İçeriğe atla
Hâkka 9Cüz 29 · Sayfa 567

Hâkka Sûresi 9. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Ve câe fir'avnu vemen kablehu velmu/tefikâtu bilḣâti-e(ti)

Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lut kavmi) hep o suçu işlediler.

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet numarasına bakıldığı zaman sayısal bağlantılarının ne kadar örtüştüğü görülür. Firavun döneminin peygamberi Hz. Mûsâ (a.s.), Tevhid-i esmâ mertebesi resulüdür ve sayısal sıralaması 9 dur. Âyet sayısal değeride 9 dur. Sûre sayısı 69 ile toplarsak 69+9= 78 dir. Ondan önce gelen 7 nefis ve 8 ile İbrahim (a.s.) ve Tevhid-i Ef’al mertebesinde yaşantılarda nefsi emmarenin bu ayet, "nefsin farklı mertebelerindeki tuğyan hallerini" ve bu hallerin sembolize ettiği "manevi hastalıkları" anlatır. Tuğyan (azgınlık), benlik (enaniyet), kibir, riya gibi varlık günahlarını işlediler. (M.D.)

Firavun, "enâniyet" (benlik) ve "rubûbiyet davası" nın sembolüdür. O, nefsin "ene" (ben) dediği ve kendini Hak'tan ayrı, bağımsız bir varlık zanneden yönünü temsil eder. Firavun'un "Ben sizin en yüce rabbinizim" (Nâziât 79/24) sözü, nefsin "şirk-i hafî" (gizli şirk) içinde, kendi varlığını Allah'ın varlığından ayrı görmesinin ve bu vehim varlığa (ene) güvenmesinin sembolüdür.

Firavun, "nefsin vehmî varlığı" ve "ulûhiyet iddiası" nın sembolü olarak derinlemesine tahlil eder. Firavun'un boğulması, nefsin enâniyet denizinde boğulup gitmesi, yani "benlik iddiasının yok olması" gerektiğine işaret eder. Firavun'un sihirbazları ise, nefsin akıl ve duyularla elde ettiği geçici güçleri (keşf ve keramet gibi görünen ama hakikatte nefsi besleyen halleri) temsil eder.[19]

(Men Kablehû): Taklit ve Gelenek Bağı, "taklit" (taassub) ve "atalar dini" ne olan körü körüne bağlılığı simgeler. İnsan, nefsindeki "Firavun"a (enâniyet) kapılmadan önce, atalarından devraldığı yanlış inanç ve alışkanlıkların (taklidî iman veya inkâr) esiri olabilir. "Ondan öncekiler", nefsin "geçmişe takılıp kalma" (istikrâb) ve "yeniliklere (hakikate) kapalı olma" (inkâr) halini temsil eder. Bu, manevi yolculukta kişiyi hakikatten alıkoyan bir başka büyük engeldir. Taklidî imanın (imanı aklî deliller ve keşifle tahkik etmemiş olmanın) kişiyi nefsin tuzağından kurtaramaz, aksine onu daha da katılaştırır. "Ondan öncekiler", işte bu taklid ve gelenek bataklığına saplanmış nefsin halidir.[20]

"El-Mü'tefikât" (altüst olmuş şehirler), "hevâ" (nefsin arzu ve tutkuları) ve "şehevîlik" in sembolüdür. Lût kavminin sapkınlığı, nefsin meşru sınırları aşarak, yaratılış gayesine (fıtrat) aykırı bir şekilde kendi hevâsına tapmasını temsil eder. "Altüst olmak" (ifk), bu şehirlerin fiziken yıkılmasından öte, "fıtratlarının altüst olması", yani yaratılış gayelerinden sapmaları anlamına gelir. Nefs, hevâ ve şehvete kapıldığında, onun üzerine kurulu olduğu manevi yapı (kalp, akıl, irade) altüst olur, yıkılır gider.  Lût kavminin sapkınlığını, "hikmetin (ilâhî düzenin) ters yüz edilmesi" dir. Onların işlediği fiil, sadece bir ahlaksızlık değil, aynı zamanda kâinatın ve yaratılışın düzenine (fıtrata) karşı bir başkaldırıdır. Bu, nefsin, kendi varlık düzenini (kalp, ruh dengesi) bozup, onu hevânın elinde oyuncak etmesine benzer.[21]

"Bil-hâtıeh" (o günah ile, o hata ile) ifadesi, bu üç farklı grubun da ortak bir noktada birleştiğini gösterir. İbn-i Arabî'ye göre bu ortak nokta, "hata" (hâtıeh) kavramında toplanır. "Hâtıeh", sadece bir günah değil, "kişinin kendi haddini bilmemesi, yaratılış gayesinden (fıtrat) sapması" dır. Bu, üç grupta da farklı şekillerde tezahür eden aynı temel hastalıktır:

Firavun'da "ulûhiyet iddiası" (haddini aşma, tuğyan) 

Öncekilerde "taklit ve inkâr" (hakikati kabullenmeme)

Lût kavminde "hevâ ve şehvet" (fıtratı bozma)

Bu üçü de özünde "hata" dır, yani Hak'tan sapmadır.

Kibir ve Enâniyet (Firavun): Nefsin en büyük hastalığı, varlığını Hak'tan ayrı görmesi ve kendini yeterli sanmasıdır (istiklâl vehmі).

Taklit ve Taassub (Öncekiler): Aklını kullanmayıp başkalarının yolunu körü körüne takip etmek, hakikati görmeye en büyük engeldir.

Şehvet ve Hevâ (Lût kavmi): Nefsin arzularına köle olmak, kalbin aynasını paslandırır ve hakikatin yansımasını engeller.[22]

(69/9) ayeti, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde tezahür eden, ancak özü aynı olan bir hastalığı anlatır: "Hak'tan sapma" (hâtıeh). Firavun, nefsin enâniyet ve ulûhiyet iddiasını; ondan öncekiler, taklit ve gelenek bağını; altüst olan şehirler (Lût kavmi) ise hevâ ve şehvetin fıtratı bozmasını temsil eder. Bu üçü de insanın iç âleminde (nefs, kalp, ruh) var olan ve onu Hak'tan alıkoyan büyük engellerdir. Bu ayet, sâlike (manevi yolcuya) şu mesajı verir: "Kendi içindeki Firavun'u (enâniyeti), atalarından devraldığın taklidi (gelenek bağını) ve hevâna olan düşkünlüğünü (şehveti) tanı. Çünkü bunlar, seni helak edecek olan iç düşmanlarındır. Tarihte altüst olup gidenler, senin içindeki bu düşmanlara galip gelemeyenlerdir."[23]