Lehum min cehenneme mihâdun vemin fevkihim ġavâş(in)(c) vekeżâlike neczî-zzâlimîn(e)
Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.
Bu ayet, cehennem ehlinin azabını tasvir ederken, 'yatak' ve 'örtüler' gibi kavramlarla azabın kuşatıcı ve sürekli doğasını vurgulamaktadır. 'Cezalandırma' fiili ise ilahi adaletin tecellisini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mihâd (مهاد), 'mehd' (مهد) kökünden gelir ve döşek, yatak anlamına gelir. Kur'an'da bu kelime, hem dünya hayatındaki rahat yataklar için (Nuh 71:10) hem de ahiretteki azap yatakları için (A'râf 7:41) kullanılmıştır. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin altlarına serilen ateşten bir döşek, bir yatak olduğunu ifade eder ki bu, azabın kuşatıcı ve sürekli olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mihâd (مهاد), döşek demektir. Ayetteki 'min cehenneme mihâd' ifadesi, cehennemin kendisinden bir döşek, yani cehennem ateşinin onların altlarına serilmiş bir yatak gibi olduğunu anlatır. Bu, azabın sadece üstten değil, alttan da onları kuşattığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mihâd (مهاد), 'mehd' (مهد) fiilinden türemiş bir isimdir ve 'döşemek, yaymak' anlamına gelir. Ayetteki 'min cehenneme mihâd' ifadesi, cehennem ateşinin onlar için bir döşek gibi hazırlandığını, yani azabın onların altlarından da onları saracağını belirtir. Bu, azabın şiddetini ve sürekliliğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğavâşî (غواشٍ), 'ğaşâ' (غشى) kökünden gelir ve bir şeyi örtmek, kaplamak anlamına gelir. Ayetteki 'min fevkıhim ğavâşî' ifadesi, cehennem ehlinin üstlerini örten, onları tamamen kuşatan ateşten örtüler veya tabakalar olduğunu belirtir. Bu, azabın sadece alttan değil, üstten de onları sardığını ve kaçış imkanı olmadığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğavâşî (غواشٍ), 'ğâşiye' (غاشية) kelimesinin çoğuludur ve 'örten, kaplayan' demektir. Ayetteki kullanımı, cehennem ateşinin onların üstlerini bir örtü gibi kapladığını, onları tamamen kuşattığını ifade eder. Bu, azabın her yönden onları sardığını ve onlara nefes aldırmadığını mecazi bir dille anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğavâşî (غواشٍ), 'ğışâve' (غشاوة) kelimesinin çoğuludur ve 'örtü, perde' anlamına gelir. Ayetteki 'min fevkıhim ğavâşî' ifadesi, cehennem ehlinin üstlerini örten ateşten tabakalar olduğunu, bu tabakaların onları tamamen kuşattığını ve azabın şiddetini artırdığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cezâ (جزاء), bir fiilin karşılığını vermek demektir. Hem iyilik hem de kötülük için kullanılır. Ayetteki 'kezâlike neczî'l-zâlimîn' ifadesi, Allah'ın zalimlere, yaptıkları zulümlerin karşılığı olarak bu tür bir azabı vereceğini, yani ilahi adaletin tecelli edeceğini belirtir. Bu, cezanın hak edilmiş olduğunu ve ilahi bir yasa olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cezâ kavramı Kur'an'da genellikle bir eylemin doğal veya ilahi sonucunu ifade eder. Bu ayetteki 'neczî' fiili, Allah'ın zalimlere hak ettikleri karşılığı, yani azabı vereceğini vurgular. Bu, ilahi adalet sisteminin bir parçasıdır ve her eylemin bir karşılığı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cezâ (جزاء), bir fiilin sonucunu, karşılığını ifade eder. Ayetteki 'neczî' fiili, Allah'ın zalimlere, işledikleri zulümlerin karşılığı olarak bu şiddetli azabı takdir ettiğini ve uygulayacağını belirtir. Bu, ilahi iradenin ve adaletin bir yansımasıdır ve cezanın kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak demektir. Kur'an'da bu kelime, Allah'a şirk koşmak, insanlara haksızlık etmek ve nefse zulmetmek gibi geniş bir anlam yelpazesini kapsar. Ayetteki 'ez-zâlimîn' ifadesi, Allah'ın sınırlarını aşan, haksızlık eden ve bu nedenle azabı hak eden kimseleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), haksızlık etmek, haddi aşmak demektir. Ayetteki 'ez-zâlimîn' ifadesi, Allah'ın emirlerine karşı gelen, O'na ortak koşan veya insanlara karşı haksızlık yapan kimseleri kapsar. Bu kimseler, yaptıkları zulümlerin karşılığı olarak cehennem azabına çarptırılacaklardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm kavramı Kur'an'da, ilahi düzene karşı gelme, adaletsizlik yapma ve haddi aşma anlamlarını taşır. 'Zâlimîn' ise bu eylemleri gerçekleştirenlerdir. Ayetteki 'kezâlike neczî'l-zâlimîn' ifadesi, bu kişilerin ilahi adaletin gereği olarak cezalandırılacağını ve bu cezanın onların zulümlerinin doğrudan bir sonucu olduğunu vurgular.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(41) (Lehum min cehenneme mihâdun ve min fevkıhim gavaşın ve kezâlike neczîz zâlimîn.)
“Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zâlimleri işte böyle cezalandırırız.”