Kâle yâkavmi leyse bî sefâhetun velâkinnî rasûlun min rabbi-l'âlemîn(e)
Hud, şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."
(Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
Bu ayet, peygamberin kavmine hitabını ve kendisinin 'sefâhet'ten uzak, 'âlemlerin Rabbi'nden gelen bir 'rasûl' olduğunu vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir. Dilbilimsel olarak, kelimelerin kök anlamları ve Kur'anî bağlamdaki semantik derinlikleri, peygamberlik misyonunun ciddiyetini ve ilahi kaynağını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesini 'kıyâm' (ayakta durmak) kökünden türeterek, bir araya gelmiş, bir iş için toplanmış insan topluluğu olarak açıklar. Ayetteki 'yâ kavmî' ifadesi, peygamberin kendi topluluğuna, onlarla olan aidiyetini vurgulayarak yaptığı bir çağrıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavm'i, erkeklerden oluşan topluluk olarak tanımlar, ancak Kur'an'da hem erkekleri hem de kadınları kapsayan genel bir topluluk anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayette peygamberin muhatap olduğu tüm topluluğu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sefâhet'i 'cehl' (cahillik) ve 'hiffetü'l-akl' (akıl hafifliği) olarak açıklar. Ayetteki bağlamda peygamber, kendisine yöneltilen 'beyinsizlik' veya 'akılsızlık' ithamını reddetmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sefâhet'i 'hiffetü'l-beden' (beden hafifliği) ve 'hiffetü'l-akl' (akıl hafifliği) olarak tanımlar. Akıl hafifliği, kişinin doğruyu yanlıştan ayıramaması, hikmetten yoksun olması anlamına gelir. Peygamber bu ifadeyle, tebliğ ettiği mesajın akılsızca olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sefâhet' kavramını Kur'an'daki 'cahiliyye' düşüncesiyle ilişkilendirir. Cahiliyye döneminde akıl ve hikmetten uzak davranışlar 'sefâhet' olarak görülürdü. Peygamber, kendisinin bu tür bir 'sefâhet' içinde olmadığını, aksine ilahi bir hikmetle konuştuğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rasûl' kelimesini 'irsâl' (göndermek) kökünden türeterek, 'gönderilmiş kişi' olarak açıklar. Ayetteki 'rasûlün min Rabbi'l-âlemîn' ifadesi, peygamberin gönderilişinin ilahi kaynağını ve misyonunun ciddiyetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rasûl'ü, bir mesajı veya haberi iletmek üzere gönderilen kişi olarak tanımlar. Kur'anî bağlamda bu, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara ulaştıran, ilahi vahyi tebliğ eden özel bir elçidir. Peygamber, kendisinin 'sefâhet' sahibi olmadığını, aksine ilahi bir elçi olduğunu beyan eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rasûl' kelimesinin semantik alanını incelerken, bu kelimenin sadece bir haberci olmaktan öte, ilahi bir otoriteyle donatılmış, tebliğ ettiği mesajın doğruluğunu ve geçerliliğini temsil eden bir figür olduğunu belirtir. Ayetteki kullanım, peygamberin ilahi yetkisini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin asıl anlamının 'terbiye etmek, bir şeyi aşama aşama kemale erdirmek' olduğunu belirtir. Aynı zamanda 'sahip, efendi, idareci' anlamlarına da gelir. Ayetteki 'Rabbi'l-âlemîn' ifadesi, Allah'ın tüm âlemlerin yaratıcısı, yöneticisi ve terbiye edicisi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, müdebbir, mürebbi' (sahip, efendi, idareci, terbiye edici) anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'Rabbi'l-âlemîn' terkibi, peygamberin gönderildiği kaynağın evrensel otoritesini ve gücünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'alâmet' (işaret) kökünden geldiğini ve Allah'ın varlığına işaret eden her şeyi kapsadığını belirtir. 'Âlemîn' ise bu âlemlerin çoğuludur ve insan, cin, melek ve diğer tüm varlık âlemlerini içine alır. Ayetteki 'Rabbi'l-âlemîn' ifadesi, Allah'ın sadece belirli bir kavmin değil, tüm evrenin Rabbi olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âlem'i, 'Allah'tan başka var olan her şey' olarak tanımlar. 'Âlemîn' ise bu varlıkların tümünü kapsayan bir çoğul formdur. Bu ayette, peygamberin mesajının ve gönderildiği Rabbin otoritesinin evrensel boyutunu ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(67) (Kâle yâ kavmi leyse bî sefâhetun ve lâkinnî resûlun min rabbil âlemîn.)
(Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
Siz aklı cüz’iniz ile bu işleri anlamaya çalışıyorsunuz ama ben Rabbimden aldığım aklı küll idrâki ve ilmiyle size bunları anlatmaya çalışıyorum.