Keżżebet śemûdu ve 'âdun bilkâri'a(ti)
Semud ve Ad kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar.
Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
Bu ayet, Semud ve Ad kavimlerinin 'el-Kâria'yı, yani kıyametin dehşet verici gerçekliğini yalanlamalarını konu almaktadır. Ayet, bu iki kavmin ilahi uyarıları ve ahiret inancını reddedişlerini vurgulayarak, kıyametin kaçınılmazlığını ve şiddetini 'el-Kâria' kelimesi üzerinden dile getirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezzebe' fiilini, bir sözü veya haberi doğru kabul etmemek, aksini iddia etmek olarak açıklar. Ayetteki 'kezzebe' fiili, Semud ve Ad kavimlerinin, kendilerine 'el-Kâria' olarak bildirilen kıyamet gerçeğini, yani vuku bulacak olan o dehşetli olayı yalanlamaları, onun gerçekleşeceğine inanmamaları anlamında kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzib' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mesajı, ilahi hakikatleri ve ahiret inancını reddetme bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de Semud ve Ad kavimlerinin, 'el-Kâria'nın, yani kıyametin vuku bulacağı gerçeğini yalanlayarak, peygamberlerinin uyarılarını ve ahiret inancını reddettikleri vurgulanmaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Semud'u, Kur'an'da sıkça zikredilen, helak edilmiş kavimlerden biri olarak tanımlar. Bu ayette de 'el-Kâria'yı yalanlayan kavimlerden ilki olarak zikredilmesi, onların ilahi uyarılara karşı gösterdikleri inkârcı tutumu ve bunun sonucunda uğradıkları akıbeti hatırlatmaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Semud'un, Kur'an'da genellikle 'Ad' kavmiyle birlikte anıldığını ve her ikisinin de peygamberlerini yalanlayarak helak olduklarını belirtir. Ayetteki kullanımı, onların 'el-Kâria' gibi büyük bir gerçeği yalanlamalarının, geçmişteki inkârcı tutumlarının bir devamı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Ad kavmini, Kur'an'da Semud ile birlikte zikredilen, güç ve kuvvet sahibi, ancak peygamberlerini yalanladıkları için helak edilmiş bir kavim olarak açıklar. Ayetteki 'el-Kâria'yı yalanlamaları, onların geçmişteki inkârcı tutumlarının bir yansımasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, Ad kavminin, Kur'an'da ibret alınması gereken helak olmuş kavimlerden biri olduğunu belirtir. Bu ayette 'el-Kâria'yı yalanlamaları, onların ilahi uyarılara karşı direnişlerini ve bunun sonucunda karşılaşacakları akıbeti vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kâria' kelimesinin 'kar' kökünden geldiğini ve 'şiddetle vurmak, çarpmak' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, kıyametin dehşetini, kalpleri çarpan, insanları korkutan, aniden gelen ve her şeyi alt üst eden olayını ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'el-Kâria', Semud ve Ad kavimlerinin yalanladığı, kaçınılmaz ve şiddetli kıyamet günüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-Kâria'yı, 'insanların kalplerini korkuyla çarpan, dehşet veren olay' olarak açıklar. Bu ayette, Semud ve Ad kavimlerinin, bu dehşet verici gerçeği, yani kıyametin vuku bulacağını yalanladıkları vurgulanmaktadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'el-Kâria'nın, Kur'an'da kıyamet isimlerinden biri olduğunu ve 'şiddetle vuran, çarpan, dehşet veren' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu kelime, kıyametin ani gelişini, yıkıcılığını ve insan üzerindeki psikolojik etkisini ifade eder. Semud ve Ad kavimlerinin bunu yalanlaması, onların ahiret inancına karşı olan inkârcı tutumlarını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.