İnne-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ vestekberû ‘anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbu-ssemâ-i velâ yedḣulûne-lcennete hattâ yelice-lcemelu fî semmi-lḣiyât(i)(c) vekeżâlike neczî-lmucrimîn(e)
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve o ayetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(40) (İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât ve kezâlike neczîl mucrimîn.)
“Bizim Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya hâlat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandı-rırız.” Deve (veya hâlat) nin iğne deliğinden geçmesi bir darbı meseldir anlatılır sürekli, hiç olur mu, deve iğne deliğinden geçer mi gibilerinden, işte kaynağı bu âyettir. Cenâb-ı Hakk bu misâli boşu boşuna vermiyor, demek istiyorki “sizin en büyük deveniz olan nefsiniz incelip rûhani hâle gelmedikçe o delikten geçemez”. Yâni kesâfetiniz letâfete dönmedikçe cennete giremiyeceksiniz. Göz bebeğimiz, küçük bir yuvarlaktır, dünya ise onunla kıyas kabul etmez büyüklükte bir yuvarlaktır. Ancak o küçük yuvarlağın dünya kıyasına göre iğne deliği gibidir.
İşte o göz ismi verilen iğne deliğinden bu dünya ve bütün âlemler içeri girmektedir, peki gene küçük bir top kadar olan kafamızın içine böyle sonsuz bir âlem nasıl sığmaktadır? Evet gözümüzün önünde olupta, görüp idrak edemediğimiz ne hakikatler vardır. İşte güzümüzden içeriye giren o dünya ve âlem “ruhumuza” intikal edip onun sonsuzluğunda görülmektedir.