadet dahi olsa ayrı konu yani günahlar öyle de eğer o namazın Allah’ın verdiği programın dışında onu uyguluyorsa bu ne demektir, hakikatine inemiyorsa suri şekilde yapıyorsa gayrı salih bir ameldir.
Beşeriyetinden kaynaklanıyor, tabi biz bunu iyi niyetimizle Allah’ın programı olarak genel uygulanıyor olarak düşünürsek salih amel olarak görelim ayrı konu ama böyle istifam işareti koyarak bilelim. Bazen biz işte mutlak ameli gayri salih hükmüne çevirebiliyoruz. Yani salih gibi gözüken fiili gayrı salih hükmüne çevirebiliyoruz işte münafık budur. Namaz kılıyor ama ameli gayr-ı salihtir. Neden çünkü beni sevsinler beni ibadet ehli olarak bilsinler diye aldatmak amaçlı kılıyor. İşte bu amel-i gayr-ı salihtir. Ama görünüşte salih amel gibi görünüyor.
İşte Hallac-ı Mansur’un hadisesindeki incelik budur, “Ey Hallac sen anlayamadın mı daha bu hayattaki yapılan işlerin ne olduğunu hem enel Hakk diyorsun hem de Salihlere tahsis etti diye neden ecmain yapmadı diye suçlamaya kalkıyorsun” yani dile getiriyorsun diyor. Suçlamayı da bırakalım dile getiriyorsun diyor. “Ve ala ibadillahissalihıyn” sözü aynı zamanda “Ve ala ibadillahi ecmaindir” ama Sıfât ve Zât mertebesinden bakınca. Ef’âl ve Esmâ, şeriat ve tarikattan bakınca aynen doğrudur, orada salih kullar vardır, gayri Salihler vardır, fiili sahibine yüklenir.[59]