İçeriğe atla
Hâkka 14Cüz 29 · Sayfa 567

Hâkka Sûresi 14. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Ve humileti-l-ardu velcibâlu fedukketâ dekketen vâhide(ten)

(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Fizik beden vücûdumuz yeryüzü ve dağ hükmündedir. Her birerlerimizin vücûtlarında tabîattan kaynaklanan toprak oluşumları yani şartlanma dağlarımız değişmeye başladığı zaman ve anasır-ı erbâanın toprak kısımları birbirine çarpılıp dağlınca kişinin elinden alınmış demektir. (M.D.)

Bu ayet, "insanın iç âlemindeki sabit ve değişmez zannettiği yapıların (yeryüzü ve dağlar), hakikatin tek bir tecellisiyle nasıl tamamen sarsılıp yok olduğunu" anlatan derin bir semboldür. 

"Yeryüzü" (ard) ve "dağlar" (cibâl), insanın iç âlemindeki farklı varlık katmanlarını ve nefsânî yapıları sembolize eder.

Yeryüzü (el-Ard): Genellikle "insanın bedeni, maddî varlığı, nefs-i emmâre'nin zemini" olarak yorumlanır. Nasıl ki fizikî yeryüzü üzerinde hayat sürüyor ve çeşitli bitkiler (ameller, düşünceler) yetişiyorsa, insanın iç âlemindeki "arz" da (nefsin alt katmanları) onun duygu, düşünce ve eylemlerinin yeşerdiği topraktır. Ayrıca "arz", "tevazu" (alçakgönüllülük) makamının da sembolüdür. Ancak burada tevazu değil, nefsânîliğin zemini kastedilir.

Dağlar (el-Cibâl): Dağlar, insanın iç âleminde "sabit, değişmez, güçlü ve görkemli zannettiği yapılar" dır. Bunlar:

Kibir ve Gurur (Kibr): Nefsin kendini büyük görmesi, başkalarından üstün tutması.

Enâniyet (Benlik): Kişinin kendi varlığını Hakk'ın varlığından ayrı ve bağımsız görme vehmi.

Taklit ve Taassup: Atalardan devralınan ve sorgulanmadan kabul edilen inanç ve alışkanlıklar. Bunlar, dağlar gibi sağlam ve sarsılmaz görünür.

Makam, Mevki ve Şöhret: İnsanın toplum içinde elde ettiği ve nefsini beslediği konumlar.

Amellerin Bıraktığı Gurur (Ucb): Kişinin yaptığı iyi amellerden dolayı kendini beğenmesi, bunları bir "dağ" gibi görüp onlara güvenmesi.

"Birbirlerine Çarpılıp Dağılınca" (Fe Dukketâ Dekketen Vâhideh): Tek Bir Darbeyle Yıkılış

"İlâhî celâlin tek bir tecellisiyle nefsânî yapıların tamamen yok oluşu" nu anlatır. "Dekketen vâhideh" (tek bir çarpış/darbe), bu yok oluşun şiddetini, kesinliğini ve bir defada oluvermesini vurgular.

a) "Humileti'l-ardu vel-cibâlu" (Yeryüzü ve dağlar kaldırıldı): Bu, nefsânî yapıların (beden, benlik, kibir, makam) "bulundukları yerden sökülüp alınması" , yani kişinin onlara olan bağlılığının ve güveninin tamamen ortadan kalkmasıdır. Kişi, bir anda kendini bu yapıların dışında, onlardan kopmuş halde bulur.

b) "Fe dukketâ" (Çarpıldılar/Parçalandılar): Bu yapılar birbirine çarpılıp paramparça edilir. Yani, "nefsin tüm katmanları (arz) ve onun üzerindeki kibir, gurur, enâniyet dağları, birbirine vurularak toz haline getirilir." Bu, nefsin tamamen "tecrit" (soyutlanma) ve "fenâ" (yok oluş) halidir. Artık geride hiçbir "dağ" (kibir) ve hiçbir "yeryüzü" (nefsânî zemin) kalmamıştır.

c) Nefs Mertebeleri Bağlamında: Nefs mertebeleri düşünüldüğünde, bu tek darbe, "nefs-i emmâre" nin (kötülüğü emreden nefs) ve onun en belirgin özellikleri olan "kibir", "gurur", "hırs" dağlarının yıkılmasıdır. Bu yıkılış, nefsin bir üst mertebeye (levvâme, mülhime) geçişi için gereklidir. Ancak buradaki yıkılış, kıyamet bağlamında olduğu için, çok daha köklü ve nihaîdir.[33]

İnsanın iç âleminde "kesin hakikat" (el-Hâkka) tecelli ettiğinde, nefsânî varlığın tüm katmanlarının nasıl yok olup gittiğini anlatır. "Yeryüzü" (el-ard), insanın bedeni ve nefsânî varlığının zemini; "dağlar" (el-cibâl) ise bu zemin üzerinde yükselen kibir, gurur, enâniyet, taklit, makam sevgisi gibi nefsânî engellerdir. Bunlar, sağlam ve sarsılmaz zannedilir. Ancak hakikat tecelli ettiğinde, tek bir darbe (dakkaten vâhideh) ile yeryüzü yerinden kaldırılır (humileti), dağlar birbirine çarpılıp paramparça edilir (dukketâ). Geriye, bu yapılardan hiçbir kalıntı kalmaz. Bu, fenâ-i mutlakın (tamamen yok oluş) ta kendisidir. Ve bu yok oluş, bekâ billâh'ın (Hak ile bâkî olma) ön şartıdır.[34]