İnne-lleżîne-ttekav iżâ messehum tâ-ifun mine-şşeytâni teżekkerû fe-iżâ hum mubsirûn(e)
Şüphe yok ki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah'ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.
Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlar.
A'râf Suresi 201. ayet, takva sahibi müminlerin şeytanın vesvesesine maruz kaldıklarında Allah'ı anarak nasıl bir basiret ve idrak sahibi olduklarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'takva', 'şeytan', 'vesvese', 'zikir' ve 'basiret' gibi temel kavramlar üzerinden imanın ve uyanıklığın önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'v-k-y' kökünü 'bir şeyi korkulan şeyden korumak' olarak açıklar. Ayetteki 'ittakav' kelimesi, müminin kendisini Allah'ın azabından ve gazabından, şeytanın vesveselerinden koruması, yani takva sahibi olması anlamındadır. Bu, sadece korkmak değil, aynı zamanda Allah'ın emirlerine uyarak bir kalkan oluşturmaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, takva kavramını Kur'an'ın merkezi ahlaki kavramlarından biri olarak ele alır. Ona göre takva, sadece Allah'tan korkmak değil, aynı zamanda O'na karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek ve O'nun sınırlarını aşmaktan sakınmaktır. Ayetteki 'ittakav', bu sorumluluk bilincine sahip olanları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mess' kelimesinin Kur'an'da bazen mecazi anlamda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mess' kelimesi, şeytanın fiziki bir dokunuşundan ziyade, onun vesvesesinin kalbe ulaşması, zihni meşgul etmesi ve kişiyi etkilemesi anlamındadır. Bu, bir tür ruhsal veya zihinsel temastır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mess' fiilinin 'bir şeye hafifçe dokunmak' veya 'bir şeyin etkisine maruz kalmak' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, şeytanın 'taif'inin (vesvesesinin) müminlere ulaşması, onları geçici bir an için etkilemesi ve akıllarını çelme girişimi olarak anlaşılmalıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'taif' kelimesini 'gece dolaşan' veya 'etrafta dönen' olarak açıklar. Ayetteki 'taifun mine'ş-şeytan' ifadesi, şeytanın insan zihninde dolaşan, gelip giden, anlık ve geçici vesveselerini ifade eder. Bu, şeytanın sürekli bir saldırısı değil, anlık bir dürtü veya fısıltıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 't-v-f' kökünün 'bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Taif', bu kökten türeyen ve 'dolaşan, etrafında dönen' anlamını taşıyan bir isimdir. Ayetteki kullanımı, şeytanın vesveselerinin insan zihnine aniden gelip gitmesini, onu kuşatmasını ve rahatsız etmesini mecazi olarak anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zikr'in hem kalple hatırlama hem de dille anma anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tezekkerû' fiili, takva sahiplerinin şeytanın vesvesesiyle karşılaştıklarında Allah'ı, O'nun emirlerini, yasaklarını ve vaatlerini hatırlayarak kendilerine gelmeleri, uyanmaları ve doğru yolu bulmaları anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zikr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, sadece anmakla kalmayıp, aynı zamanda öğüt almak, ders çıkarmak ve hatırlayarak uyanmak anlamlarını da içerdiğini vurgular. Ayetteki 'tezekkerû', müminlerin şeytanın tuzağına düşmek üzereyken Allah'ı hatırlayarak kendilerini toparlamalarını ve basiret kazanmalarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'basar' kelimesinin hem gözle görme hem de kalp gözüyle idrak etme anlamına geldiğini belirtir. 'Mubsirûn' ise 'basiret sahibi olanlar', yani hakikati görenler demektir. Ayetteki kullanımı, takva sahiplerinin Allah'ı zikrettiklerinde şeytanın hilesini fark etmeleri ve doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği kazanmalarıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'basar'ın 'kalbin idraki' olarak da kullanıldığını ifade eder. 'Mubsirûn' kelimesi, şeytanın vesvesesiyle karşılaştıklarında Allah'ı hatırlayanların, bu hatırlama sayesinde kalplerinin aydınlanması ve hakikati net bir şekilde görme yeteneği kazanmaları anlamındadır. Bu, sadece fiziksel bir görme değil, manevi bir idraktir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(201) (İnnellezînettekav izâ messehum tâifun mineş şeytâni tezekkerû fe izâhum mubsırûn.)
“Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhâl kendi bâsiretlerine sahib olurlar.”