Velâ bikavli kâhin(in)(c) kalîlen mâ teżekkerûn(e)
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
Bu ayet, Kur'an'ın bir kahin sözü olmadığını vurgulayarak, muhatapların bu gerçeği idrak etmekte ne kadar az düşündüklerini eleştirmektedir. Anahtar kavramlar, 'kavram'ın mahiyetini, 'kahin'in tanımını ve 'tezekkür'ün önemini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl'i, 'söz, kelam, ifade' olarak tanımlar ve hem akli hem de hissi anlamda kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın bir insan sözü, özellikle de bir kahinin sözü olmadığını net bir şekilde ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kavl' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve burada 'söz' anlamında olduğunu belirtir. Ayetteki 'kavl'in, Kur'an'ın ilahi menşeini vurgulamak için bir nefy (olumsuzlama) edatıyla birlikte geldiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kavl'in Kur'an'daki kullanımının sadece basit bir sözden öte, bir iddia, bir öğreti veya bir mesajı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Kur'an'ın 'kavl'inin, kahinlerin 'kavl'inden niteliksel olarak farklı olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kahin'i, 'gaybı bildiğini iddia eden, cinlerden haber alan kişi' olarak açıklar. Ayetteki kullanımının, Kur'an'ın bu tür batıl iddialardan uzak, ilahi bir vahiy olduğunu belirtmek için olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kehanet'in, 'gaybı bilme iddiası' olduğunu ve 'kahin'in de bu iddiada bulunan kişi olduğunu belirtir. Kur'an'ın, kahinlerin sözlerinden farklı olarak, kesin bilgi ve hakikat içerdiğini bu ayetle ortaya koyduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kahin'in, 'gelecekten haber veren, gizli şeyleri bilen' kişi olduğunu ve bu bilginin genellikle cinler aracılığıyla elde edildiğine inanıldığını açıklar. Ayet, Kur'an'ın bu tür bir kaynaktan gelmediğini kesin bir dille reddeder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tezekkür'ü, 'unutulan bir şeyi hatırlamak veya bir şeyi düşünerek idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'kalîlen mâ tezekkerûn' ifadesi, muhatapların Kur'an'ın ilahi kaynağı ve kahin sözü arasındaki farkı yeterince düşünmediklerini, bu konuda gaflet içinde olduklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tezekkür'ün, 'bir şeyi zihinde canlandırmak, üzerinde düşünmek ve ondan ders çıkarmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımının, Kur'an'ın apaçık delillerine rağmen insanların yeterince tefekkür etmediğini ve bu nedenle gerçeği kavrayamadığını ifade ettiğini açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tezekkür'ün Kur'an'da sadece hatırlamak değil, aynı zamanda 'idrak etmek, anlamak ve öğüt almak' anlamlarında da kullanıldığını vurgular. Bu ayette, insanların Kur'an'ın ilahi mesajını ve kahin sözü olmadığını yeterince düşünerek idrak etmedikleri eleştirilmektedir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.