Ves-elhum ‘ani-lkaryeti-lletî kânet hâdirate-lbahri iż ya'dûne fî-ssebti iż te/tîhim hîtânuhum yevme sebtihim şurra'an veyevme lâ yesbitûne(ﻻ) lâ te/tîhim(c) keżâlike neblûhum bimâ kânû yefsukûn(e)
(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.
Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk.
A'râf Suresi 163. ayet, İsrailoğullarının Cumartesi yasağını ihlal etmeleri ve bunun sonucunda yaşadıkları imtihanı ele almaktadır. Ayet, 'karye', 'yâ'dûn', 'sebt' ve 'yefsukûn' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi emirlere karşı gelmenin sonuçlarını ve imtihanın mahiyetini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin aslen 'toplamak, bir araya getirmek' anlamından geldiğini ve bu nedenle insanların bir araya toplandığı yerleşim yerine 'karye' denildiğini belirtir. Ayetteki 'karye', belirli bir topluluğun yaşadığı, Cumartesi yasağını ihlal eden kasabayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karye' kelimesini 'şehir' veya 'kasaba' olarak açıklar ve ayetteki kullanımının, o dönemde bilinen ve Cumartesi yasağını çiğneyen bir yerleşim yerine işaret ettiğini vurgular. Bu bağlamda, 'karye' sadece bir yer adı değil, aynı zamanda o yerin sakinlerini de temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yâ'dûn' fiilinin 'haddi aşmak, zulmetmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yâ'dûn fi's-sebt' ifadesi, Cumartesi günü avlanma yasağını çiğneyerek Allah'ın koyduğu sınırı aştıklarını açıkça ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'udvân' kökünün 'sınırı aşmak, tecavüz etmek' anlamını taşıdığını ve bu fiilin hem maddi hem de manevi sınırları aşmayı ifade ettiğini belirtir. Ayette, Cumartesi yasağını ihlal ederek ilahi emre karşı gelme eylemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'udvân' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi yasalara karşı gelme, haddi aşma ve zulmetme anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, İsrailoğullarının Cumartesi yasağını ihlal ederek Allah'ın belirlediği sınırı aşmalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebt' kelimesinin 'kesmek, durmak, dinlenmek' anlamlarına geldiğini ve Yahudilerin Cumartesi günü çalışmayı bırakıp dinlenmeleri emredildiği için bu güne 'sebt' denildiğini açıklar. Ayette, bu kutsal günün yasağının çiğnenmesi söz konusudur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sebt' kelimesinin 'istirahat' ve 'işi bırakma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'sebt', İsrailoğullarına özel kılınmış, belirli yasakları olan ve ihlal edildiğinde ilahi cezayı gerektiren bir günü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belâ' kelimesinin 'imtihan etmek, denemek' anlamında kullanıldığını ve bu imtihanın bazen hayırla, bazen şerle olabileceğini belirtir. Ayetteki 'neblûhum', Allah'ın İsrailoğullarını Cumartesi yasağına uymaları konusunda bir denemeye tabi tuttuğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'belâ' fiilinin 'bir şeyi tecrübe etmek, sınamak' anlamını taşıdığını ve bu ayetteki kullanımının, Allah'ın İsrailoğullarının itaatkârlığını ve sabrını denediğini gösterdiğini açıklar. Balıkların sadece Cumartesi gelmesi, bu imtihanın bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk' kelimesinin aslen 'hurmanın kabuğundan çıkması' anlamından geldiğini ve mecazi olarak 'Allah'ın emrinden çıkmak, itaatsizlik etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yefsukûn', İsrailoğullarının Cumartesi yasağını çiğneyerek Allah'ın yolundan saptıklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fısk'ın 'şeriatın hududundan çıkmak' olduğunu ve bu çıkışın bazen küçük günahlarla, bazen de büyük günahlarla olabileceğini açıklar. Ayetteki 'yefsukûn', Cumartesi yasağını ihlal etmeleriyle gösterdikleri itaatsizliği ve yoldan çıkışı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fısk' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine karşı gelme, isyan etme ve doğru yoldan sapma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, İsrailoğullarının Cumartesi yasağını ihlal ederek gösterdikleri itaatsizliğin bir sonucu olarak denendiklerini ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(163) (Ves’elhum anil karyetilletî kânet hâdıratel bahri iz ya’dûne fîs sebti iz te’tîhim hîtânuhum yevme sebtihim şurre’an ve yevme lâ yesbitune lâ te’tîhim, kezâlike neblûhum bi mâ kânû yefsukûn.)
“Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riâyet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın
akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk.” Cumartesi akın akın balıkların geldiğini gören bu topluluk, karaya büyük bir çukur açmışlar ve denizden bu çukura bir kanal çektikten sonra araya bir kapak koymuşlar ve Cuma gecesinden bu kapağı açtıklarında denizden gelen su ile birlikte Cumartesi günü balıklarda bu çukurda toplanıyormuş ve aynı şekilde Pazar günü kapağı kapatıp biriken balıkları yakalıyorlarmış ve güya Cumartesi günü çalışmamış ve kendilerini Cumartesi yasağına riâyet etti sayıyorlarmış.
Yaptıkları bu hile nedeniyle Cenâb-ı Hakk onlara “Sefil ve hâkir maymunlar olunuz” (2/65)(7/166) diyor ve o ahâlinin hepsi maymun oluyor. Tarihte maymundan insân olduğuna dair bir kayıt yok fakat insândan maymun olduğu Kûr’ân-ı Kerîm’de bu şekilde haber veriliyor.
Demek ki insân, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini çarpıtırsa bu akıbete muhatap oluyor. Fiilen maymun olmasa da mânen en büyük özelliği taklitçilik olan maymun oluyor. İşte genel olarak günümüzde bütün insânlık üzerinde görüldüğü üzere Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine riâyet etmeyenler sürekli taklitçilikle uğraşıp durmaktadırlar.