Felemmâ âtâhumâ sâlihan ce'alâ lehu şurakâe fîmâ âtâhumâ(c) fete'âla(A)llâhu ‘ammâ yuşrikûn(e)
Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah'ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.
Bu ayet, Allah'ın insanlara lütfettiği nimetlere karşılık nankörlük etmelerini ve O'na ortak koşmalarını ele almaktadır. Özellikle 'salih' bir evlat verilmesine rağmen, bu nimeti verene ortak koşulması ve Allah'ın bu tür ortaklıklardan münezzeh olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek, ihsan etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âtâhümâ' ifadesi, Allah'ın o iki kişiye (Âdem ve Havva'ya veya genel olarak insan çiftine) bir lütuf olarak bir şey verdiğini, bahşettiğini ifade eder. Burada kastedilen 'salih' bir evlattır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âtâ' fiilinin Kur'an'da 'vermek, ihsan etmek' anlamında kullanıldığını ve bu ayetteki bağlamda Allah'ın bir nimeti bahşetmesini ifade ettiğini belirtir. 'Âtâhümâ' ifadesi, Allah'ın kudret ve cömertliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salâh' kelimesinin 'fesad'ın zıttı olduğunu ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı olması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'sâlihan' ifadesi, Allah'ın onlara verdiği evladın bedenen ve ahlaken kusursuz, hayırlı ve beklentilerine uygun olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salih' kelimesinin 'iyi, düzgün, faydalı' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'sâlihan' kelimesi, Allah'ın onlara verdiği çocuğun sağlıklı, kusursuz ve hayırlı bir evlat olduğunu ifade eder, bu da Allah'ın nimetinin büyüklüğünü gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salâh' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'doğruluk, iyilik, uygunluk' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Ayetteki 'sâlihan' kelimesi, Allah'ın lütfettiği evladın hem fiziksel hem de potansiyel ahlaki açıdan 'iyi' ve 'düzgün' olduğunu ifade eder, bu da nimeti daha da değerli kılar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ce'ale' fiilinin 'bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, kılmak, tayin etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ce'alâ' ifadesi, o iki kişinin Allah'ın verdiği nimete karşılık, bu nimeti başkalarına atfederek veya başkalarını bu nimette ortak kılarak bir tür 'dönüştürme' eylemi gerçekleştirdiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ce'ale' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda 'yaratmak, kılmak, tayin etmek' gibi anlamlarda kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'ce'alâ' ifadesi, Allah'ın verdiği nimeti başkalarına ortak koşma eylemini, yani bir tür 'atfetme' veya 'tayin etme' fiilini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şirk' kelimesinin 'ortaklık, eş koşma' anlamına geldiğini ve Allah'a ortak koşmanın en büyük günahlardan olduğunu belirtir. Ayetteki 'şürekâe' ifadesi, Allah'ın verdiği nimete rağmen, bu nimeti başkalarına atfederek veya başkalarını bu nimette Allah'a eş tutarak yapılan nankörlüğü ve tevhid ilkesine aykırı davranışı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve Allah'ın mutlak birliğini ihlal eden her türlü eylemi kapsadığını vurgular. Ayetteki 'şürekâe' kelimesi, Allah'ın lütfettiği evlat gibi bir nimeti, Allah'tan başka varlıklara atfetme veya bu varlıkları Allah'ın gücüne ortak kılma eylemini ifade eder ki bu, Kur'an'ın en şiddetle reddettiği tutumdur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şirk' kelimesinin 'ortaklık, eş koşma' anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da Allah'ın birliğine karşı çıkan her türlü inanç ve eylemi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'şürekâe' ifadesi, Allah'ın verdiği nimeti başkalarına atfederek veya başkalarını bu nimette Allah'a ortak kılarak yapılan nankörlüğü ve tevhid ilkesine aykırı davranışı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'uluvv' kelimesinin 'yücelik, üstünlük' anlamına geldiğini ve Allah için kullanıldığında O'nun her türlü eksiklikten ve ortaklıktan münezzeh olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fete'âlâ' ifadesi, Allah'ın, insanların O'na ortak koştukları şeylerden çok daha yüce, aşkın ve münezzeh olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'te'âlâ' fiilinin Allah için kullanıldığında O'nun yüceliğini, azametini ve her türlü noksanlıktan uzaklığını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın, insanların O'na ortak koştukları varlıklardan ve bu tür düşüncelerden tamamen münezzeh olduğunu kesin bir dille ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'uluvv' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak üstünlüğünü ve aşkınlığını ifade ettiğini belirtir. 'Fete'âlâ' ifadesi, Allah'ın, insanların O'na atfettikleri ortaklıklardan ve sınırlamalardan tamamen uzak, yüce ve aşkın bir varlık olduğunu vurgulayarak tevhid inancının temelini pekiştirir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(190) (Fe lemmâ âtâhumâ sâlihan cealâ lehu şurakâe fîmâ âtâhumâ, fe teâlâllâhu ammâ yuşrikûn.)
“Fakat Allah, kendilerine sâlih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.”