Ve câe fir'avnu vemen kablehu velmu/tefikâtu bilḣâti-e(ti)
Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lut kavmi) hep o suçu işlediler.
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
Bu ayet, geçmiş kavimlerin helak edilişini ve bu helakın temelinde yatan 'hata' kavramını vurgulamaktadır. Firavun ve ondan öncekilerin yanı sıra, altüst olan şehirlerin de ortak özelliği, işledikleri 'hata'dır. Ayet, bu kavramlar üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve geçmişten ders çıkarılması gerektiğini işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Firavun, Mısır krallarının lakabıdır. Kur'an'da genellikle zulüm ve kibirle anılan, ilahi emirlere karşı çıkan bir figür olarak geçer. Bu ayette de helak edilen kavimler arasında zikredilerek, onun ve kavminin işlediği hatalara dikkat çekilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Firavun, Mısır meliklerinin unvanıdır. Kur'an'da, Allah'a ve elçilerine karşı çıkan, haddi aşan bir zalim olarak tasvir edilir. Ayetteki kullanımı, onun ve benzerlerinin akıbetini göstermektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mü'tefikât, Lut kavminin şehirleridir. Allah Teâlâ onları altüst etmiş, tersine çevirmiştir. Bu ayette de Firavun ve ondan öncekilerle birlikte zikredilerek, onların da işledikleri büyük hatalar sebebiyle helak edildiklerine işaret edilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mü'tefikât, 'altüst olanlar' demektir. Lut kavminin şehirleri için kullanılır. Ayetteki bağlamda, bu şehirlerin helakının, içlerinde yaşayanların işlediği 'hata' ile doğrudan ilişkili olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İfk kökünden türeyen mü'tefikât, bir şeyin tersine çevrilmesi, altüst edilmesi anlamına gelir. Kur'an'da Lut kavminin şehirleri için kullanılarak, onların günahları yüzünden nasıl bir felakete uğradıklarını anlatır. Ayetteki kullanımı, ilahi cezanın bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hata, kasıtlı veya kasıtsız olarak doğru yoldan sapmaktır. 'Hâtıe' ise büyük hata, günah demektir. Ayetteki 'bil-hâtıeti' ifadesi, Firavun ve diğer kavimlerin helakına sebep olan büyük günahları ve isyanları işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hata, doğru olandan sapmaktır. 'Hâtıe', özellikle kasıtlı ve büyük günahlar için kullanılır. Bu ayette, Firavun ve mü'tefikât ehlinin helak edilmelerinin nedeni olarak, onların işledikleri ağır suçlar ve isyanlar gösterilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hata' kavramı, genellikle ilahi emirlere karşı gelme, doğru yoldan sapma ve günah işleme anlamında kullanılır. 'Hâtıe' formu ise bu hatanın ciddiyetini ve sonuçlarını vurgular. Ayetteki kullanımı, geçmiş kavimlerin ilahi adalete çarptırılmalarının temel sebebi olarak bu büyük günahları işaret eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.