İçeriğe atla
Hâkka 8Cüz 29 · Sayfa 566

Hâkka Sûresi 8. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Fehel terâ lehum min bâkiye(tin)

Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Fehel terâ” ile “tera”-görüyor ikinci defa kullanılmaktadır. Ve daha dikkatli bakılması istenirken artık müşahade etmen lazım nefsin tuğyan ve azgınlığından artık kalan bir şey var mı? Denilmektedir. (M.D.)

Kur'an'daki tekrarlar asla boş değildir; her biri "varlık mertebelerindeki (hadarat-ı hamse) farklı tecellileri" veya "manevi yolculuktaki (seyr u sülûk) derinleşen halleri" ifade eder.

İlk Soru (69/7'nin sonu): Daha çok "zâhirî helak" ve "ibret alma" boyutuna vurgu yapar. Âd kavminden geriye gözle görülür bir şey (ceset, eser) kalıp kalmadığını sorgular.

İkinci Soru (69/8): Bu ise daha ziyade "bâtınî helak" ve "manevi kalıntı" boyutuna işaret eder. Yani, ilk helakten sonra dahi nefste gizlenmiş olabilecek enâniyet (benlik) kırıntıları, gizli riya, gizli kibir gibi "manevi kalıntılar" ın (bâkıye) var olup olmadığını sorgular. Bu, daha derin bir arınma (tezkiye) ve daha ince bir muhasebe çağrısıdır.

(69/7) te'vilinde "hurma kütükleri" nefsin sûretini (dış kabuğunu) simgeliyordu. Bu ayetteki "min bâkıyeh" (bir kalıntı) ifadesi, o sûretin de ötesine geçerek "nefsin sıfatlarından" geriye bir şey kalıp kalmadığını sorgular.

Fenâ an-nesne (Şeyde yok olmak): İlk mertebe. Nefs, kötü sıfatlardan (kibir, hased, hırs) arınır.

Fenâ an-resm (Sûrette yok olmak): İkinci mertebe. Nefs, iyi amellerinin bile kendisine ait olduğu vehmini (ucb) terk eder.

Fenâ an-sıfât (Sıfatlarda yok olmak): Bu ayetin işaret ettiği derin mertebe. Nefs, sadece kötü sıfatlardan değil, "kendisine ait" zannettiği tüm sıfatlardan (ilim, kudret, irade vehmi) arınır. Artık tüm sıfatların Allah'ın olduğunu müşahede eder. İşte "onlardan bir kalıntı görebilir misin?" sorusu, bu en derin fenâ mertebesine ulaşan kişi için, nefsânî sıfatlardan eser kalıp kalmadığını sorgular.[16]

"Nefsini terbiye edip kötü sıfatlardan arındırdıktan sonra, bak bakalım, geride o sıfatlardan eser kalmış mı?" Cevap, "Hayır, kalmamış olmalı"dır. Eğer kaldıysa, terbiye tamamlanmamış demektir.[17]

Bazı sâliklerin fenânın ilk mertebelerinde takılıp kalır, ancak hakiki âriflerin "fenâ-i mutlak"a ulaşır. 69/8'deki sorunun tekrarı, işte bu "fenâ-i mutlak"a bir davettir. İlk soru (69/7'nin sonu) "acaba helak oldular mı?" diye sorarken, ikinci soru (69/8) "acaba helakleri o kadar kesin ve tam oldu ki, onlardan hiçbir iz, hiçbir kalıntı kalmadı mı?" diye sorar. Bu, "yok oluşun ötesinde bir yok oluş" tur. Fenâdan sonra gelen bekâ (Bâkî ile bâki olma) haline işarettir. Artık geride sadece Bâkî olan Allah kalmıştır.[18]