Ḣużûhu feġullûh(u)
(Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."
(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
Bu ayet, kıyamet gününde inkarcılara yönelik ilahi bir emri ifade etmektedir. 'Almak' ve 'bağlamak' fiilleri, cezanın kesinliğini ve şiddetini vurgulayan temel kavramlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin 'bir şeyi ele geçirmek, zapt etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خُذُوهُ' emri, inkarcının ilahi kudret tarafından yakalanıp cezalandırılmak üzere alıkonulmasını ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir yakalama değil, aynı zamanda ilahi hükmün kesinleşmesi ve infazı anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أخذ' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve burada 'yakalamak, tutmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خُذُوهُ' ifadesi, cehennem zebanilerine verilen bir emir olup, inkarcının kaçışının imkansızlığını ve ilahi adaletin tecellisini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki emir kiplerinin ilahi iradenin kesinliğini ve mutlaklığını yansıttığını belirtir. 'خُذُوهُ' emri, Allah'ın hükmünün geri çevrilemezliğini ve inkarcının akıbetinin kaçınılmazlığını gösteren güçlü bir ifadedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'غَلَّ' fiilinin 'boynuna zincir vurmak, bağlamak' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'فَغُلُّوهُ' emri, inkarcının hareket özgürlüğünün tamamen kısıtlanacağını ve cehennemdeki azabın bir parçası olarak zincirlere vurulacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'غَلّ' kelimesinin hem maddi zincirler hem de manevi kısıtlamalar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda ise, inkarcının cehennemde fiziksel olarak zincirlere vurulması ve hareket kabiliyetinin engellenmesi kastedilir. Bu, aynı zamanda onun dünyadaki kötü amellerinin bir sonucu olarak ilahi adaletin tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'غَلَّ' fiilinin 'boynu bağlamak, zincirlemek' anlamının yanı sıra, 'içine kin ve haset girmek' gibi manevi anlamlara da geldiğini belirtir. Ancak ayetteki 'فَغُلُّوهُ' ifadesi, cehennemdeki somut bir cezayı, yani inkarcının zincirlere vurulmasını ifade eder ve bu, onun dünyadaki isyanının bir karşılığıdır.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kendisine verilen tüm imkanlar elinde alınmakta ve nefsi emmare istikametinde kullandığı vehimi, hayali bağlanmakta ve artık selahiyeti olmadığı için bağlanmaktadır. (M.D.)
Bu ayet, "nefs-i emmâre'nin (kötülüğü emreden nefs) enâniyet ve tuğyanının artık nihai olarak durdurulması, onun ilâhî kahır ile kuşatılması ve cehennemî akıbete mahkûm edilmesi" anlamına gelir. Bu emir, ilâhî celâlin (kahredici kudretin) tecellisidir.
"Tutun onu!" (huzûhu): "ahz" (tutmak, yakalamak) fiili, "ilâhî kahır ve celâlin kulu kuşatması" nı ifade eder. Daha önceki ayetlerde (69/25-29) kişi, kitabının verilmesinden, hesabının mahiyetini bilmekten, malının fayda vermediğinden ve gücünün yok olup gittiğinden yakınmıştır. Bu, onun dünyada güvendiği her şeyin elinden alınmasıdır. Şimdi ise sıra, "bizzat kendi varlığının (nefsinin) ilâhî kudret tarafından kuşatılmasına" gelmiştir.
İbn Ebî Hâtim'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Allah "Tutun onu!" dediğinde, yetmiş bin meleğin hemen ona yöneldiği ve her bir meleğin bir işaretle yetmiş bin kişiyi cehenneme atabilecek güçtedir.
"Hemen bağlayın onu!" (Fe gullûh):
"Gull", boyna ve ellere vurulan pranga, demir halka demektir. "Taglîl" ise, birini prangaya vurmak, zincire vurmak anlamına gelir
a) Nefsin Azgınlığının Durdurulması: Dünyada iken nefs-i emmâre, sürekli kötülüğü emreder, azar, tuğyana kaçar, durdurulamaz bir hırs ve şehvet içinde koşar. Âhirette ise bu azgınlık artık durdurulur. Nefis, prangaya vurulmuş gibi, artık hiçbir yere kımıldayamaz, hiçbir kötülük işleyemez hale gelir. Bu, onun için ayrı bir azaptır; çünkü kötülük işleme, azma, şehvetini tatmin etme imkânı elinden alınmıştır.
b) Hürriyet Vehminin Elinden Alınması: Dünyada iken insan, nefsinin arzularına uyarak kendini hür zanneder, istediği gibi yaşadığını düşünür. Oysa bu, vehmî bir hürriyettir. Gerçekte o, nefsinin ve şeytanın esiridir. Âhirette ise bu vehmî hürriyet elinden alınır ve gerçek esaretiyle (ilâhî kahra mahkûmiyetle) yüzleşir. Prangalar, işte bu "hakiki esaretin" sembolüdür.
c) Azap Meleklerine Teslim: "Bağlayın" emri, aynı zamanda bu kişinin azap meleklerine (zebanilere) teslim edilmesini de ifade eder. Dünyada iken ona güzel davranan, onu koruyup kollayan rahmet melekleri (hafaza melekleri, kiramen kâtibin) artık ondan ayrılmıştır. Şimdi onu, azap melekleri kuşatmış, sarmış, bağlamış ve cehenneme sürüklemektedir.[71]
Allah (c.c.) dışında her şey (mâsivâ) bir "kayd" (sınırlama, bağ) altındadır. İnsan, dünyada iken bu kayıtlardan (nefsânî bağlar, mâsivâ sevgisi, gaflet) kurtulup Hakk'a yöneldiği ölçüde gerçek hürriyete (ıtlâk) erer.
Kitabı soldan verilen kişi, dünyada iken bu kayıtlardan kurtulamamış, aksine onlara daha sıkı sarılmış, nefsinin arzularına (hevâ) esir olmuştur. Âhirette ise bu manevî esaretinin fizikî bir karşılığını görür: Boynuna ve ellerine prangalar vurulur. 69/30 ayeti, işte bu "içsel (nefsani) esaretin dışa vurumu" dur.[72]