Śumme fî silsiletin żer'uhâ seb'ûne żirâ'an feslukûh(u)
"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."
"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
Bu ayet, cehennem azabının bir tasvirini sunarak, suçluların yetmiş arşın uzunluğundaki zincirlerle bağlanmasını emretmektedir. Ayet, 'silsile' (zincir) ve 'zira' (arşın) gibi kavramlarla azabın şiddetini ve somutluğunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'silsile' kelimesini birbirine bağlı halkalardan oluşan şey olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, azabın bir parçası olarak suçluların hareketini kısıtlayan ve onları bağlayan somut bir aracı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'silsile' kelimesinin mecazi anlamlarına da değinse de, bu ayetteki kullanımının doğrudan ve gerçek anlamda, yani cehennemde kullanılan bir bağlama aracı olduğunu belirtir. Bu, azabın fiziksel boyutunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki azap tasvirlerinde kullanılan somut nesnelerin, okuyucunun zihninde güçlü bir etki bırakma amacını taşıdığını belirtir. 'Silsile' de bu bağlamda, cehennem azabının kaçınılmazlığını ve şiddetini simgeleyen bir araçtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zira' kelimesinin bir ölçü birimi olduğunu ve genellikle kol uzunluğuna denk geldiğini açıklar. Ayetteki 'zer'uha' ifadesi, zincirin bu ölçü birimiyle belirlenen uzunluğunu, yani yetmiş arşın olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zira' kelimesinin hem fiil olarak ölçmek, hem de isim olarak ölçü birimi anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zer'uha' ifadesi, zincirin ölçüsünün ne kadar olduğunu açıkça ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da kullanılan ölçü birimlerinin, o dönemin insanlarının algılayabileceği somutlukta olduğunu ve bu tür ifadelerin azabın büyüklüğünü ve dehşetini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. 'Yetmiş arşın' ifadesi, bu bağlamda abartılı bir uzunluğu ve dolayısıyla azabın şiddetini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zira' kelimesinin dirsekten parmak ucuna kadar olan mesafeyi ifade eden bir ölçü birimi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, zincirin uzunluğunun somut bir şekilde ifade edilmesini sağlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zira' kelimesinin hem gerçek bir ölçü birimi hem de mecazi olarak bir şeyin gücünü veya etkisini ifade etmek için kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, zincirin fiziksel uzunluğunu net bir şekilde belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zira' kelimesinin Kur'an'da genellikle somut ölçü birimi olarak kullanıldığını ve bu ayette de zincirin uzunluğunu belirten bir birim olduğunu ifade eder. Yetmiş arşınlık bir uzunluk, azabın büyüklüğünü ve dehşetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selk' kelimesinin bir şeyi bir yere sokmak, geçirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'feslükûhu' emri, suçlunun zincirin içine sokularak bağlanmasını, yani azabın uygulanmasını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'selk' fiilinin bir şeyi bir şeyin içine dahil etmek, onu bir yola sokmak anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki kullanımı, cehennem bekçilerine verilen, suçluyu zincire bağlama emrini net bir şekilde ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'selk' fiilinin bu bağlamda mecazi bir anlam taşımadığını, aksine doğrudan ve gerçek anlamda, yani birini zincire sokma eylemini ifade ettiğini belirtir. Bu, azabın somut ve acımasız doğasını vurgular.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Seb’ûne” yetmiş, yedi nefis mertebesinin her birerinin 10 kötü ahlakından kınayedir. Nefis mertebelerinin kötü ahlakının vehim ateşi sol ehline yetmiş arşın zincir olmuş ve cehenneme bağlamıştır. Nasıl vahşi hayvanları zincire bağlarlar. Nefsi emmarenin hayal ve vehimi zincire bağlanarak özgürlüğü elinden alınmıştır. (M.D.)
"zincir" (silsile), "insanın dünya hayatında iken kalbini bağladığı, kendisiyle Hakk arasına perde çektiği her şeyin" sembolüdür. Bu zincir, fizikî olmaktan çok önce manevî bir gerçekliktir. Kişi, dünyada iken:
Mal sevgisiyle,
Makam ve şöhret hırsıyla,
Nefsânî arzularıyla (şehvet),
Bâtıl inanç ve taklitlerle,
Günah alışkanlıklarıyla kendi kendine "görünmez zincirler" örmüş, kalbini bu zincirlerle Hak'tan bağlamıştır. Âhirette ise bu manevî zincirler, fizikî birer azap aracına dönüşür (tecessüd-ü a'mâl). Kişi, dünyada iken gönlünü bağladığı şeylerin, şimdi boynuna, eline, ayağına vurulmuş birer pranga olduğunu görür. 69/32 ayeti, işte bu "manevî bağların maddî azaba dönüşmesi" nin ifadesidir.[74]
"Yetmiş Arşın" (Seb'ûne Zirâ'an) Zincirin uzunluğunun yetmiş arşın (yaklaşık 35-50 metre) olduğu ifade edilir.
"Yetmiş" sayısı, Arapça'da ve Kur'an'da sıkça "çokluk, kesret, tamlık, şiddet" anlamında kullanılan bir kinayedir.
"Oraya Sokun!" (Feslukûh) "Feslukûh" fiili, "onu oraya (zincirin içine) sokun, geçirin, dahil edin" anlamına gelir. Bu ifade, azabın artık kişinin bizzat kendi varlığına nüfuz ettiğini, onu çepeçevre kuşattığını gösterir. "nefsânî varlığın ilâhî kahır içinde tamamen kayboluşu, eriyişi" dir. Kişi, artık kendi varlığını bile hissedemez hale gelir; çünkü o, tamamen zincirlerin (günahlarının) ve ateşin (cehennemin) içinde kaybolmuştur. Bu, dünyada iken Allah'tan gayrısına (mâsivâya) dalıp kaybolanların (fîhi yemûhûn) âhiretteki akıbetidir.