İżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru-l-evvelîn(e)
Ayetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der.
Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
Kalem Suresi 15. ayet, Kur'an'ın ilahi menşeini reddedenlerin tutumunu ele almaktadır. Ayet, vahyin 'öncekilerin masalları' olarak nitelendirilmesini dilbilimsel ve semantik açıdan inceleyerek, bu ifadenin Kur'an'a yönelik inkarcı tavrı nasıl yansıttığını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tilavet (تلاوة), bir şeyi diğerinin ardına getirmek, takip etmek anlamındadır. Kur'an için kullanıldığında, lafızları ve manalarıyla takip etmek, okumak ve üzerinde düşünmek anlamına gelir. Ayetteki 'tütlâ' ifadesi, Kur'an ayetlerinin insanlara okunarak ulaştırılmasını ve onların dikkatine sunulmasını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tilavet, 'okumak' manasına gelir. Burada ayetlerin, tıpkı bir kitabın okunması gibi, insanlara aktarılması ve onların işitmesine sunulması kastedilmektedir. Bu, vahyin tebliğ edilme sürecini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tilavet kelimesi, sadece okumak değil, aynı zamanda okunan metni anlamak ve gereğini yapmak anlamını da içerir. Ayetteki 'tütlâ' fiili, Kur'an ayetlerinin sadece lafzen okunması değil, aynı zamanda muhatabın üzerinde düşünmesi ve anlaması beklenen bir eylem olarak sunulduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet kelimesi, 'alamet' ve 'işaret' anlamlarına gelir. Kur'an'da ise Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, mucizeler ve Kur'an'ın her bir cümlesi için kullanılır. Ayetteki 'âyâtünâ' ifadesi, Allah'tan gelen ve O'nun kelamı olan Kur'an ayetlerini işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, açık bir alamet ve nişandır. Kur'an'da hem kevni ayetler (doğadaki deliller) hem de Kur'an'ın kendi ayetleri için kullanılır. Bu ayette 'âyâtünâ' ile kastedilen, Allah'ın kelamı olan ve mucizevi nitelik taşıyan Kur'an ayetleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ayet' kavramı, sadece bir cümlenin parçası olmaktan öte, Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren bir 'işaret' veya 'mucize' anlamını taşır. Bu bağlamda 'âyâtünâ', Allah'ın insanlara gönderdiği ve O'nun hakikatini ispatlayan ilahi mesajları ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kavl (قول), söz ve kelam anlamına gelir. 'Kâle' fiili, bir kişinin ağzından çıkan sözü, ifadeyi belirtir. Ayetteki kullanımı, muhatabın Kur'an ayetlerine karşı takındığı olumsuz tavrı sözlü olarak dile getirmesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl, bir düşüncenin veya inancın dil ile ifade edilmesidir. Burada 'kâle' fiili, inkarcının Kur'an'a karşı olan reddini ve küçümseyici tavrını açıkça beyan etmesini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Esâtîr, 'üstûre' kelimesinin çoğuludur ve 'yazılmış şeyler', 'masallar' anlamına gelir. Cahiliye Arapları, Kur'an'ı eski milletlerin uydurma hikayeleri olarak nitelendirerek onun ilahi menşeini reddetmişlerdir. Ayetteki 'esâtîru'l-evvelîn' ifadesi, bu inkarcıların Kur'an'ı değersizleştirme çabasını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Üstûre, 'satır' kökünden türemiş olup, yazılmış ve derlenmiş hikayeler anlamına gelir. Genellikle asılsız, uydurma ve efsanevi anlatımlar için kullanılır. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın ilahi hakikatini inkar edenlerin onu sıradan, eski ve uydurma hikayelerle eş tutma çabasını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Esâtîr, 'üstûre'nin çoğuludur ve 'yazılmış, derlenmiş, uydurulmuş sözler' manasına gelir. Bu kelime, genellikle gerçek dışı, hayal ürünü ve eski zamanlardan kalma efsaneler için kullanılır. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın ilahi mesajını küçümsemek ve onu sıradan hikayelerle bir tutmak amacıyla kullanılmıştır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Evvel (أول), bir şeyin başlangıcı, önceliği anlamına gelir. 'Evvelîn' ise, geçmişte yaşamış olan, önceki nesiller ve milletler demektir. Ayetteki 'esâtîru'l-evvelîn' ifadesi, Kur'an'ın içeriğinin eski zamanlardan kalma, modası geçmiş ve dolayısıyla değersiz hikayeler olduğu iddiasını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Evvel, bir şeyin diğerlerinden önce gelmesi durumunu ifade eder. 'Evvelîn' kelimesi, geçmişte yaşamış olan insan topluluklarını, önceki ümmetleri kapsar. Bu ayette, inkarcıların Kur'an'ı, geçmiş milletlerin uydurduğu ve nesilden nesile aktarılan hikayelerle bir tutarak, onun ilahi ve yeni bir mesaj olmadığını iddia etmelerini yansıtır.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ayetlerimiz, karşısında okunduğu zaman “evvelkilerin mitolojisidir dedi. (En'am, 6/25. ayetin tefsirine bkz.)