İçeriğe atla
Hâkka 11Cüz 29 · Sayfa 567

Hâkka Sûresi 11. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

İnnâ lemmâ taġâ-lmâu hamelnâkum fî-lcâriye(ti)

(11-12) Şüphesiz, (Nuh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet-i kerime zât mertebesi ayetlerindendir.


Âyet-i kerimede bahsedilen gemi Hz. Nûh’un gemisi olmak ile beraber oksijen deryasında yüzen Hakikat-i Muhammedi olan beden tekneleridir.

Bu Hakikat-i Muhammed-i teknesini Hakk’ın emri gereği salikin idrak ve bilincinde inşa etmesi gerekir ki nefsi emmarenin isyan tufanı ile yükselince bu kabaran suda batmadan yüzebilsin. Ve bizatihi cenâb-ı Hakk bu beden teknesini taşıyan hareket ettiren “Na” biziz demektedir. (M.D.)

Bu yolculuğumuzun iskelesi Nûhiyyet, vasıtası, “Levhalar ve çiviler” ile yapılmış, beden gemimiz, kaptanı da Hakikat-i Muhammediyye’ye uyum sağlamaya çalışan “aklımız”dır.

Vücûd-u mutlak kendi özünde var olan hakikat-i insâniyye, mertebesi’ni hakikat-i Muhammediyye olarak, yavaş, yavaş Âdem ismiyle, dünya sahnesi, olan âlem-i şehadet’te ortaya koymağa başladı. Nihayet dünya da necâtiyyet kurtuluşa ihtiyaç olduğu devirde necâtiyyet hakikatlerinin zuhura çıkıp faaliyyet göstermesi için, Nûh’u ve işareti olan gemisini yapıp içine girilmesini bildirdi. Girenler yollarına devam edip necâtiyyet üzere seyirlerini sürdürürken, girmeyenler ise helâkiyyet üzere gizlenerek yollarından kalmışlardır.

Hâl böyle olunca, bir sâlik’in seyr-i sülûkunda bu devre de biraz uzun sürmekte, bundan kurtulması için, Nûh’un, yâni İnsân-ı Kâmil’in o mertebe de kendine hazırladığı gemiye, lüksüne bakmadan binmesi gerekecektir. İşte o gemi onu İlâhi ilim deryasında yüzdürecek beşeri ölümden koruyacaktır.

Daha evvelce girdiği Yunus gemisinin karnından suyun dibinden, kurtulmuş, bu sefer de Nûh’un gemisine binerek sudan necat bulmuştur. O gemiyi ancak İnsân-ı Kâmil inşa edebilmektedir.

(Fe enceynâhu ve eshabessefîneti ve cealnâhe Âyeten lil âlemîn.)

29/15. “Fakat biz onu ve gemi arkadaşlarını kurtuluşa erdirdik ve onu -o hadiseyi- âlemler için bir ibret kıldık.”

İşte bu İnsân-ı Kâmil gemisine binenlerin gerçekten kurtarılacağı zât-î bir Âyet ile açık olarak belirtilmektedir. (Fe enceynâhu) “biz onu kurtardık”

İfadesinin içinde her ne kadar “mazi-geçmiş” fiili varsa da aynı zamanda “yaşanan-hal” fiilide vardır. Bu günde kurtardık hükmü her yaşanan gün için de geçerlidir. Yâni kurtarış fiili Hakk’a aittir ve O, her an dilediği gibi hareket eder. Bu ve benzeri hadiseler sadece yaşandıkları günlerle sınırlı değildirler. Kûr’ân-ı Kerîm de yazılı ne varsa, tafsilî ve fiilî Kûr’ân olan bu âlemde herşey taptaze devam etmektedir. İşte gerçek seyr’u sülûk bu Peygamberler seyrini “hâl” de,

yaşamak ve yaşatmaktır.[27] “ İz- -T-B- ”

İnsanın manevi tekâmülünde "nefsânî taşkınlıkların (tufan) ardından, hakikat gemisine (sefine-i ilâhiyye) binerek kurtuluştur." 

Buradaki "su" (mâ), İbn-i Arabî sembolizminde "vehmin taşkınlığı" veya "nefs-i emmâre'nin azgınlığı (tuğyan)" dır. Su, hayatın kaynağı olduğu gibi, vehim de insanın idrakini besleyen bir unsurdur. Ancak vehim haddini aştığında (tağa), yani "Hakk'ın sınırlarını çiğneyip, her şeyi kendi penceresinden yorumlamaya kalkıştığında", tıpkı Nuh devrindeki tufan gibi, insanın manevi varlığını boğacak bir felakete dönüşür. Bu, nefsin arzularının (hevâ) akıl ve kalp ülkesini istila etmesidir.

"Sizi Gemide Biz Taşıdık (Hamelnâkum fîl-Câriyeti)": Hakikat Gemisi ve Kurtuluş

"Câriye" (gemi), nefsin taşkın sularından (vehim, hevâ) kurtuluşu sağlayan ilâhî vasıtaları temsil eder. Bu gemi:

a) Nuh'un Şahsı ve Hakikati: İlk planda, kurtuluş gemisi Nuh (a.s.)'ın hakikatidir. Ona iman edip tabi olanlar, tufandan kurtulmuştur. Bu, peygamberlere ve onların vârisi olan kâmil mürşidlere tabi olmanın önemini vurgular.

b) İlim ve Marifet Gemisi: Daha derin bir tevilde, gemi "ilâhî ilimler" ve "hakikat bilgisi (marifet)" ile yüklü bir sefine olarak görülür. Nitekim bir hadis-i şerifte ilmin, kurtuluşa erenlerin gemisi olduğu ifade buyurulmuştur. Bu ilim, sadece naklî bilgiler değil, keşf ve ilham yoluyla kalbe doğan ledünnî ilimdir (ilm-i ledün) .

c) İnsan-ı Kâmil Gemisi: İbn-i Arabî perspektifinde en kapsamlı tevil, geminin "İnsan-ı Kâmil" olmasıdır. Tıpkı Nuh'un gemisinde her hayvan türünden bir çift bulunması gibi, İnsan-ı Kâmil de tüm ilâhî isim ve sıfatların tecelli ettiği kapsayıcı bir varlıktır. Onun varlığı, âlemin (mikrokozmos ve makrokozmos) dengesini korur. Nefsin taşkın sularına kapılanlar, ancak bu kâmil insanın manevi himayesine (sohbet, rehberlik) sığınarak kurtulabilirler. "Sizi gemide biz taşıdık" ifadesindeki "biz" zamiri, hem ilâhî kudreti (Allah) hem de bu kudretin tecelli ettiği kâmil varlıkları (Nuh, mürşid) kapsar.[28]