Kulû veşrabû henî-en bimâ esleftum fî-l-eyyâmi-lḣâliye(ti)
(Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
Hâkka Suresi 24. ayet, cennet ehlinin geçmiş amelleri karşılığında nail olacakları nimetleri ve bu nimetlerin afiyetle sunuluşunu ifade etmektedir. Ayet, 'yemek', 'içmek', 'afiyet' ve 'geçmiş ameller' kavramları üzerinden cennet hayatının mükafatlandırma prensibini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أكل' kelimesini 'bir şeyi ağız yoluyla bedene almak' olarak tanımlar. Ayetteki 'كُلُوا۟' ifadesi, cennet ehlinin dünyadaki salih amellerinin karşılığı olarak kendilerine ikram edilen yiyeceklerden zevk alarak tüketmelerini emretmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أكل' kelimesinin hem maddi hem de manevi anlamda kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette ise cennet nimetlerinin maddi yönüne işaret ederek, cennetliklerin bu nimetleri afiyetle tüketmelerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'شرب' kelimesini 'sıvıyı ağız yoluyla bedene almak' olarak açıklar. Ayetteki 'وَٱشْرَبُوا۟' ifadesi, cennetliklerin dünyadaki iyi amellerinin karşılığı olarak kendilerine ikram edilen içeceklerden kana kana içmelerini emretmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'شرب' kelimesinin mecazi kullanımlarına da değinse de, bu ayetteki kullanımının doğrudan ve hakiki anlamda, yani cennet içeceklerinin tüketilmesini ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'هنأ' kelimesinin 'bir şeyin kolayca ve rahatlıkla elde edilmesi, sıkıntısız olması' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'هَنِيٓـًٔۢا' ifadesi, cennet nimetlerinin hiçbir zahmet, sıkıntı veya olumsuzluk içermeden, tam bir afiyet ve keyif içinde tüketileceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'هنأ' kelimesinin 'bir şeyin lezzetli, hoş ve faydalı olması' anlamını taşıdığını ifade eder. Bu bağlamda 'هَنِيٓـًٔۢا', cennet ehlinin yiyip içtiklerinin hem lezzetli hem de kendilerine hiçbir zarar vermeyen, aksine tam bir rahatlık ve mutluluk sağlayan nitelikte olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'هنأ' gibi kelimelerin, ahiret hayatının dünyevi sıkıntılardan arınmış, saf bir mutluluk ve huzur ortamı olduğunu vurgulayan kavramsal bir derinliğe sahip olduğunu belirtir. 'هَنِيٓـًٔۢا' kelimesi, cennetin mükafatlandırma sisteminde, nimetlerin sadece varlığı değil, aynı zamanda sunuluş biçimi ve verdiği his açısından da mükemmel olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'سلف' kelimesinin 'geçmiş, önceden olan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَسْلَفْتُمْ' ifadesi, cennet ehlinin dünyada iken önceden yapıp ahirete gönderdikleri salih amelleri kastetmektedir ki, bu ameller cennetteki nimetlerin karşılığıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'سلف' kelimesinin 'bir şeyi öne geçirmek, önceden yapmak' anlamını vurgular. Bu ayetteki kullanımı, cennet nimetlerinin, dünyada iken yapılan ve ahirete önceden gönderilen amellerin bir sonucu olduğunu açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'سلف' kökünün Kur'an'daki kullanımlarının genellikle 'geçmişte yapılan, önceden gönderilen' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'أَسْلَفْتُمْ' fiili, cennet ehlinin dünyadaki eylemlerinin ahiretteki karşılığını bulduğunu, yani amellerin bir tür 'ön ödeme' gibi işlev gördüğünü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'خلو' kelimesinin 'boş kalmak, geçip gitmek, sona ermek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْخَالِيَةِ' ifadesi, dünya hayatında geçirilen ve artık geride kalmış olan günleri, yani cennet ehlinin dünyadaki yaşam sürelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خلو' kelimesinin 'bir yerin veya zamanın boşalması, geçip gitmesi' anlamını vurgular. 'ٱلْخَالِيَةِ' kelimesi, cennet ehlinin dünyada geçirdiği ve artık sona ermiş olan günlerde yaptıkları amellerin karşılığını aldıklarını belirtir.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İlm’el yakîn mertebelerinde öğrenilen, ayn’el yakın mertebelerindeki çalışmalar ile müşahade edilen esma ve sıfât ve zat mertebesi bilgileri bu çalışmalarınız karşılığı olarak yiyip için yani hakk’al yakın olarak kullanabilirsiniz. (M.D.)
"Henîen" kelimesi, "amellerin karşılığının kusursuzluğu ve nimetlerin arızasızlığı" yanında, "kulun bu nimetleri hak ettiğine dair vicdanî bir huzur ve güven" i de ifade eder. Dünyada iken, kişi yaptığı iyi amellerden bazen şüpheye düşer, kabul olup olmadığından emin olamaz. Ancak âhirette bu "afiyetle" hitabı, ona amellerinin kabul edildiğini ve şimdi aldığı nimetleri tam bir gönül huzuruyla, hiçbir vicdan azabı veya şüphe duymadan tüketebileceğini bildirir.[57]
"Önden Gönderilmesi" (İslâf) Kavramı: İnsanın dünyada yaptığı her amel, işlendiği anda bir varlık kazanır ve âhirete "önden gönderilir" (tecessüd-ü a'mâl). Bu ameller, orada ya kişiye arkadaşlık edecek güzel suretlere ya da ona azap verecek çirkin suretlere dönüşür. Ayetteki "esleftum" (önceden gönderdiniz) ifadesi, işte bu "amellerin tecessüdü ve âhirete intikali" hakikatine işaret eder. Cennet ehli, şimdi yiyip içtikleri nimetlerin, aslında dünyada iken kendi elleriyle "önden gönderdikleri" salih amellerin birer sureti olduğunu bilirler. Bu bilinç, onların lezzetini daha da artırır.[58]
Geçmiş Günler" (Eyyâmi'l-Hâliye): "Gün" (yevm) kavramını sadece 24 saatlik zaman dilimi olarak değil, "ilâhî tecellilerin zuhur ettiği her bir vakit" dir. Dünya günleri (eyyâm), insanın amellerini işlediği, imtihan edildiği ve manevî mertebeler katettiği zaman dilimleridir. Bu "geçmiş günler", âhiretteki ebedî "gün"ün (yevmu'd-dîn / el-Hâkka) karşılığını hazırlayan zemindir. Ayet, dünya günlerinin (eyyâm) boşa geçmediğini, aksine ebedî hayatın (âhiret günü) sermayesini oluşturmasıdır.[59]