Seḣḣarahâ ‘aleyhim seb'a leyâlin ve śemâniyete eyyâmin husûmen feterâ-lkavme fîhâ sar'â ke-ennehum a'câzu naḣlin ḣâviye(tun)
Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Bu ayet, Ad kavminin helak edilişini tasvir ederken, rüzgarın şiddeti ve yıkıcı etkisi üzerinden ilahi kudreti ve cezanın kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Özellikle 'husûmen' ve 'sar'â' kelimeleri, helakın kesinliğini ve dehşetini dilbilimsel olarak derinleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sehharahâ' kelimesinin, bir şeyi zorla veya kolayca bir işe koşmak, emrine amade kılmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın rüzgarı Ad kavmini helak etmek için onların aleyhine çevirmesi, rüzgarı onlara musallat etmesi anlamındadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'teshîr'in, bir şeyi kendi iradesi dışında bir amaca yönlendirmek olduğunu ifade eder. Burada rüzgar, Allah'ın iradesiyle Ad kavminin helakı için bir araç haline getirilmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'husûmen' kelimesinin 'kesintisiz, aralıksız' anlamına geldiğini, rüzgarın yedi gece sekiz gün boyunca hiç durmadan estiğini ve Ad kavmini kökten kestiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'husûmen' kelimesini 'uğursuz günler' veya 'kesip atan günler' olarak açıklar. Bu, rüzgarın Ad kavmi için uğursuz ve helak edici bir kesintiye yol açtığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasm' kökünün bir şeyi kökten kesmek, bitirmek anlamına geldiğini belirtir. 'Husûmen' ise bu kesme işleminin sürekli ve tam olduğunu, Ad kavminin tamamen yok edildiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sar'â' kelimesinin 'yere yıkılmış, devrilmiş' anlamına geldiğini ve burada rüzgarın şiddetiyle Ad kavminin cansız bedenlerinin yere serildiğini ifade ettiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sar'â' kelimesinin 'masrû'' kelimesinin çoğulu olduğunu ve yere düşürülmüş, devrilmiş kimseleri ifade ettiğini açıklar. Ayette, Ad kavminin rüzgarın etkisiyle yere serilmiş ölüler gibi tasvir edildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki helak tasvirlerinde fiziksel yıkımın sıklıkla kullanıldığını ve 'sar'â' gibi kelimelerin, ilahi cezanın somut ve dehşet verici sonuçlarını vurguladığını belirtir. Bu kelime, Ad kavminin acizliğini ve ilahi kudret karşısındaki çaresizliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'a'câz' kelimesinin 'acüz' kelimesinin çoğulu olduğunu ve bir şeyin sonu, dip kısmı veya kökü anlamına geldiğini belirtir. Ayette, hurma ağaçlarının köklerinden sökülmüş gövdelerine benzetilerek, Ad kavminin tamamen yok edildiği ve geriye sadece cansız bedenlerinin kaldığı vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'acüz' kelimesinin bir şeyin arka veya alt kısmı olduğunu ifade eder. 'A'câz-u nahlin' ifadesi, hurma ağaçlarının köklerinden koparılmış, dalları ve yaprakları olmayan gövdeleri gibi, Ad kavminin de başsız ve cansız bir şekilde yere serildiğini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hâviye' kelimesinin 'içi boşalmış, çürümüş' anlamına geldiğini ve burada hurma kütüklerinin içlerinin çürüyüp boşalmış haline benzetilerek, Ad kavminin bedenlerinin de ruhsuz ve değersiz hale geldiğini ifade ettiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâviye' kelimesini 'yıkılmış, harabeye dönmüş' olarak açıklar. Bu, Ad kavminin bedenlerinin, rüzgarın şiddetiyle tamamen yıkılmış ve değersiz hale gelmiş hurma kütükleri gibi olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'havâ' kökünün boşluk, çökme ve yıkılma anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Hâviye' kelimesi, Ad kavminin helakıyla birlikte geriye kalan bedenlerinin, içi boşalmış, çürümüş ve değersiz birer kütük gibi olduğunu vurgulayarak, helakın tamlığını ve dehşetini pekiştirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.