Kâle-lmeleu min kavmi fir'avne inne hâżâ lesâhirun ‘alîm(un)
Firavun'un kavminden ileri gelenler, dediler ki: "Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır."
Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.
A'râf Suresi 109. ayet, Firavun kavminin ileri gelenlerinin Hz. Musa hakkındaki değerlendirmelerini aktarır. Ayet, 'mele''nin toplumsal konumunu, 'sâhir'in niteliğini ve 'alîm'in derinliğini vurgulayarak, iktidar sahiplerinin muhaliflerine yönelik algı ve ithamlarını dilbilimsel bir çerçevede sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mele'' kelimesini, bir topluluğun ileri gelenleri, görüşleri ve görünüşleri ile göz dolduran, dikkat çeken kimseler olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Firavun'un çevresindeki danışmanlar ve yöneticiler kastedilmektedir ki bunlar, Hz. Musa'ya karşı ortak bir tavır sergilemişlerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mele''yi bir topluluğun 'cemâati' ve 'eşrâfı' (ileri gelenleri) olarak açıklar. Onların görüşleri ve kararları, toplumun genelini etkileme gücüne sahiptir. Burada, Firavun'un otoritesini destekleyen ve halkı yönlendiren kesim vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mele''yi 'cemâatü'l-kavm' (kavmin topluluğu) ve 'vücûhühüm' (yüzleri, yani ileri gelenleri) olarak izah eder. Bu kişiler, toplum içinde saygınlık ve etki sahibi olup, Firavun'un siyasi ve dini söylemini şekillendirenlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Firavun'u Kur'an'da 'zulüm', 'kibir' ve 'ilahlık iddiası' gibi kavramlarla özdeşleşmiş bir figür olarak ele alır. Onun adı, sadece bir şahıs değil, aynı zamanda bir yönetim biçimi ve ilahi mesaja karşı direnişin sembolüdür. Ayetteki 'kavm-i Firavun' ifadesi, onun otoritesi altındaki toplumu ve bu otoritenin etkisini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Firavun'un özel bir isim olduğunu belirtir ve Kur'an'da genellikle 'zalim hükümdar' ve 'Allah'a isyan eden' anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayette, onun kavminin ileri gelenleri tarafından Hz. Musa'ya karşı yapılan ithamlar, Firavun'un otoritesini koruma çabasının bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihir' kelimesinin kökenini 'bir şeyi gerçekte olduğundan farklı göstermek' veya 'göz boyamak' olarak açıklar. Firavun'un ileri gelenleri, Hz. Musa'nın mucizelerini 'sihir' olarak nitelendirerek, onun peygamberliğini reddetme ve halkı yanıltma amacı gütmüşlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihir'i 'gizli ve ince bir yolla yapılan, sebebi gizli kalan şey' olarak tanımlar. Bu tanım, Firavun'un kavminin, Hz. Musa'nın mucizelerinin ilahi kökenini anlamaktan aciz kalıp, onu insanüstü ama aldatıcı bir yetenek olarak görmelerini yansıtır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sihir' kavramının Kur'an'da genellikle 'gerçeği gizleme, yanıltma ve aldatma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Firavun'un ileri gelenleri, Hz. Musa'nın mucizelerini bu kategoriye sokarak, onun mesajının ciddiyetini ve doğruluğunu itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesini 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. 'Alîm' ise bu idrake sahip olan, bilgisi derin ve kapsamlı olan kişidir. Firavun'un ileri gelenleri, Hz. Musa'yı 'alîm' bir sihirbaz olarak niteleyerek, onun sıradan bir sihirbaz olmadığını, aksine sanatında çok usta ve bilgili olduğunu kabul etmişlerdir, bu da onun tehlikesini artırmaktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'alîm' sıfatının 'çok bilen, bilgisi geniş olan' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sâhirun alîm' ifadesi, Hz. Musa'nın sihirbazlıkta ileri bir seviyede olduğunu, bu alanda uzmanlaştığını ve dolayısıyla daha büyük bir tehdit oluşturduğunu ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i 'bir şeyin hakikatini olduğu gibi bilmek' olarak açıklar. 'Alîm' ise bu bilgiye tam anlamıyla sahip olan kişidir. Firavun'un kavmi, Hz. Musa'nın gösterdiği şeylerin sıradan olmadığını, arkasında derin bir bilgi ve ustalık olduğunu kabul ederek, onu 'bilgin bir sihirbaz' olarak tanımlamışlardır.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(109) (Kâlel meleu min kavmi fir’avne inne hâzâ le sâhırun alîm.)
“Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.” Bâtınen baktığımızda, nefsi emmârenin ileri gelenleri yâni bizde olan daha şiddetli hâlleri, kendi şartlanmaları ve menfâatleri doğrultusunda peygamberlerin getirdikleri şeyleri gördüklerinde başka cevap bulamıyor ve onlara sihir diyor. Buna kendi kendini kandırmak denilir.