Ve-iż kâlet ummetun minhum lime te'izûne kavmen(i)(ﻻ)(A)llâhu muhlikuhum ev mu'ażżibuhum ‘ażâben şedîdâ(en)(s) kâlû ma'żiraten ilâ rabbikum vele'allehum yettekûn(e)
Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Siz, Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)" demişlerdi.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(164) (Ve iz kâlet ummetun minhum lime teizûne kavmenillâhu muhlikuhum ev muazzibuhum azâben şedîden, kâlû ma’zireten ilâ rabbikum ve leallehum yettekûn.)
“İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azâpla cezalandıracağı bir kavme ne
diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye." Demek ki her ne hâlde olursa olsun öğüt vermek, nasihatta bulunmak lâzım ki, “bize kimse bir şey demedi” denmesin.