Liyunfik żû se'at(in)(s) min se'atihi vemen kudira ‘aleyhi rizkuhu felyunfik mimmâ âtâhu(A)llâh(u)(c) lâ yukellifu(A)llâhu nefsen illâ mâ âtâhâ(c) seyec'alu(A)llâhu ba'de ‘usrin yusrâ(n)
Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah'ın ona verdiğinden (o ölçüde) harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
Eli geniş olan genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah bir kişiye ne vermişse ancak onu teklif eder. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
Talâk Suresi 7. ayet, nafaka yükümlülüğünü ve rızık dağılımını ele alırken, Allah'ın kullarına güçleri nispetinde yükümlülükler yüklediğini ve zorlukların ardından kolaylık vaat ettiğini vurgulamaktadır. Ayet, 'infak', 'sa'at', 'kader', 'rızk', 'kellefe' ve 'yüsr' gibi temel kavramlar üzerinden sosyal adaleti ve ilahi hikmeti dilbilimsel bir derinlikle işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnfak (نفق), malın elden çıkması, tükenmesi anlamına gelir. Ancak Kur'an'da genellikle Allah yolunda harcama, sadaka verme ve nafaka gibi hayırlı işlerde malı kullanma manasında kullanılır. Bu ayette ise özellikle nafaka yükümlülüğünü ifade eder, kişinin malından başkalarına harcamasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfak, kişinin malını harcamasıdır. Ayetteki 'li-yünfik' emri, varlıklı olanın kendi imkânları ölçüsünde nafaka vermesi gerektiğini mecazi olarak ifade eder. Bu, malın bir kısmının başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere ayrılmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak, Kur'an'da 'Allah yolunda harcama' kavramının merkezinde yer alır. Maddi varlıkların sadece kişisel mülkiyet olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk taşıdığını gösterir. Bu ayette infak, özellikle aile içi nafaka yükümlülüğü bağlamında ele alınarak, zenginliğin sosyal adaletle nasıl ilişkilendirildiğini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sa'at (سعة), genişlik ve bolluk demektir. Ayetteki 'zû sa'atin' (varlık sahibi), malı ve imkânları geniş olan kişiyi ifade eder. Bu, kişinin maddi durumunun nafaka miktarını belirlemede ölçüt olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sa'at, bir şeyin genişliği ve kapasitesi anlamına gelir. Kur'an'da genellikle rızık, ilim veya imkânların genişliği için kullanılır. Bu ayette ise kişinin maddi imkânlarının genişliğini, yani zenginliğini ifade eder ve nafaka yükümlülüğünün bu imkânlara göre belirlenmesi gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sa'at, genişlik ve bolluk manasına gelir. Ayetteki kullanımı, kişinin mal varlığının ve maddi gücünün bir ölçüsü olarak ele alınır. Nafaka miktarının, kişinin bu 'sa'at'ine, yani maddi genişliğine uygun olması gerektiği belirtilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kudire (قُدِرَ), 'daraltıldı, kısıtlandı' anlamına gelir. Ayetteki 'men kudire aleyhi rızkuhu' ifadesi, rızkı daraltılmış, yani geçim sıkıntısı çeken veya ancak kendine yetecek kadar rızkı olan kişiyi mecazi olarak anlatır. Bu, Allah'ın rızkı ölçülü verdiğini ve herkesin imkânına göre sorumlu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kader (قدر), bir şeyi ölçmek, takdir etmek ve belirlemek anlamına gelir. 'Kudire aleyhi rızkuhu' ifadesi, rızkının daraltılması, yani belirli bir ölçüde verilmesi demektir. Bu, kişinin rızkının Allah tarafından belirlenmiş bir sınırda olduğunu ve bu sınıra göre sorumluluk taşıdığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kader fiili, bir şeyin miktarını belirlemek, ölçmek anlamındadır. Ayetteki 'kudire aleyhi rızkuhu', rızkının daraltılması, yani kişinin geçim imkânlarının sınırlı olması durumunu ifade eder. Bu durumdaki kişinin nafaka yükümlülüğünün de bu sınırlı imkânlara göre olması gerektiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rızk (رزق), Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimettir. Ayetteki 'rızkuhu', kişinin geçimini sağlayan mal, yiyecek ve diğer imkânları ifade eder. Bu, Allah'ın rızık verici olduğunu ve herkesin rızkının O'nun takdiriyle olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızk, Allah'ın canlılara bahşettiği her türlü nimettir. Bu ayette ise özellikle maddi geçim kaynakları ve mal varlığı anlamında kullanılmıştır. Kişinin rızkının daraltılması veya genişletilmesi, Allah'ın takdirine bağlıdır ve nafaka yükümlülüğü bu duruma göre şekillenir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rızk, Allah'ın canlılara verdiği ve onların yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan her şeydir. Ayetteki 'rızkuhu', kişinin sahip olduğu maddi imkânları ve geçim kaynaklarını ifade eder. Bu, nafaka yükümlülüğünün kişinin rızkına göre ayarlanması gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Teklif (تكليف), bir kişiye zor veya meşakkatli bir işi yüklemek demektir. Ayetteki 'lâ yükellifullâhu nefsen illâ mâ âtâhâ' ifadesi, Allah'ın kimseye gücünün yetmeyeceği bir yükümlülük yüklemediğini, ancak verdiği imkânlar ölçüsünde sorumlu tuttuğunu belirtir. Bu, ilahi adaletin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Teklif, birine bir şeyi yapmasını emretmek veya bir yükümlülük yüklemektir. Ayetteki 'lâ yükellifullâhu nefsen', Allah'ın kullarına taşıyamayacakları bir yükü yüklemediğini mecazi olarak ifade eder. Bu, nafaka gibi sorumlulukların kişinin maddi gücüne göre belirlenmesi gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Teklif kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yüklediği dini ve ahlaki sorumlulukları ifade eder. Ancak bu sorumluluklar, kişinin kapasitesi ve imkânları dahilindedir. Bu ayette ise maddi yükümlülükler (nafaka) bağlamında kullanılarak, Allah'ın adaletinin ve merhametinin bir yansıması olarak kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemediği belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yüsr (يسر), kolaylık ve rahatlık demektir. Ayetteki 'ba'de usrin yüsrâ' ifadesi, zorluktan sonra kolaylığın geleceğini vaat eder. Bu, Allah'ın kullarına olan merhametini ve sıkıntıların geçici olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yüsr, bir işin kolay olması, zorluk çekilmeden yapılması anlamına gelir. Kur'an'da genellikle 'usr' (zorluk) kelimesiyle birlikte kullanılır ve zorlukların ardından Allah'ın lütfuyla gelecek olan kolaylığı ifade eder. Bu ayette, nafaka gibi maddi zorlukların ardından Allah'ın bir çıkış yolu ve kolaylık sağlayacağı müjdelenir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Yüsr ve Usr kavramları, Kur'an'da birbirini tamamlayan zıt kavramlardır. Usr, sıkıntı ve zorlukları temsil ederken, yüsr, bu zorlukların ardından gelen rahatlama ve kolaylığı ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın adaletinin ve merhametinin bir tezahürü olarak, maddi sıkıntı yaşayanlara bir umut ve güvence verir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.