İçeriğe atla
Hâkka 33Cüz 29 · Sayfa 567

Hâkka Sûresi 33. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

İnnehu kâne lâ yu/minu bi(A)llâhi-l'azîm(i)

"Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Allah’ın varlığına inanmak hayali ve hakiki olmak üzeredir. Hayali tenzihi inançtan yani Allah yukarıda, ötelerde, nurdan tahtının üstünde, onu yapar, bunu yapmaz v.s. çeşitlendirilebilir. Ve eksiliklerden münezzehtir. Kişi eğer önce kendinde ve daha sonra Hakk’ın varlığında eksik olmadığını anlarsa hakiki tenzih inancına geçmiş olur. Ve daha sonra Allah (c.c.) varlığının her yerde olduğunu idrak edrer ve teşbih eder. Batının yaptığı teşbih ise kendi hayallerindeki teşbihtir. Hakiki tenzih ve hakiki teşbih birleştirildiğinde hakiki tevhid inancı ortaya çıkar.

Sol ehli gafletinden ve inkarından dolayı Allah (c.c.) inanmıyorlardı. Nefsi emmarenin hayal ve vehimi kaynaklı bilgileri ile oluşturdukları rab-ilahlarını şirk-ortak koşmaktadırlar. (M.D.)

Bu ayet, "azabın kaynağının, insanın Allah'a iman etmemesi (küfür) ve O'nu gereği gibi tanımaması (mârifetsizlik) olduğunu" ifade eder.

"lâ yu'minu" (inanmıyordu) ifadesi, kişinin:

a) Allah'ın Varlığını İnkârı (Küfr-i Cühûd): En temel seviyede, Allah'ın varlığını ve birliğini inkâr etmek.

b) Allah'ın Sıfatlarını Tanımamak: Allah'ın "Azîm" (büyük, yüce) sıfatını ve diğer sıfatlarını (celâl, cemâl, kemâl) gereği gibi bilmemek, O'nu layıkıyla tanımamak.

c) Tevhidi İdrak Edememek: Varlığın birliğini (vahdet-i vücûd) kavrayamamak, kesret (çokluk) içinde kaybolup Hakk'ı görememek. Bu, en derin anlamda bir "iman eksikliği" dir. Kişi, her şeyi Allah'tan ayrı görür, O'nun tecellilerini

okuyamaz.

d) Gaflet ve Nisyân: Allah'ı unutmak, O'nu hatırlamamak, O'nun emir ve yasaklarına karşı duyarsız olmak. Kur'an'da "onlar Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu" (9/67) buyrulur. 69/33 ayetindeki "inanmıyordu" ifadesi, bu unutkanlığı ve gafleti de kapsar.[75]

"Büyük Allah" (Billâhi'l-Azîm) "Azîm" ismi, Allah'ın "celâl ve cemâl sıfatlarının hepsini kapsayan mutlak büyüklüğü" nü ifade eder. O, sadece "büyük" değil, aynı zamanda "azameti karşısında her şeyin aciz kaldığı, hiçbir şeyin O'na denk olmadığı" yüce varlıktır.

Celâl ve Cemâl Tecellileri: Allah'ın "Azîm" ismi, hem celâl (kahır, gazap, intikam) hem de cemâl (rahmet, lütuf, ihsan) tecellilerini kapsar. Kitabı soldan verilen kişi, dünyada iken Allah'ın bu azametini tanımamış, O'na gereken saygıyı (takvâ) göstermemiş, O'nun celâlinden korkmamış, cemâline de yönelmemiştir. Bu nedenle âhirette, Allah'ın azametini (celâl tecellisi olarak) bizzat yaşayarak öğrenir. 69/30-32'deki tutulma, bağlanma, cehenneme atılma ve zincire vurulma, işte bu celâl tecellisinin somut yansımalarıdır.

Allah'ın "Azîm" isminin tecellisinin, kâinattaki her şeyde görülebileceğini söyler. Ancak bu tecelliyi görmek için iman ve mârifet gerekir. İman etmeyenler, bu tecelliyi göremez ve âhirette onun kahredici yönüyle karşılaşırlar.[76]