İçeriğe atla
A'râf 152Cüz 9 · Sayfa 169

A'râf Sûresi 152. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

İnne-lleżîne-tteḣażû-l'icle seyenâluhum ġadabun min rabbihim veżilletun fî-lhayâti-ddunyâ(c) vekeżâlike neczî-lmufterîn(e)

Buzağıyı ilah edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(152) İnnellezînettehazûl ıcle seyenâluhum gadabun min rabbihim ve zilletun fîl hayâtid dunyâ, ve kezâlike neczîl mufterîn.

“Şüphesiz o buzağıyı ilâh edinenlere Rablerinden bir gazâp, dünya hayâtında iken de bir zillet erişecektir. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.” Buzağıyı put edinmek, nefsi emmâre çevresinde bulunan güçlere, akıl, gerçek Rabbınızı bulun ve ona ibâdet edin dedikçe, nefis “hayır, biz putperest olacağız” diyerek, altından yapılmış buzağıya yâni maddeye tapıyorlar.

Belki Zâhiren parası çok olup, paraya tapanların durumları çok iyi gibi gözükse de bu gerçekte zillet ve gadaptan başka bir şey değildir, çünkü bu nefis madde ile ilgili neyi en güzel şekilde yaparsa yapsın kesinlikle içinde huzur bulamaz, hep daha fazlasını ister. Kişinin kanaat ehli olabilmesi için aslını bilmesi lâzımdır. Kendi hakîkatini bildiği zaman çok az şeyler ile hatta hiç denecek şey ile huzurlu olmasını bilir ki çok huzurlu yaşar. Bir insân altından yapılma binalarda yaşasa her istediği yapılsa yine içinde boşluk vardır çünkü orada Rabbi yoktur, Rabbi olmayanın da huzuru mümkün değildir. Zâhirdeki kısa süreli nefsi emmârenin menfâatini ön plana çıkararak yaşayan kimselerin hâli böyledir. Şu anda bizlerin yaşadığı zamanlar nefsi emmârenin tarihteki en şiddetli hâllerini yaşayarak, kendisindeki büyük güçleri de tanımaya başladığı dönemlerdir. Fir’avun’un nefsi emmâresi

Bu günün insânından daha yumuşak idi, çünkü bugünkü teknik donanım o zaman yoktu, nefsi emmâre eline geçirdiği teknik donanımları kendi emrinde kullanır, Râhmani olarak kullanmaz. İşte bu teknik donanımlar Râhmani olarak kullanıldığı zaman insânlığa yaralı olur. Nefsânî olarak kullanılıp, istenildiği kadar Zâhiren ileriye gidilmiş olsun Bâtınen geriye gidilmiş olunuyor. Yaşadığımız devirin insânları, Hakîkati Muhammedî yeryüzünde olduğu hâlde, bu imkânları kontrolsüz olarak kullanmalarından dolayı Âdemiyyetinde altında bir seviyeye düşüyorlar. Eski kavimlerin ortadan kalkmasına yol açan yaşantılar bugün açık açık ve çok doğal bir yaşantı olarak kabul edilerek yaşanmaktadır. Daha önce gelmiş olan bütün peygamberler âlem şumul yâni genel olarak bunları yaşamışlar fakat bizlerinde bütün bu peygamlerlerin yaşantılarını bireysel olarak kendi bünyemizde yaşamamız gerekiyor ve bu bir insânın seyri sülûkudur.

Mûsâ (a.s.) o gün Tur dağına çıkarak kendi kavmi için bu levhâları almış ise de biz bugün kendi kavmimiz yâni kendi varlığımız için bunları almalıyız ki bu kadarı da bize zâten yetiyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)