Ve-immâ yenzeġanneke mine-şşeytâni nezġun feste'iż bi(A)llâh(i)(c) innehu semî'un ‘alîm(un)
Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir.
Bu ayet, şeytanın vesvesesine karşı Allah'a sığınmanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, şeytanın 'dürtmesi' ve buna karşı 'sığınma' eylemi ile Allah'ın 'işiten' ve 'bilen' sıfatları etrafında şekillenmektedir. Dilbilimsel olarak, fiillerin te'kidli kullanımı ve Allah'ın sıfatlarının vurgulanması, mesajın kesinliğini pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nezğ' kelimesini, bir şeyi bozmak, ifsat etmek ve birine bir kötülük fısıldamak olarak açıklar. Ayetteki 'yenzaganneke' fiili, şeytanın insana gizlice sokularak onu günaha teşvik etmesi, kalbine vesvese atması anlamında kullanılmıştır. Bu, şeytanın insanı doğru yoldan saptırma çabasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nezğ' kelimesini 'tahriş' (kışkırtma, tahrik etme) ve 'ifsad' (bozma) olarak yorumlar. Ayetteki kullanımında, şeytanın insanı günaha kışkırtması, aralarını bozması ve kalbine kötü düşünceler sokması mecazını taşır. Bu, şeytanın insan üzerindeki olumsuz etkisini mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nezğ' kavramını Kur'an'daki 'şeytan' kavramı bağlamında ele alır. Şeytanın insanı 'dürtmesi' veya 'kışkırtması', onun içsel bir mücadeleyle karşı karşıya kalmasını ifade eder. Bu, insanın iradesini zayıflatmaya yönelik bir girişim olup, ayet bu duruma karşı bir çözüm sunar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nezğ' kelimesini 'vesvese' ve 'şer' (kötülük) olarak açıklar. Ayetteki 'nezğ' kelimesi, şeytanın insana fısıldadığı kötü düşünceyi, onu günaha sürükleyen içsel dürtüyü ifade eder. Bu, fiilin masdar hali olup, şeytanın eyleminin somut bir sonucunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nezğ' kelimesinin 'fesad' (bozgunculuk) ve 'tahriş' (kışkırtma) anlamlarını vurgular. Ayetteki 'nezğ', şeytanın insanı doğru yoldan saptırmak için kullandığı her türlü hile ve vesveseyi kapsayan bir kavramdır. Bu, şeytanın insanı hedef alan kötü niyetli müdahalesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'istiâze' fiilini, bir şeyden korkarak veya çekinerek başka bir şeye sığınmak, onun korumasına girmek olarak tanımlar. Ayetteki 'festa'iz' emri, şeytanın vesvesesine karşı Allah'ın kudretine ve himayesine başvurmayı, O'ndan yardım dilemeyi ifade eder. Bu, acziyetin ve teslimiyetin bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'istiâze'yi, bir tehlikeden korunmak için güçlü bir varlığa yönelmek olarak açıklar. Ayetteki 'festa'iz' emri, şeytanın şerrinden korunmak için Allah'ın mutlak gücüne ve koruyuculuğuna sığınmanın gerekliliğini vurgular. Bu, Allah'ın kullarına sunduğu bir güvence ve çıkış yoludur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istiâze' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, bu fiilin genellikle bir tehlike veya şerden korunma amacıyla Allah'a yönelmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'festa'iz', şeytanın vesvesesine karşı pasif kalmak yerine, aktif bir şekilde Allah'ın yardımını talep etmeyi ve O'na sığınmayı emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semî'' sıfatını, Allah'ın her şeyi işiten, hiçbir sesin O'na gizli kalmadığı anlamında kullanır. Ayetteki 'semî'' sıfatı, Allah'a sığınan kişinin dualarını, yakarışlarını ve içinden geçenleri işittiğini vurgular. Bu, kulun Allah'a yöneldiğinde karşılık bulacağına dair bir güvencedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'semî'' sıfatının Allah için kullanıldığında, sadece sesleri duymakla kalmayıp, aynı zamanda işitilen şeyin anlamını ve amacını da bildiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kulunun şeytanın vesvesesine karşı yaptığı istiâzeyi işittiğini ve bu istiâzenin samimiyetini bildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'alîm' sıfatını, Allah'ın her şeyi kuşatan, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek her şeyi bilen ilmini ifade eder. Ayetteki 'alîm' sıfatı, Allah'ın şeytanın hilelerini, insanın iç dünyasındaki mücadeleyi ve sığınma talebinin ardındaki niyeti bildiğini vurgular. Bu, Allah'ın mutlak ilminin bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'alîm' sıfatının Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini, hiçbir şeyin O'nun ilminden gizli kalmadığını belirtir. Ayetteki 'alîm' sıfatı, Allah'ın sadece işitmekle kalmayıp, aynı zamanda şeytanın vesvesesinin mahiyetini ve kulun bu vesveseye karşı gösterdiği direnci de bildiğini ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(200) (Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeiz billâhi, innehu semîun alîm.)
“Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemâliyle bilendir.”