Ve humileti-l-ardu velcibâlu fedukketâ dekketen vâhide(ten)
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
Bu ayet, kıyamet gününün dehşetini tasvir ederken, yerin ve dağların maruz kalacağı şiddetli değişimi vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, bu kozmik olayın yıkıcı ve ani doğasını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hamle kelimesi, bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek, taşımak anlamına gelir. Ayetteki 'humilet' ifadesi, yerin ve dağların kendi doğal konumlarından sökülüp, adeta bir yük gibi kaldırılacağını, kıyamet alameti olarak yerinden oynatılacağını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hamle, bir şeyin ağırlığını taşımak veya bir şeyi yüklenmek manasına gelir. Ayetteki kullanımı, yerin ve dağların, Allah'ın emriyle, kendi ağırlıklarına rağmen yerlerinden kaldırılıp taşınacağını, bu durumun kıyametin şiddetini gösteren bir alamet olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Arz kelimesi, üzerinde durulan, yeryüzü anlamına gelir. Ayetteki 'el-ardu' ifadesi, kıyamet gününde tüm yeryüzünün, dağlarla birlikte maruz kalacağı değişimi, yani yerinden sökülüp atılmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'arz' kavramı, genellikle insanın yaşadığı, üzerinde faaliyet gösterdiği fiziksel dünyayı ifade eder. Bu ayette ise, kıyamet senaryosunda bu fiziksel dünyanın, yani yeryüzünün, mevcut düzeninin tamamen bozulacağını ve yıkıma uğrayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cibal, dağlar demektir. Kur'an'da dağlar genellikle yeryüzünün sabitliğini ve sağlamlığını temsil eder. Ancak bu ayette, kıyamet gününde bu sabitliğin bozulacağını, dağların yerlerinden sökülüp atılacağını ve yıkıma uğrayacağını mecazi bir anlatımla ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cebel, yeryüzündeki büyük ve yüksek oluşumlardır. Ayetteki 'el-cibalu' ifadesi, kıyamet gününde dağların, yeryüzü ile birlikte kaldırılıp, adeta bir toz bulutu gibi dağılacağını, bu durumun kıyametin dehşetini ve evrensel yıkımını gösterdiğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dekk, bir şeyi şiddetle vurup ezmek, parçalamak anlamına gelir. Ayetteki 'fedükketâ' ifadesi, yerin ve dağların tek bir vuruşla, büyük bir şiddetle birbirine çarpılarak tamamen parçalanacağını, düzleneceğini ve yok olacağını tasvir eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dekk, bir şeyi yere vurup ezmek, düzlemek demektir. Ayetteki 'fedükketâ' ifadesi, kıyamet gününde yerin ve dağların, sanki tek bir darbeyle, tamamen ezilip düzleneceğini, mevcut şekillerini kaybedeceğini ve bu durumun kıyametin ani ve yıkıcı doğasını gösterdiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Dekk fiili, Kur'an'da genellikle şiddetli bir yıkım ve parçalanmayı ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, dağların ve yerin, kıyamet anında, tek bir darbeyle tamamen parçalanıp toz haline geleceğini, bu durumun Allah'ın kudretini ve kıyametin kaçınılmazlığını vurguladığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Vahid, tek, biricik anlamına gelir. Ayetteki 'vahideten' ifadesi, yerin ve dağların parçalanmasının tek bir vuruşla, yani çok hızlı ve ani bir şekilde gerçekleşeceğini, bu olayın tekrarı olmayan, eşsiz bir yıkım olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahdet, bir olma halidir. Ayetteki 'vahideten' kelimesi, dağların ve yerin tek bir darbeyle, yani çok kısa bir sürede ve büyük bir şiddetle parçalanacağını, bu durumun kıyametin ani ve geri dönülmez doğasını gösterdiğini ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.